Zebur’daki satırlar; “Düşmanlarım zafer kahkahası atmasın!..” (2)


Zebur’la ilgili ikinci yazımda, Davud peygamberin düşmanlarla savaşını, zırh yapmasını ve Mezmurlar’da sıklıkla geçen “sağ/sağ el” konularını kutsal metinlere göre aktarmaya çalışacağım.

Kur’an kendini tanımlarken şöyle der: “Sana indirdiğimiz bu Kitap bereketlidir, ilkelerini düşünsünler, öz akıllılar da anlasınlar.” *(Sad,29)

O zaman düşünmek ve anlamak için yola çıkalım, sorularımızı soralım…

Kur’an’ın, Hz. Muhammed’e, övgü ve esenlik, üzerine olsun, “… güçlü kulumuz Davud’u hatırla, o daima Allah’a yönelirdi.” (Sad,17) hitabını ilk yazımda belirtmiştim. İniş sırasına göre bakıldığında ardından gelen ayet şöyledir:

“Ve göklerde ve yerde olanları Rabbin daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin kimine kiminden artık iyilikte bulunduk ve Davud’a Zebur’u verdik.” (İsra,55)

Bu ayete göre “kitap” verilen peygamberlerin bir adım önde olduğunu düşünmemiz mümkün görünüyor. Davud, Süleyman, Eyüp, Yusuf, Musa ve Harun peygamberlerin de, “iyi davranmalarından dolayı ödüllendirilen” (En’am/Sığırlar, 86) Nuh peygamber soyundan geldiklerini öğreniyoruz.

Her “iyi davranış” ın ödüllendirildiği bir dünyada yaşamadığımız ortadadır. Acaba, kutsal kabul edilen metinlerin bizlere tanıttığı peygamberlerin “iyi davranışları” ile kastedilmek istenen nedir? İyi, güzel ve doğruya çağırmaları mıdır? Yozlaşan toplumları ahlaklı olabilmeleri için uyarmaları mıdır? Yerde ve göklerdeki işleyişe dikkat çekmeleri midir?

Davud peygamberin başka konularda da üstünlüğü vardır. Ayetleri okuyalım:

“Yemin olsun, biz Davud’a katımızdan bir lütuf sunduk. ‘Ey dağlar, onunla birlikte tespih edin ve kuşlar siz de.’ dedik. Ve onun için demiri yumuşattık. Geniş ve uzun zırhlar yap. Dokumasında titiz davran. Siz de iyilik ve barışa yönelik iş yapın. Kuşkusuz, ben yaptıklarınızı görüyorum… Ey Davud ailesi, şükür olarak iş yapın. Kullarım içinden şükredenler o kadar az ki…” (Sebe, 10-11 ve 13)

“Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı duyulan minnettarlık” olarak tanımlanan “şükür” kavramını “iş yapmak” la eşitleyen Kur’an, gerçekten de -ne dediğini anlamak üzere yola çıkarsanız- üzerinde derin derin düşünülmesi gereken ifadelerle doludur. O zaman soralım:

Dünya, “Göklerde bulunanlar…” (Nahl, Bal Arısı, 49) tarafından oluşturulmuş, milyonlarca canlı türünü barındıran bir tür laboratuvar mıdır?

Peygamber olarak kabul edilenler, bu laboratuvar gezegendeki işleyişin anlaşılması için ilk adımları atmakla görevlendirilmiş kişiler, insanoğlunun kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayan ön öğretici/ eğiticiler midir?

“… Uyarıcının bulunmadığı hiçbir millet yoktur.” (Fâtır/Yaratan, 24) ayetini ve Hz. Muhammed’in “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” sözünü esas alırsak, evrendeki işleyişi çözmeyi sürdüren bilim insanları da atılan ilk adımları geliştiren görevlilerdir, diyebilir miyiz?

Davud peygamber için “demir” nasıl yumuşatıldı? Kutsal metinlerdeki “iş gören” şuurluları nasıl yorumlamalıyız? Bilmiyoruz…

Biz şimdilik Davud peygamberin düşmanlarla savaşını Bakara Suresi’nin 246-251. ayetlerinden okuyalım. Özetle; Hz. Musa’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenleri o zamanki peygamberlerinden, Allah yolunda savaşmak için kendilerine bir kral gönderilmesini isterler.

Buraya bir not düşelim. İnsanoğlunun, adım atmak için daima bir “baş” araması bugün de sürmektedir. Belki de dolaylı olarak tapınma ihtiyacındadır!

Devam edelim… Allah onlara kral olarak Talût’u gönderir. İleri gelenler itiraz edince, peygamberleri, Talût’ta Musa ve Harun ailesinin bıraktıklarından bir sandık olduğunu söyler. Talût askerleri ile yola çıkar; bir ırmak göreceklerini ancak bir avuç dışında sudan içecek olanların ondan olmayacağını söyler. Büyük çoğunluk sudan içer. Talût ve kendisine bağlı olanlar ırmağı geçerler; Calût’a (Golyat) karşı savaşacaklardır ama sayıca azdırlar. Kur’an’dan okuyalım: “Calût ve ordusunun karşısına çıktıklarında, ‘Rabbimiz! Bize dayanma gücü ver, ayaklarımızı sağlamlaştır, inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!’ dediler. Allah’ın yardımı ile onları bozguna uğrattılar. Davud da Calût’u öldürdü. Allah, Davud’a hükümdarlık, bilgelik verdi ve ona dilediğinden öğretti…” (Bakara, 250-251)

Tevrat’taki satırlarda ise olay daha ayrıntılı olarak yer alır:

“Filist ordugâhından Gatlı Golyat adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı. (17:4) Filistli Golyat konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘Bugün İsrail ordusuna meydan okuyorum! Benimle dövüşecek birini çıkarın karşıma!’ (17:10) Filistli Golyat kırk gün boyunca sabah akşam ortaya çıkıp meydan okudu. (17:16) Ertesi sabah Davut erkenden kalktı. Sürüyü bir çobana bıraktı. İşay’ın buyurduğu gibi erzağı alıp yola koyuldu. Ordugâha vardığı sırada askerler savaş naraları atarak savaş düzenine giriyorlardı. (17:20) Davut onlarla konuşurken, Gatlı Filistli, Golyat adındaki dövüşçü Filist cephesinden ileri çıkarak daha önce yaptığı gibi meydan okudu. Davut bunu duydu. (17:23) Golyat saldırmak amacıyla Davut’a doğru ilerledi. Davut da onunla dövüşmek üzere hemen Filist cephesine doğru koştu. (17:48) Böylece Davut Filistli Golyat’ı sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi. (17:50)” (1.SAMUEL)**

Sonraki satırlarda, RAB’dan destek alan Davut ve adamlarının Filistlilere karşı savaştıklarını, onları yendiklerini okuyoruz. “… Çünkü RAB, Davut hakkında, ‘Halkım İsrail’i kulum Davut aracılığıyla Filistlilerin ve bütün düşmanlarının elinden kurtaracağım’ demişti.” (2.SAMUEL 3:18)

Göklerdeki RAB neden sadece İsrail’in koruyucusudur, Filistin-İsrail geriliminin hâlâ sürüyor olmasında bu satırlar etken olmuş mudur? Konuyu uzmanlarına bırakalım ve Zebur’a dönelim.

Zebur, Davud peygamberin, düşmanlarının Tanrı tarafından cezalandırılması için ettiği dualarla doludur. Davud’un hayatı Tevrat’taki satırlara göre de savaşmakla geçer. “Savaş yine patlak verdi. Davut gidip Filistlilere karşı savaştı. Onları öyle büyük bir bozguna uğrattı ki, önünden kaçtılar.” (1.SAMUEL 19:8)

Davud peygamberin İsrailoğulları arasında da düşmanları vardır. Kur’an bu durumu “İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın dilinde lanetlenmişlerdi. Bu, başkaldırmaları ve saldırıda bulunmalarından dolayı idi.” (Maide/Sofra,78) cümlesiyle verir.

Her ne kadar Davud, “Korkum yok/Çevremi saran binlerce düşmandan.” (Mezmur, 3/6) dese de bu konuda RAB’dan sürekli yardım ister. Birkaç örnek cümle verelim. “Vur bütün düşmanlarımın çenesine… Düşmanlarıma karşı/Yolunu önümde düzle… Düşmanlarımın gazabına karşı çık!.. Düşmanlarım, ‘Onu yendik!’ demesin… Düşmanlarım zafer kahkahası atmasın!.. Kurtar beni düşmanlarımın pençesinden… Kötü konuşuyor düşmanlarım ardımdan/’Ne zaman ölecek adı batası?’ diyorlar… Düşmanlarım ayak altında çiğniyor beni her gün… Kurtar beni düşmanlarımdan, ey Tanrım… Yardım et bize düşmana karşı…”***

Düşmana karşı dururken, düşmanla savaşırken, Tanrı’nın ve ilahî güçlerin yardım edeceğine inanmak dinî metinlerin satırlarında hep yer almıştır. Yaşam tarzlarının, kültürlerin, siyasetin şekillenmesinde dinin etkisi tartışılmaz demek, yanlış olmayacaktır.

Bugün siyasî görüş ifade etmek için kullandığımız “sağ/sol” kelimelerinin, Kur’an’da yön, durum, vs. belirlemek için kullanıldığını okuyoruz. Örneğin bazı ayetlerdeki ifadeler; “sağ” iyidir, “sol” kötüdür algısına da neden olmaktadır.

Bu gerçekten böyle midir?

Dini siyasete âlet edenler bu durumdan yararlanmayı severler. Halkın büyük çoğunluğunun da benimsediği; “sağcılar cennetlik, solcular cehennemliktir” algısı bugün de yerli yerinde durmaktadır. Yanıldıklarını anlatmak başka bir yazının konusu olacaktır.

Biz tekrar Zebur’a dönelim. Davud peygamber, RAB’dan yardım dilediğinde “sağ/sağ el” kavramını sıklıkla kullanır. Mezmurlardaki örnekler ilginçtir:

Sağ elinin kurtarıcı gücüyle (20/6) … Sağ elin zafer dolu. (48/10) … Kurtar bizi sağ elinle, yardım et (60/5) … Sağ elin bana destek olur. (63/8) … Sağ elimden tutarsın beni. (73/23) … Çıkar sağ elini bağrından, yok et onları! (74/11) … Zaferler kazandı sağ eli ve kutsal koluyla (98/1) … Sağ elin beni kurtarır (138/7)”

Kim, nasıl kurtulacak sorularının cevabı eğer inanç söz konusu ise henüz “gayb” dır yani gizlidir; sonrasına/ahirete ilişkin net bilgilere de henüz sahip değiliz, belki de hiç olamayacağız.

Evrendeki işleyişi bir gün çözümlemek dileğimizi saklı tutarak yazımızı Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sessiz Gemi” adlı ünlü şiirinin dizeleriyle bitirelim. Somut gerçek o dizelerde…

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden / Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıklayın

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:
*Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Çevirisi
** https://www.kutsalkitap.org/online-tevrat-oku/
*** https://www.kutsalkitap.org/online-zebur-oku/


One thought on “Zebur’daki satırlar; “Düşmanlarım zafer kahkahası atmasın!..” (2)

  • 11 Mart 2022 tarihinde, saat 21:26
    Permalink

    Bugün de hala ; önemsediğimiz , hep yardıma hazır sevdiklerimiz için “O benim sağ kolum ” ifadesinin kökeni , meğer nerelerden geliyormuş … Çok teşekkürler…

Yorumlar kapatıldı.