Panzehri var mı?

Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını gün gün anlatan en ciddi ve anlamlı kaynaklardan biri rahmetli Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün hacimli çalışmasıdır.* Her yararlandığımda kendisini saygı ve minnetle anıyorum. Bu kapsamlı eserdeki yıl ve günleri takip ettiğinizde Mustafa Kemal’in mücadelesiz, sıkıntısız neredeyse bir günü bile olmadığını görüyorsunuz. Bağımsızlık için verdiği amansız uğraşın yanı sıra sık sık sağlık sorunlarıyla da başa çıkmaya çalıştığı bir ömrünün olduğunu okuyorsunuz. Kısa süreli rahatlama anlarında da içini ya mektuplara döküyor ya da tedavi için gittiği Karlsbad’da yaptığı gibi günlükler tutuyor.

Mustafa Kemal’in iki aylık bir tedavi için İstanbul’dan Viyana’ya gidişi 1918 ortalarına denk gelir. Böbreklerinden rahatsızdır. Burada tedavi olmasını Enver Paşa ve Doktor Süleyman Numan Paşa tavsiye etmiştir. Karlsbad’a geçişi de 30 Haziran’dır.
***
Bir yıl sonra yine Haziran’dayız… Mustafa Kemal Mayıs sonlarına doğru, bilindiği üzere Samsun’dan Havza’ya geçer. Burada hem çalışmalarını sürdürür hem de Havza’nın kaplıcalarında şifa arar. Sonraki yıllarda (24 Eylül 1924) şöyle diyecektir: “Eğer Havza’nın nafi ve şifalı kaplıcaları sağlığım üzerinde iyileştirici bir etki bırakmasa idi emin olunuz ki devrim için çalışamayacaktım. Bundan dolayıdır ki Havza’ya ve Havzalılara çok borçluyum. Yürekten bağlılığımı ebediyen saklayacak ve sizi hiç unutmayacağım.”** Sağlık sorunu, yaşantısını bu derece etkilemektedir.

Mustafa Kemal, neticede Havza’dan Amasya’ya geçer ve 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’ni, Anadolu’da mülkî ve askeri makamlara çektirir.*** Ertesi gün Kâzım Karabekir Paşa’ya çektiği telgrafta da şöyle diyecektir: “… Merkezî hükümet milli girişimlerimize karşı her ne şekilde tecavüz elini uzatırsa uygun surette hemen karşı harekete girişilerek milli gayenin gerçekleştirilmesi zorunludur.”

Aynı gün Vükelâ Meclisi de Mustafa Kemal için kararını verir: “… Mustafa Kemal Paşa’nın, azledilerek hiçbir resmi sıfatı kalmamış olduğundan bildiri ve emirlerinin resmi nitelik taşımadığının icap eden vilayetlere duyurulmasının Dahiliye Nezareti’ne bildirilmesi”

Yine aynı gün İçişleri Bakanı Ali Kemal de şifreyle bir genelge yayınlar. Genelge’de Mustafa Kemal’in, İngiliz Olağanüstü Temsilcisinin istek ve ısrarıyla görevden alındığı yazılıdır. Mustafa Kemal bu genelgeye Nutuk’ta yer verecek ve bu şifre genelgeden, 27 Haziran 1919’da yani  Sivas’a ulaştığında haberi olduğunu belirtecektir.

Ali Kemal, düşmana ve Padişah’a yaptığı son hizmetten sonra görevinden istifa eder. Padişah da Saray’ın her dakika kendisine açık olduğunu söyler ve “Refik Bey’le işbirliğinden ayrılmayınız” iltifatında bulunur. Mustafa Kemal bu olayı şöyle verir Nutuk’ta:****

“Ali Kemal’i bakanlık makamında ve padişah huzurunda gördükten sonra, onu bir de asıl, gerçek görevi başında görelim! Canınız sıkılmazsa, Sait Molla’nın Rahip Frew’a yazdığı mektuplardan birini gözden geçirelim.

‘Ali Kemal Bey’in son felaketi üzerine üzüntünüzü bildirdiğinizi söyledim. Bu kişiyi elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir hediye sunmak için en uygun bir zamandır… Ali Kemal Bey, emirlerinize harfi harfine uyacak, Zeynelabidin partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor. Özetle, işler bulandırılacak.”

Mustafa Kemal şöyle devam eder: “Ali Kemal Bey’in Amasya’dayken henüz haberim olmadığını söylediğim genelgesi, görevlilerin ve  halkın düşüncelerini gerçekten de bulandırmış. Her yerde eksik olmayan kötü ruhlu kimseler, hemen bana karşı propagandaya ve eyleme geçmişler.”
***
O günün, Milli Mücadele‘ye karşı halkı kışkırtmalarıyla ünlü ve buluşma yerleri İngiliz gemisi olan Ali Kemaller, Sait Mollalar, Rahip Frewlar, Mustafa Sabriler, Damat Feritler, Seyit Abdülkadirler, Miralay Sadıklar, Rıza Tevfikler, Zeynelabidinler, Dürrizade Abdullahlar, Hafız Mahmutlar, bugün de farklı farklı adlar altında varlıklarını sürdürüyorlar ve Atatürk Cumhuriyeti’nin, şehit kanıyla kurulmuş olan Cumhuriyet’imizin olumsuz yönde etkilenmesi için “işleri bulandırmaya” devam ediyorlar.

Bu bulandırmanın panzehri var mıdır, varsa nedir?

Bu bulandırmanın panzehri vardır. Panzehir, halka gidip, ona gerçekleri anlatmak ve onun hayatına olumlu yönde dokunmak, ona umut vermektir. Oysa – istisnalar olsa bile- günümüz siyaset kurumları ve sivil kuruluşları hâlâ;

“Orda bir köy var, uzakta… O köy bizim köyümüzdür… Gezmesek de, tozmasak da… O köy bizim köyümüzdür!” dizelerini söylemektedirler. 1930’larda Ahmet Kutsi Tecer tarafından yazılan ve “aidiyet” duygusuna vurgu yapan bu ünlü şiir elbette güzeldir ancak dün de bugün de gitmediğimiz köy ne yazık ki bizim köyümüz değildir. Mustafa Kemal Atatürk bunu görmüş ve özellikle halk ile köyde yaşayanlar arasında bağ kurulmasını istemiştir. Falih Rıfkı Atay’ın bu konuda naklettiği ünlü olayın son cümlelerini verelim:

“Gençlerden biri: ‘Efendim, köylere gitmek için otomobil ve araba tahsisatı yok’ deyince Atatürk; ‘Menemenli isyancı şeyhlerin köy köy dolaşmak için tahsisatları mı vardı?’ dedi.”*****

Atatürk, gelecek kuşaklara örnek ve uyarı olması adına Anadolu’nun her yerini dolaşmış, Cumhuriyet’in değerlerini anlatmış ve halkla bağ kurmuştur.

Ziya Gökalp’in, I. Balkan Savaşı sırasında askerlerimiz için yazdığı Asker Duası adlı şiirin “Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker” dizelerini siyasetlerine âlet eden sözde İslamcı zihniyet ülkeyi yönettiği sürece siz o “o uzaktaki köy” e gitmek, halkla bağ kurmak zorundasınız.

Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak için “o uzaktaki köy” e gitmek zorundayız.

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıkla

 

Yararlanılan Kaynaklar:
*Prof. Dr. Utkan Kocatürk; Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkezi
** Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, Alfa, s. 517-518
***“Kalem kâğıt alsın gelsin”, Amasya Tamimi adlı yazımıza bakılabilir.
**** Nutuk; İşbankası Kültür Yayınları, s. 23-24
***** Olayın tamamı için Musa ve değişen rejim adlı yazımıza bakılabilir

 

PAYLAŞIM: