Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

Vahiy, bir “okuma” mıdır?


Mekkî surelerle ilgili bir değerlendirme

“Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?” sorusuna yanıt aramak için Eylül 2024 itibariyle başlattığım ve düz yazı-video anlatımı olarak süren Mekkî surelerle ilgili çalışmam tamamlanmış bulunuyor.

Değerlendirmeye geçmeden önce şu ön bilgiyi verelim:

İslam kaynaklarına göre Mekkî sureler, 622 yılında Muhammed peygamberin Mekke’den Medine’ye Hicret (Göç) etmesinden önce inen surelerdir. Diğer bir ifadeyle 610-622 yılları arasında inen vahiydir. Hicret konusunda en önemli etken Arap kavminin Muhammed peygamberin tebliğine karşı takındığı olumsuz tavırdır. Mekke toplumunu, temel olarak, sadece Allah’a inanmaya çağıran Muhammed peygamber, çoğunluğu inandıramadığı gibi alaya alınmış, hakarete uğramış ve ona inanan kişiler baskı, eziyet ve işkence görmüştür. Bu durum, Mekkî surelerin metinlerinde de açıkça görülür. Amcası Ebu Talib’in vefat üzerine daha fazla sataşmaya hedef olan Muhammed peygamber, tebliğini Taif’e giderek sürdürmeye çalışmış ancak orada da sert tepki ile karşılaşınca Mekke’ye geri dönmek zorunda kalmıştır. Tebliği, Medine (Yesrib) halkı arasında yer bulmaya başlayınca da Hicret olayı gerçekleşmiştir. 

Çalışmada esas alınan makalenin, Prof. Dr.  Esra Gözeler’in Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisinde yer alan; “Mekki-Medeni Sure Tertipleri: Hz. Aişe, İbn Abbas-Kurayb, Mucahid ve Ḳatade Rivayetleri” adlı makale olduğunu belirtelim ve o makalede yer alan şu bilgiyi de paylaşalım:

“İbn Abbas (ö.687-88) Kurayb (ö.716) Rivayeti: Mekkî ve Medenî Sureler İbnu’l-Arabî’nin ‘Mekke’de Nâzil Olanlar’ başlığı altında naklettiği diğer bir rivayet, Kurayb b. Ebi Muslim kanalıyla İbn Abbas’a dayanmaktadır. … Aṭa el-Ḫurasanî (ö.753), Ebu Ṣaliḥ ve İbn Cureyc (ö.767, sadece Medeni sureler) kanalıyla İbn Abbas’a ulaşan beş farklı Mekkî-Medenî sure tertibi olduğu bilinmektedir. İbnu’l-Arabî’nin naklettiği yukarıdaki iki rivayet daha erken bir isim olan Kurayb tarafından İbn Abbas’a ulaşması bakımından değerlidir.” (Esra Gözeler; Ankara Üni. İlahiyat Fakültesi 58:1 (2017), ss.225-238 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000001468)

Gözeler’in verdiği bilgilere göre İbn Abbas’tan nakledilen Mekkî sure sayısı 80’dir. Genelde Mekkî olarak değerlendirilen Fatiḥa, Yunus, Ankebût, Rûm, İnşiḳâḳ ve Fecr sureleri bu tertipte yer almamaktadır. Gözeler’in ifadesiyle; “Rivayetin nakli sürecinde bu surelerin eksilmiş olması muhtemeldir.”  

İbn Abbas-Kurayb rivayet zinciri düzenine göre ilk sure Alak, son sure Mutaffifin’dir.

Bahsi geçen diğer rivayet zincirlerindeki sure sayısında ve surelerin dizilişinde farklılıklar olduğunu hatırlatalım. Örneğin Mucahid’de Mekkî sure sayısı 81, Muhammed peygamberin eşi Ayşe’den rivayetle nakledilen Mekkî sure sayısı ise sadece15’tir.

Rivayet zincirinde yer alan iki isme de bakalım. Biri; hadis rivayetinde esas kabul edilenlerden İbn Abbas’tır ve doğum yeri ve tarihi, kaynaklarda Mekke 619 olarak geçmektedir. Buna göre Muhammed Peygamber vefat ettiğinde (632) İbn Abbas on üç yaşında bir çocuktur. TDV İslam Ansiklopedisi’nde İbn Abbas hakkında şu bilgileri okumaktayız:

“Hicretten muaf tutulanlardan (müstaz’af) olan annesiyle Mekke’de kaldı. Bir süre sonra onunla birlikte Medine’ye göçtüğü şeklindeki rivayet yanında, babası Abbas’la birlikte fetih yılı (630) hicret ettiğine dair de rivayetler vardır.”

İkinci isim de İbn Abbas’ın azatlısı ve öğrencisi olarak bilinen Kurayb b. Ebi Muslim’dir. Kurayb, Tâbiîn neslindendir yani Muhammed peygamberi görmemiş ancak sahabeyi yani Muhammed peygamberi görenleri görmüştür. Kurayb, hadis nakletmede, (ravi) fıkıh-tefsir geleneğinde güvenilir bir isim olarak bilinmektedir ve İbn Abbas’ın ilmî mirasının sonraki nesillere ulaşmasında önemli rol oynamıştır.

Mekkî surelerle ilgili tüm çalışmalarımızın öncelikle; Elmalılı Hamdi Yazır, Hasan Basri Çantay, İsmail Hakkı İzmirli, Hüseyin Atay çeviri/meal ve de tefsirlerine dayandığını belirtelim ve Mekkî surelerle amaçlananın ne olabileceği sorusunu aklımızda tutarak bazı çıkarımlarımızı paylaşalım.

Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, Kur’an Arap kavmine inmiştir ve toplum Kur’an kelimesini, indiği yıllar öncesinden de “okumak, bir bilgiyi zihinde muhafaza etmek” anlamlarında kullanmaktadır. Kelimenin türediği kök hakkında ittifak yoktur. Kimi müfessire göre kelime, bir şeyi diğer bir şeye yaklaştırmak, katmak anlamındaki “karn” kökünden, kimine göre de okumak ve toplamak anlamlarındaki “karaa” kökünden türemiştir. Tarihsel süreç içinde Kur’an kelimesinin anlamı; “açıklamak, beyan etmek, toplamak ve bir araya getirmek, sesli okumak” şeklinde ifade edilmiştir. Bu bağlamda ilk inen Alak suresinin (yaygın görüş bu yöndedir) iki kez tekrarlanan “Oku!” emri anlam kazanmaktadır. Muhammed peygamberden oku emriyle istenen -önünde açılmış bir kitap olmadığına göre- söylenen sözleri tekrar etmesidir ve bu iniş Muhammed peygamberin gönlüne/kalbinedir. (Bakara, 97)

Burada, İslam âleminde ve Avrupa’da Orta Çağ biliminin kurucusu ve tabiplerin önderi olarak kabul gören Buharalı İbni Sina’nın, “çok az sayıda insanın peygamber olabileceğini, zira bu insanların olağanüstü bir ilham kabiliyetine sahip olduklarını” belirttiğini ifade edelim. Hezarfen (polimat) İbni Sina vahyi, ilham kabiliyetine bağlamıştır ve bu cesur düşüncesi nedeniyle de sonraki yüzyılda, katı Sünni inancın, buyurgan şeriatın temsilcisi Gazalî gibi karşıtlarının hedefinde olacaktır.

İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre ilk (Alak) ve son (Mutaffifin) surelerde Allah kavramı değil, besleyip, terbiye edip eğiten anlamındaki Rab kavramı geçmektedir.

Yine bu rivayet zincirindeki Mekkî surelerin ilk ayetlerindeki kavram, kişi ya da özne nedir ya da kimdir diye baktığımızda bunların; Allah, Rab, Ben, Biz, Kur’an, Kitap, Muhammed peygamber, insan (ad olarak sadece Ebu Leheb) ve kıyamet (ve âlametleri) olduklarını görmekteyiz. Bu kavramlar; üçlü, dörtlü, beşli olarak da kullanılmaktadır. Örneğin; Allah-Rab-Muhammed, Allah-Rab-Biz-Muhammed, Allah-Rab-Biz-Kur’an-Muhammed.

Bunların anlamı, Muhammed peygamberin kavmi tarafından kabullenilmesinin sağlanması, peygamberlik görevinin pekiştirilmesi olabilir, diye düşünmekteyiz.

Mekkî surelerin ilk ayetlerindeki konu ya da konulara baktığımızda çeşitlilik görsek de bunları başlıklar altında sınıflandırmak mümkündür. Çoktan aza doğru gittiğimizde Kur’an-Kitap anlatımının en üst sırada yer aldığını görmekteyiz. Ardından; yeminle başlayan sureler, Kıyamet ve alâmetleri, Allah konusu, Muhammed peygamber ve Arap kavmi gelmektedir.

Yaratan-yaratılan ilişkisi bu başlıklar altında geliştirilmiş, diyebiliriz.

Kur’an-Kitap anlatımında surelerin ilk ayetleri şu konuları içerir:

Kur’an okumak, Kadir Gecesi, Kur’an’ın; düşündürücü, hatırlatıcı, öğüt verici, gerçeği açıklayan/bildiren/apaçık anlatan, hak ile bâtılı apaçık gösteren, sağlamlaştırılmış, uzun uzun açıklanmış, her gerçeği açıklayan, hikmet/bilgelik dolu Kitabın ayetleri oluşu, Arapça Kur’an olarak indirilmesi, Kitabı Biz’in Muhammed peygambere indirdiği, Kitabın Allah katından indirildiği, ayetleri ayrı ayrı açıklanmış, müjdeci, uyarıcı/korkutucu ve Arap kavmi anlasın diye Arapça Kur’an olması, açıklayıcı Kitabın bereketli bir gecede indirildiği ve indirilişin hüküm ve hikmet sahibi, ulu ve bilge olan Allah’tan olduğu, övgünün (hamd) pek değerli Kitabı kuluna indiren Allah’a olduğu, vahyin meleklerle indirildiği, Kitabın, insanları Allah’ın yoluna çıkarması için Muhammed peygambere gönderildiği ve Kur’an’ın, âlemlerin rabbinden indirilmesinde şüphe olmayan Kitap olduğu…

Yemin anlatımı ile başlayan surelerin ilk ayetlerindeki -üzerine yemin edilen- konulara geçmeden önce yemin etmenin kuvvet ya da söylenen sözün Allah ile güçlendirilmesi anlamına geldiğini belirtelim. Bu bağlamda ara ara dikkat çektiğimiz bir konuyu tekrar hatırlatalım. Kur’an metninde Arap kavmine yabancı bir anlatım yoktur. Bu durum yeminler konusu için de geçerlidir. İslam öncesinde yani Cahiliye olarak adlandırılan dönemde örneğin, doğa olaylarına yemin etmek Arap kültüründe yaygın ve yerleşik bir uygulamaydı çünkü onlar için doğa olayları ilahî güçlerin yansımalarıydı. Şimşek, gök gürültüsü, rüzgâr, yağmur, gece-gündüz, dağlar, çöl, kutsal vadiler, zemzem, su kaynakları, deve, at, kan, kılıç gibi ifadeler yeminlerin konusuydu. Şu iki örneği verelim: “Güneş hakkı için, Ay üzerine yemin ederim.” Bunların dışında da putlara, Kâbe’ye, atalara, soya, vs. yemin edilirdi. Yazılı hukukun olmadığı bir dönemde yemin, hukukun yerine geçmekteydi. Yeminini bozan kişi toplumda itibar kaybına uğrardı. Ayrıca yemin (kasem) şiirde sözün etkisini artıran bir unsurdu. İslam öncesi Arap toplumunda şiir zirvedeydi.

Arş. Gör. Hakan Şahin’in, “İslam Öncesi Mekke’de Sivil Toplum” başlıklı çalışmasından şu satırları hatırlatalım:

“Mekke’de yasal icbar kurumlarının bulunmuyor oluşundan ötürü seçkinler, kendi görüşlerini muhataplarına kabul ettirebilmek için retorik becerilerini geliştirmek durumundaydılar. Bu durum halk arasında şiir ve hitabet gibi sanatların popülerlik kazanmasını sağladı. Kabile liderleri genelde kafiyeli konuşabilen insanlardı. Davalarda hakemler kararlarını şiir formunda ilan ederlerdi. Kafiyeli konuşmak bir bilgelik göstergesi olarak algılanırdı. Seçkinler hem kendilerini geliştirmek hem de halk arasında kendi görüşlerini yaymak amacıyla şairleri istihdam eder, kendilerini memnun edecek tarzda konuşmalar yapan sokak sanatçılarını ödüllendirirlerdi.” (Hakan Şahin, 2015, Liberal Düşünce Dergisi, Sayı 78, 2015, 45-60)

Bu bağlamda şunu da verelim: Kur’an’ın şairleri kötülemesi, Muhammed peygamberin tebliğinin vahiy ürünü olduğunu vurgulaması, İslam öncesi dönemdeki toplumsal işleyişle, özellikle cinlerle ilgilidir. Kur’an; nasıl ki bölgenin binlerce yıldır tapılan baş tanrısı Allah ile putlar arasına set çekiyorsa, benzer şekilde: “Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da…” gibi ifadelerle de İslam öncesi yapının ana ögelerinden olan cinlerle Muhammed peygamber arasına set çekmektedir.   

Kur’an’daki yeminlerin üslubu benzerdir; şu farkla ki Kur’an’da tevhit inancı yani Allah’ın birliği/tekliği/ortağı olmadığı inancı, yeminlerin merkezine yerleştirilir. Yeminlerin ögeleri şunlardır:

Gece-gündüz, kalem ve yazdıkları, kuşluk vakti, zaman, koştukça koşanlar-kıvılcım saçanlar-sabah baskın yapanlar-toz koparanlar, (Bu ifadelerin atlarla ilgili olabileceği belirtilir çünkü kaynaklara göre ayetlerin iniş nedeni, Muhammed peygamberin, büyük Arap kabilesi Benî Kinane’ye göndermiş olduğu bir süvari takımından uzun süre haber alamaması üzerine kendisine karşı olanların, süvarilerin katledildiği yolunda söylentiler yaymasıdır.) kayan yıldız, güneş, kuşluk ışığı, ay, takım yıldızlar bulunan gök, Kıyamet/Kıyamet günü.

İncir, zeytin, (İki görüşten biri, meyve oldukları yönündedir çünkü bu iki meyve ticaretin temel ürünlerindendir. Diğeri de incirin Şam’daki Tîn Dağı, zeytinin ise Kudüs’teki Zeytin Dağı olduğudur.) Sina Dağı, güvenli kent (Güvenli kent Mekke’dir. Bu ifade Beled suresinde de “belde” olarak geçmekte ve tefsirlerde Mekke olduğu belirtilmektedir.)

Devam ediyor…

Kendini kınayan kişi, gönderilenler-esenler-yayanlar-ayıranlar-bildirenler, (Bunlar; “âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar yahut peygamberler yahut da Kur’an ayetleri” gibi sadece din terimleriyle açıklanmıştır, ne oldukları konusunda net bilgi yoktur.) Kur’an, Kitap, (“İnce deri üzerine yazılmış Kitaba” ifadesi nedeniyle tam olarak anlaşılamamıştır, ittifak yoktur. Hasan Basri Çantay’daki açıklama: “Celaleyn: Tevrat’a yahut Kur’an’a. Beyzavî: Murat, Kur’an’dır yahut Levhi Mahfuz’dur yahut evliyaullahın marifetleri, hikmetleri yahut hıfız meleklerinin yazdıklarıdır.”)

Yeminlerin ögeleri şöyle sürer:

Gece ortaya çıkan, (geceleyin gelen her şeye denir, yıldızlar da buna dahildir) saflar bağlayıp duranlar-sürenler-art arda ananlar, (Tefsirlere göre, kastedilen meleklerdir ancak ittifak yoktur.) tozutup savuranlar-yükü taşıyanlar-kolayca akanlar-iş bölümü yapanlar, (Tefsirlerde bu ifadelere yüklenen anlamlar, rüzgârlardan başlamış, meleklere kadar gitmiştir ancak ittifak yoktur.)

Tur, (Musa’nın, Rabbin sözünü işittiği kabul edilen dağın adıdır.) bayındır olan ev, (Tefsirlerdeki bir rivayete göre Bayındır Ev (Beyti Mamur) “yedinci semada bir beyttir ki her gün onu yetmiş bin melaike ziyaret eder, Kıyamet’e kadar bir daha avdet etmezler. Hasan Basri’ den bir rivayette de murat Kâbe’dir. Allah teala onu her sene altı yüz bin kişi ile mamur kılar. Eğer insanlar ondan eksik olursa melaike ile doldurur. Beyzavî’ ye göre de mamur ev, inananın kalbidir.” Görüldüğü gibi yorumlar dinsel ögelerle süslenmiştir.) yükseltilmiş tavan, (sema ya da arş) kabaran deniz.

Kuvvetle çekip çıkaranlar-coşkulu davrananlar-süzülüp geçenler-yarıştıkça yarışanlar-işleri yönetenler, (Bu güç ve melekelerle donatılanların kim ya da ne olabilecekleri konusu açık değildir. Elmalılı Nâziât kelimesinin beş fiil içerdiğini belirtmiş ve kullanılan fiillerin yapısı ve anlamlarına göre bunların melekler olabileceği yorumunu yapmıştır.) tan yerinin ağarması, on gece, (Tefsirlere göre; Zilhicce’nin ilk on gecesi, Ramazan’ın son on gecesi, Muharrem’in ilk on günüdür.) ve çift-tek.

Kıyamet/Kıyamet alâmetleri anlatımı ile başlayan surelerin ilk ayetlerinin içerdiği konular:

Kıyamet ve alâmetleri, kızgın ateşe (haviye) atılacak olanlar, Kıyamet Günü/Saat, Allah’ın tutuşturulmuş ateşine (hutame) atılacak olanlar, Ay’ın yarılması, Kıyamet’te uğurluların (sağcılar) ve uğursuzların (solcular) durumu, her şeyi kaplayacak olay, can yakıcı azap gelmezden önce Nuh’un kavmine gönderilişi ve kavimlerin yok ediliş yöntemleri, (Yahudi kavmiyle bağ kurma) inecek/savrulamayacak azap, büyük haber/büyük olay, peş peşe sarsıntı.

Allah anlatımı ile başlayan surelerin ilk ayetlerinin içerdiği konular:

Rabbin adını arı tutmak, tesbih ve tenzih etmek, kıskançların, düğümlere üfleyenlerin, karanlığın, yaratıkların kötülüğü, göğüslere vesvese veren sinsi şeytanın kötülüğü, Allah’ın özellikleri, Rabbe uymak, başka velilerin ardına düşmemek, ortağı bulunmayan ve her şeyi yaratan Allah, övgü/hamd, yeri-göğü yaratan ve melekleri elçiler kılan Allah’adır, Rabbin, kulu Zekeriya’ya rahmetini anışı, ((Hristiyanlarla bağ kurma) övgü/hamd göğü-yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’adır, övgü/hamd göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah’adır, göklerde olanlar da yerde olanlar da O’nundur, bütün mülk elinde olan Allah yücedir, övgü/hamd âlemlerin Rabbi ve din gününün sahibinedir.

Muhammed peygamber anlatımı ile başlayan surelerin ilk ayetlerinin içerdiği konular:

Oku emri, insanları uyarmak, Muhammed peygamberin korunup kollanması, Muhammed peygambere verilen pek çok şey, Muhammed peygambere uyarı, gece yolculuğu/yürüyüşü, kavminin Muhammed peygamberi sorgulaması.

Arap kavmi anlatımı ile başlayan surelerin ilk ayetlerinin içerdiği konular:

Ebu Leheb’e beddua, mal ve evlat çokluğunda yarış, yardımlığa engel olanlar, “sizin dininiz size, benim dinim de banadır” söylemi, fil sahiplerinin sonu, Kureyş kabilesinin ayrıcalığı.

Cinler, (İslam öncesi Arap toplumunda cinler, yeryüzündeki ilahlar olarak kabul edilir; taş, ağaç, kuyu, mağara gibi yerlerde yaşarlar ve doğa olayları dahil pek çok olayın nedenidirler. Araplar cinlerle iletişime geçilebileceğine inanmaktadır yani toplum cin konusuna yabancı değildir ve yaşamlarında cinler çok etkindir.  Kâhinler cinlerle iletişime geçebilir ve bunlar; ṣahip, mevla ve veli gibi tabirlerle adlandırılır. Şairler ilham cinleriyle ilişki kurar. Bu nedenle Kur’an’da, elçi Muhammed’in “mecnun” olmadığı vurgulanır. Delilik anlamına gelen “cünûn” ve mecnûn” kelimelerinin Arapça “cinn” kelimesinden türediğini belirtelim. Allah ile putlar arasında set çekilmesi durumu Muhammed peygamberle cinler arasında da istenmektedir.)

Gaflet içinde kalmış bir kavmin uyarılması, inananlar, ölçüde, tartıda hile yapanlar, inananların sınanması ve Bizanslılar. (İslam öncesi siyasi ve ticarî anlamda en çok bağ kurulan devlettir.)

***

Arap kavmine hitap eden Mekkî surelerdeki anlatım büyük ölçüde aşağıdaki konularla örülmüştür. Bunların ayrıntıları için, daha önce işlemiş olduğumuz 86 surenin anlatımına bakılabilir.

1) Bölgede binlerce yıldır bilinen ve tapılan baş tanrı Allah ile sayıları 360’ı bulan putlar arasına set çekilmesi; Allah’a tüm ortaklarından arındırılarak tapılması, kulluk edilmesi, putların da reddedilmesi.

2) Vahyin cinlerden değil Allah’tan geldiğinin belirtilmesi; Muhammed peygamberle cinler arasına set çekilmesi.

3) Arap kültüründe yaygın ve yerleşik bir uygulama olan doğa olaylarına yemin edilmesinin merkezine, ortağı olmayan Allah’ın yerleştirilmesi.

4) Doğa olaylarının, Allah ve Biz kavramlarına tek ya da ortaklaşa olarak bağlanması. (örnek: “Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka meyveler çıkardık.” Fâtır, 27)

5) Muhammed peygamberin kayırılması, Kureyş’in korunması, Mekke’nin öne çıkarılması ancak Mekke toplumunun yaşam tarzının ve ahlak anlayışının kınanması.

6) Allah’ın ayetlerine iman edilmesi ya da ayetlerin inkâr edilmesi. Kur’an’a göre yaratılışın amacı Allah’a imandır. Kişinin her hareketinin ya da üreteceği her değerin sonucu iman ya da inkâr etmesine göre değerlendirilir. Cennete girecekler için kullanılan “iman edip iyilik/yararlı işler yapanlar” kalıp ifadesi buna örnektir; iyilik yapmanın kabulü bile kişinin iman etmesine bağlıdır.

7) Azmış, sapkın bir topluma (Yahudi kavminin kolları/boyları) Allah, Rab ya da Biz tarafından mutlaka bir elçi gönderilmesi, Yahudi kavminden olan bu elçilerin el üstünde tutulması, elçinin sözünün onaylanmaması durumunda da toplumun tanrısal bir cezaya çarptırılması. Nuh ve kavmi örneğinde çok geniş kapsamlı olan bu yok edişin, diğerleri için kavmin yaşadığı yerle sınırlı kalması; Biz kavramının âdeta nokta atışı yapması. (örnek: Lut kavminin yok edilişi)

8) Kötülüğün, yanlış gidişin temsilcisi bir yönetici, o yöneticiye Allah/Rab/Biz tarafından gönderilen bir elçi (ler) ve onlara karşı gelinmesi durumunda yönetici ve adamlarının tanrısal ceza ile yok edilmesi. Tek örneğin, Mısır Firavun’u ile Yahudi kavminin lideri/peygamberi Musa ve kardeşi Harun hikâyesi olması.

9) Kıyametin kopması ve toplumların hesaba çekilmesi, yargılanması, Kıyamet’in binlerce yıldır bölgede süregelen ve Arap toplumu tarafından bilinen doğa olaylarıyla betimlenmesi.

10) Yargılamadan sonra kişinin cennet ya da cehenneme sevk edilmesi, ödül olan cennetin ya da ceza olan cehennemin Arap kavminin günlük yaşamında yakından tanıdığı ögelerle tasvir edilmesi.

Yukarıda on madde halinde özetlemeye çalıştığımız konular, 86 Mekkî sure boyunca sıklıkla ve benzer kelime, söz kalıbı ve hatta cümle (örnek: “Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir.”) ile tekrarlanır; ancak bu çalışma içinde o tekrarları vermek mümkün değildir; ayrı bir çalışma gerektirir.

Bu tekrarlar ne için vardır, acaba okumayı hafızada tutmayı kolaylaştırmak için mi vardır, diye sorabiliriz.

Değerli okur,

1983’ten beri kitap çalışmaları içinde olan, Kur’an meali okuyan, ’90’lı yılların başında iki Kur’an çevirisinin (resmi ve iniş sıralı) karma indekslerini hazırlayan, bilgi ile yürümeyi esas alan bir vatandaşım.  Mekkî surelerin anlatımında da onaylanmış meal, çeviri ve de kaynaklara dayanarak ilerledim. Kendi anlayış ve kavrayışım çerçevesinde; sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor” sorusuna yanıt bulmaya çalıştım ve sizlerle paylaştım.

Mutluyum, verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum ve çalışmalarım sürecektir.

Konumuza dönersek, düşünceme göre:

Muhammed peygambere vahiy yoluyla gelen bilgi, bir “okuma” dır.

En başta da belirttiğim gibi Kur’an kelimesi, indiği yıllar öncesinden de Arap kavmi tarafından “okumak, bir bilgiyi zihinde muhafaza etmek” anlamlarında kullanılmaktadır. Muhammed peygamberin kalbine gelen bu okuma ile yapılmak istenen; Arap toplumunun İslam öncesi dinî inancını, yaşam tarzını, çevreyle ilişkisini, sosyal düzenini, örfünü, âdetini -bazı âdetler yasaklansa da- tamamen kaldırıp atmak değil onlara sınırlar getirerek yeni bir şekil vermektir. Bu durum Medenî surelerin anlatımında açıklıkla görülecektir.

Bu “okuma” Muhammed peygamber hayattayken Mushaf yani ciltli bir kitap haline getirilmemiştir, belki bunun da bir anlamı vardır, bilemiyoruz. Bu işlem Muhammed peygamberin vefatından sonra olacaktır; tıpkı Musa, Davud ve İsa’ya gönderildiği kabul edilen “okuma” nın yani Tevrat, Zebur ve İncil’in sonradan kitap haline getirilmeleri gibi.

Esenle…   

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir