Lut peygamber, karısı ve kızları (1)


Okuduğumuz bir metnin ilk çağrışımları zihnimizde bir alış-verişe neden olur. Kutsal metinlerde adı geçen Lut kavmini ve Lut ailesini anlatan satırları okudukça da bu alış-veriş, “ahlak” çeşitliliğini sorgulamamıza neden oluyor. İnançlara saygımızı koruyarak konuyla ilgili iki yazı paylaşacağız.

Zebur’da Lutoğulları, Tanrı’ya karşı anlaşmaya varmış kavimler içinde sayılıyor ve kitabın indirildiği Yahudi kral Davud da bu kavimlerin yok edilmesini istiyor ve şöyle deniyor: “Onlar Eyn-Dor’da yok oldular/Toprak için gübreye döndüler.” (Mezmurlar, 83/10)

Lut peygamberin adı, İncil’in Luka kitabında “Tanrı’nın Egemenliği Ne Zaman Gelecek?” başlığı altında geçmektedir. İsa, Ferisilerin bu sorusunu; “Öyle günler gelecek ki, İnsanoğlu’nun günlerinden birini görmeyi özleyeceksiniz, ama görmeyeceksiniz.” (17/22) şeklinde cevaplar. Konuyu Nuh’un günleri ve tufanda yok oluşları ile açıkladıktan sonra; “Lut’un günlerinde de durum aynıydı. İnsanlar yiyip içiyor, alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı. Ama Lut’un Sodom’dan ayrıldığı gün gökten ateşle kükürt yağdı ve hepsini yok etti.” (17/28-29) cümleleriyle de örnekler. “İnsanoğlu’nun ortaya çıkacağı gün durum aynı olacaktır.” (17/30) diyen İsa, sözlerini şöyle sürdürür; “Lut’un karısına olanları hatırlayın! Canını esirgemek isteyen onu yitirecek. Canını yitiren ise onu yaşatacaktır.” (17/32-33)

Lut peygamber ve kavmi hakkında en geniş bilgiyi Tevrat’ın Yaratılış kitabında görüyoruz: “Terah, oğlu Avram’ı, Haran’ın oğlu olan torunu Lut’u ve Avram’ın karısı olan gelini Saray’ı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildanilerin Ur Kenti’nden ayrıldılar. Harran’a gidip oraya yerleştiler.” (Yaratılış 11/31) Avram’ın İbrahim peygamber olduğunu anımsatalım. Avram, ailesiyle birlikte ve RAB’bin emriyle Kenan ülkesine doğru yola çıktığında; Mısır’dan ayrılıp Negev’e, oradan da Beytel’e geçtiğinde Lut hep yanındadır. Avram da Lut da çok zengindir; malları o kadar çoktur ki yan yana yaşayamaz duruma gelirler ve çobanları arasında kavga çıkar. İlginçtir ki, “Peygamber/peygamberlik” kavramı ile yan yana duran bu “zenginlik”, “Kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş.” (Yaratılış 13/17) diyen RAB’bin emri ile sağlanmıştır! “Avram Lut’a, ‘Biz akrabayız’ dedi, ‘Bu yüzden aramızda da çobanlarımız arasında da kavga çıkmasın. Bütün topraklar senin önünde. Gel, ayrılalım. Sen sola gidersen, ben sağa gideceğim. Sen sağa gidersen, ben sola gideceğim.” (Yaratılış 13/8-9) Bunun üzerine Lut kendisi için Şeria Ovası’nın tümünü seçer ve doğuya yönelir. Avram da Kenan topraklarında kalır. Lut, ovadaki kentler arasına, Sodom’a yakın bir yere çadırını kurar.

Günün sıcak saatleridir. İbrahim Mamre meşeliğinde çadırının önünde otururken RAB kendisine görünür: “İbrahim karşısında üç adamın durduğunu gördü. Onları görür görmez karşılamaya koştu. Yere kapanarak, ‘Ey efendim, eğer gözünde lütuf bulduysam, lütfen kulunun yanından ayrılma’ dedi, ‘Biraz su getirteyim, ayaklarınızı yıkayın. Şu ağacın altında dinlenin. Madem kulunuza konuk geldiniz, bırakın size yiyecek bir şeyler getireyim. Biraz dinlendikten sonra yolunuza devam edersiniz.” (Yaratılış, 18/2-5) “Adamlar” bu isteği kabul edince, İbrahim karısı Sara’dan pide yapmasını, uşağından da bir buzağı hazırlamasını ister. Buzağıyı yoğurt ve sütle birlikte konuklarına sunan İbrahim, onlar yerken kendisi de yanlarında ağacın altında durur. Çadırda bulunan Sara ile RAB arasında geçen konuşmaya göre de “kocamış” İbrahim ve Sara’nın gelecek yıl bir oğlu olacaktır. “Adamlar” oradan ayrılırken Sodom’a doğru bakarlar. RAB, “Sodom ve Gomora büyük suçlama altında” der.  (Yaratılış, 18/20)

“Adamlar” suçlamaların doğru olup olmadığını anlamak için Sodom’a giderken İbrahim de RAB’be sorar: “Haksızla birlikte haklıyı da mı yok edeceksin? Kentte elli doğru kişi var diyelim. Orayı gerçekten yok edecek misin? İçindeki elli doğru kişinin hatırı için kenti bağışlamayacak mısın? Senden uzak olsun bu. Haklıyı, haksızı aynı kefeye koyarak haksızın yanında haklıyı da öldürmek senden uzak olsun. Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı.” (Yaratılış, 18/23-25) İbrahim, adalet arayışındadır.

Yer kürede tüm zamanlar boyunca sürmekte olan bu adalet arayışı henüz bir sonuca varamamıştır.

RAB’la İbrahim arasında çekişmeli bir “pazarlık” başlar: “RAB, ‘Eğer Sodom’da elli doğru kişi bulursam, onların hatırına bütün kenti bağışlayacağım’ diye karşılık verdi. İbrahim, ‘Ben toz ve külüm, bir hiçim’ dedi, ‘Ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim. Kırk beş doğru kişi var diyelim, beş kişi için bütün kenti yok mu edeceksin?’ RAB, ‘Eğer kentte kırk beş doğru kişi bulursam, orayı yok etmeyeceğim’ dedi. İbrahim yine sordu: ‘Ya kırk kişi bulursan? RAB, ‘O kırk kişinin hatırı için hiçbir şey yapmayacağım’ diye yanıtladı. İbrahim, ‘Ya Rab, öfkelenme ama, otuz kişi var diyelim?’ dedi. RAB, ‘Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım’ diye yanıtladı. İbrahim, ‘Ya Rab, lütfen konuşma yürekliliğimi bağışla’ dedi, ‘Eğer yirmi kişi bulursan?’ RAB, ‘Yirmi kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim’ diye yanıtladı. İbrahim, ‘Ya Rab, öfkelenme ama, bir kez daha konuşacağım’ dedi, ‘Eğer on kişi bulursan?’ RAB, ‘On kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim’ diye yanıtladı. RAB İbrahim’le konuşmasını bitirince oradan ayrıldı, İbrahim de çadırına döndü.” (Yaratılış,18/26-33)

Bu satırlar, hadis kitaplarında yer alan; Allah ve Musa ile Muhammed peygamberler arasında geçen namaz pazarlığını da çağrıştırıyor yani Miraç’ta 50 vakit namazın 5 vakte düşürülmesi için yapılan pazarlık. (!) Bunun mümkün olamayacağını akıl bilse de ilme saygı gereği sözü Prof. Dr. Hüseyin Atay’a bırakalım: “Bu miraç hikâyesinde geçen Allah’la pazarlık Tevrat hikâyelerine ve felsefesine göre düzenlenmiştir. Zaten Hz. Musa’nın da işe karıştırılması bunu göstermektedir. Yedi kat göğü geçip geliyor, hiçbir peygamber bir itirazda ve tavsiyede bulunmuyor. Niçin? Çünkü Hz. Musa’nın bütün peygamberlerden üstün, Hz. Muhammed’in tecrübesiz, milletinin tutum ve zihniyetinden habersiz olduğunu, Musa’nın daha akıllı, zeki ve milletini düşünen bir peygamber olduğunu anlatmak istiyorlar. Bu, Müslümanların arasında, kitaplarında zikredilirse daha etkili olacaktır. Sonuç şudur ki, cahil, gafil ve sığ kafalı kimseler, İslam’a soktukları buna benzer uydurma hadisler ile İslam’ı bozmuş ve Kur’an’ı arkalarına atmışlardır.” (Yaşar Nuri Öztürk; Kur’an’daki İslam, s.137, Yeni Boyut, 2018/Atay; Rapor,30-35)

RAB ve üç adamı ile anlatılmak istenen, bir inanç konusu olmanın ötesine geçebilir mi, diye sorarak 19. bölümden devam edelim: “İki melek akşamleyin Sodom’a vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak, ‘Efendilerim’ dedi, ‘Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz…” Melekler, geceyi kent meydanında geçireceklerini söylerler ancak Lut diretir. “Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler.” (Yaratılış,19/1-3) Devamında kentin genç-yaşlı tüm erkeklerinin evi sardığını ve “Bu gece sana gelen adamlar nerede?’ diye sordular, ‘Getir onları da yatalım.” (Yaratılış,19/5) cümlelerini okuyorsunuz. Dışarıya çıkıp kapıyı kapatan Lut’un ifadesi ise düşündürücüdür: “Kardeşler, lütfen bu kötülüğü yapmayın’ dedi, ‘Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın. Yeter ki, bu adamlara dokunmayın…” (Yaratılış,19/7-8) Bunun üzerine “iki melek/iki adam” Lut’u içeriye çeker ve kapıya dayananları kör ederler. Tan ağarırken melekler Lut’a, “Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş” derler. Lut ağır davranır, melekler Lut’un karısı ve iki kızını kentin dışına çıkarır ve Lut’a da “Kaç, canını kurtar, arkana bakma… Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.” derler. (Yaratılış,19/16-17) Lut, dağa kaçarsa felaketin ona yetişeceğini, yakındaki küçük bir kente sığınmak istediğini söyler. Bu isteği kabul eden “adamlar” dan biri, o kenti yıkmayacağını söyler ve “Çabuk ol, hemen kaç! Çünkü sen oraya varmadan bir şey yapamam.” der!!! (Yaratılış,19/22)

Lut kente (Soar) vardığında güneş doğmuş, Sodom ve Gomora’nın üzerine “gökten ateşli kükürt” yağmış, insanları ve bitkileri yok etmiş ve Lut’un peşinden giden karısı da dönüp geriye baktığı için “tuz” kesilmiştir! Kent, âdeta nokta atışı ile yok edilmiştir. Bilimsel bir açıklaması olabilir mi bilemiyoruz, biz şimdilik ilahiyatçı Doç. Dr. Mehmet Katar’ın makalesinden bir bölüm aktaralım: “Tevrat, Lut’un yerleştiği Sodom bölgesi halkının çok kötü olduğunu ve Tanrı’ya karşı büyük günah işlediğini ifade etmekte (Yaratılış,13/13) ancak bu günahın mahiyetini belirtmemektedir. Yahudi kaynaklarında ise Sodom’un günahının, cinsel taşkınlıktan çok, adaletin saptırılması, cinayet, hırsızlık, yetime, yoksula ve yabancıya zulüm, kibir ve kıskançlık olduğu ifade edilmektedir. Hatta bazı kaynaklarda Sodom ve çevresinin kader anını belirleyen hadise olan Lut’un misafirlerine saldırı girişiminin bile cinsel taşkınlıktan çok yabancılardan nefret ve zayıfların ezilmesi duygusuyla yapıldığı iddia edilmektedir. Bu durumda Sodom ve çevresinin helak edilmesinde cinsel suç ve taşkınlıkların ötesinde topyekûn bir ahlakî dejenerasyonun etkili olduğu anlaşılmaktadır.” (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/582962)

Günümüzde de “topyekûn bir ahlakî dejenerasyon” nun yaşandığı ortadadır ancak temiz bir Türkiye ya da temiz bir dünya mümkün olacak mıdır, onu da şimdilik bilemiyoruz.

Devam edecek…

Canan Murtezaoğlu

 

Not: Zebur, İncil ve Tevrat’la ilgili açıklamalar kutsalkitap.orgdan alınmıştır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir