Eksik ölçüp tartanlar
Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?
Önceki İnfitar suresi anlatımında; Mekki sureler boyunca tekrarlanan ifadelere göre “iyi” olmanın ölçüsünün Allah’a iman, “kötü” olmanın ölçüsünün de Allah’a ortak koşmak yani şirk olduğunu, Kur’an’a göre insanoğlunun her fiilinin Allah’a iman ya da Allah’ı inkâr üzerinden değerlendirildiğini belirtmiştik.
Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın altmış dördüncüsündeyiz.
İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre sekseninci sure “Mutaffifin” dir. (Hilekârlar)
“Ölçü ve tartılarında hile yapanları kötüleyerek başladığı için bu adı almıştır. Tatfîf Suresi dahi denilen, Mekke’de son nazil olan suredir.” (Elmalılı)
Sure; “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?” uyarı ifadeleriyle başlar.
Ardından kıyamet-hesap-ceza döngüsüne geçilir.
“İnsanlar o gün Rablerinin huzurunda divan dururlar/ayakta dururular.” Şöyle denir: “Kötülerin yazısı muhakkak Siccin’dedir. Bildin mi sen, Siccin nedir? Yazılmış/rakamlanmış bir kitaptır o.” Cehennemde bir dere, dibinin çevresine çukur kazılmış hurma ağacı, zindan veya zindancı, aşağıların en aşağısı gibi anlamları da olan Siccin, Kur’an terimi olarak “kötülerin amel defterlerinin bulunduğu yer” dir. (TDV İslam Ans.) Açık kaynaklarda kötülerin yazıldığı kötü bir kayıt defteri olarak da ifade edilir.
Ceza gününü yalanlayanların vay halinedir ve o günü “ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.” Biz açıklar: “Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, ‘eskilerin masalları’ der. Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur. Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar./Rablerinden perdelenmiş olacaklardır. Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler/alevli ateşe yaşlanacaklardır. Sonra da onlara, ‘işte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir,’ denilecek.”
Devamla cennetlikler anlatılır: “Doğrusu, iyilerin defteri yüksek yerlerdedir/iyilerin yazısı muhakkak İlliyyîn’dedir. O, yüksek yerlerin ne olduğunu sen bilir misin/bildin mi sen, Illiyyîn nedir? O, gözdelerin gördüğü rakamlı bir kitaptır./Yazılmış bir kitaptır o. Allah’a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.”
Illiyyîn, “iyilerin amel defterlerinin bulunduğu yer” (TDV, İslam Ans.) anlamında bir Kur’an terimidir ve “tefsir ehline göre de burası yedinci göktür… Burası amelleri yazan meleklerin divanı olarak da yorumlanır.” (Elmalılı) Bazı kaynaklarda da İlliyyîn, iyilerin yazıldığı yüce bir kayıt defteri ya da en yüce makam olarak betimlenir. Cennetliklerin anlatımı sürer:
“Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir. Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar. Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün. Onlara damgalı saf bir içki sunulur./Onlara mühürlü saf ve halis şaraptan içirilecek. (Rahıyk: Hiç karışığı olmayan halis şaraptır. Elmalılı) Mührü açılınca misk kokacak. İşte ona imrensin artık imrenenler. Karışımı Tesnim’dendir./Ona Tesnim suyu katılacak. (Tesnim, en üstün cennet şarabındandır. Cennet çeşmelerinden bir çeşmenin adıdır. Elmalılı) Allah’a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.”
Ardından inkârcıların/suç işleyenlerin inananlar hakkındaki düşüncelerine ve hesap sonrası durumlarına değinilir. Şöyle denir:
“Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı. Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı. Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı. Müminleri gördükleri vakit; ‘işte bunlar sapıklar’ diyorlardı. Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi. İşte bugün de inananlar inkârcılara gülerler. Tahtlar üzerinde, inkârcıların yaptıkları şeylerin karşılığının nasıl verildiğini seyrederler.”
Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Mutaffifin suresi olarak yukarıdaki satırları okumaktadır.
Kur’an-ı Kerim, bir diğer adıyla da Mushaf, (Kur’an’ın kitap halindeki şekline verilen ad) 114 sureden oluşmaktadır. Devrin halifeleri, sahabeler ve ileri gelen din bilginlerinin “kabulü ve onayı” esas alınarak yürütülen çalışmalar sonucunda Mekkî sure sayısı 86, Medeni sure sayısı 28 olarak belirlenmiştir. Vahyin iniş sırasının esas alınmadığı bu düzenleme, resmi sıralamalı olarak adlandırılır. Muhammed peygamberin, bizzat kendi elleriyle oluşturduğu bir “Kitap/Mushaf” bırakmadığı bilinmektedir.
Mekki surelerle ilgi başlattığım çalışmaya esas olan metnin, Prof. Dr. Esra Gözeler’in, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisinde yer alan; “Mekki-Medeni Sure Tertipleri: Hz. Aişe, İbn Abbas-Kurayb, Mucahid ve Ḳatade Rivayetleri” adlı makale olduğunu belirtmiştim. Çalışmamda yararlandığım İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre Mekkî sure sayısı 80’dir ve Mutaffifin suresi ile sonlanır. Mekkî olarak değerlendirilen Fatiḥa, Yunus, Ankebût, Rûm, İnşiḳâḳ ve Fecr sureleri bu tertipte yer almaz. Gözeler’in ifadesiyle; “rivayetin nakli sürecinde bu surelerin eksilmiş olması muhtemeldir.” (Esra Gözeler; Ankara Üni. İlahiyat Fakültesi 58:1 (2017), ss.225-238 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000001468) Ayrıca bahsi geçen diğer rivayet zincirlerinde sure sayısı ve surelerin dizilişinde de farklılıklar görülür. Örneğin Mücahid’de Mekki sure sayısı 81’dir. Muhammed peygamberin eşi Ayşe’den rivayetle nakledilen Mekki sure sayısı ise sadece15’tir.
Mutaffifin suresinin anlatımıyla, İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirinde yer alan Mekki sureleri tamamlamış bulunuyoruz. Kalan altı sureyi yani Fatiḥa, Yunus, Ankebût, Rûm, İnşiḳâḳ ve Fecr surelerini işlemeye devam edeceğiz. Böylece Kur’an’nın Mekki olarak kabul edilen surelerinin anlatımını tamamlamış olacağız.
Canan Murtezaoğlu
