İbrahim ruhu (2)
Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın elli üçüncüsü ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış dokuzuncu sure olan “İbrahim” suresi anlatımı sürmektedir.
Gönderilen elçilerin/peygamberlerin ve onları onaylamayan kavimlerinin Biz tarafından yok edilişi ve devamında gelen ceza döngüsü bu surede de tekrarlanır. Cehennemde o zorba inatçıya “irinli su içirilecektir. Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azap gelecektir.”
Bu işkence ifadelerini Allah sevgisi ile bağdaştırmak mümkün olabilir mi?
Ardından da şu ifade gelir: “Rablerini inkâr edenlerin işleri, kasırgalı bir günde rüzgârın sertçe savurduğu küle benzer, kazandıklarından hiçbir şey ele geçiremezler. İşte derin sapıklık budur.”
Arap kavmine hitapla, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın dilerse onları “yok edip yepyeni bir halk,” getireceği belirtilir. Sonra da daha önce Sebe ve Mümin surelerinde verilen Kıyamet günü canlandırması tekrar edilir:
“İnsanların tümü Allah’ın huzuruna çıkarlar. Güçsüzler, büyüklenenlere, ‘doğrusu, biz size uymuştuk. Şimdi Allah’ın azabından bizi kurtarabilir misiniz,’ derler. Onlar ise ‘Allah bizi doğru yola koysaydı, biz de sizi doğru yola iletirdik. Artık sızlansak da dayansak da birdir. Çünkü kaçacak bir yerimiz yoktur,’ derler. İş bittikten sonra, şeytan der ki: ‘Doğrusu, Allah size gerçek sözü vermişti. Ben de size söz verdim, ama caydım. Aslında sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Yalnız sizi çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni yermeyin, kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Daha önce de beni Allah’a ortak koşmanızı inkâr etmiştim. Doğrusu, haksızlık yapanlara acıklı azap vardır.”
İnanıp yararlı iş işleyenler ise “içlerinde temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere” konulur ve “orada dirlik temennileri, ‘Esenlik olsun!’ dur.”
Ardından konu değişir ve şu benzetme yapılır: “Güzel bir söz, kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. O ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. … Kötü sözün durumu da yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.”
İplerin göklerin elinde olduğu hatırlatılır: “Allah, iman edenleri, dünya hayatında da ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar.”
Devamla şu soru sorulur: “Allah’ın nimetlerine nankörlükle karşılık veren ve sonunda milletlerini helak yurduna konduranları görmedin mi? Onlar, cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır. Allah’ın yolundan saptırmak için Allah’a eşler koştular. De ki: ‘Şimdilik eğleniniz! Çünkü varacağınız yer ateştir.”
Muhammed peygambere hitapla şöyle denir: “İnanan kullarıma söyle! Namazı kılsınlar, alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce kendilerine verdiğimiz rızıktan açıkça ve gizlice versinler.”
Konu; önceki surelerde de yer alan, doğa olayları üzerinden Allah’ın lütuflarının anlatılması olarak değişir. Ögeler hep aynıdır: Gök, yer, su, meyve, deniz, gemi, ırmak, ay, güneş, gece, gündüz. Şöyle denir: “Allah ki; gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı; emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize verdi. Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi. O, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.”
Sure, İbrahim’in Rabbine yakarışı ile sürer; zaten bu nedenle sureye, “İbrahim” adı verilmiştir. O yakarış şöyledir:
“Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut! Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdı. Şimdi kim bana uyarsa, o bendendir; kim bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram’ının/saygın evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler. Ey Rabbimiz! Sen bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da şüphesiz bilirsin. Çünkü yerde ve gökte, hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz. İhtiyarlık halimde bana İsmail’i ve İshak’ı lütfeden Allah’a övgüler olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitir. Rabbim! Beni ve soyumu namaz kılanlar eyle. Rabbimiz! Duamı kabul et! Rabbimiz! Hesabın görüleceği günde, beni, anamı, babamı ve inananları bağışla.”
Muhammed peygambere; “sakın zalimlerin yaptıklarından Allah’ın gafil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler, O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır,” diyerek hitap edilir ve Kıyamet günü anlatımına geçilir. Peygamber insanları, “azabın geleceği gün ile” korkutmalıdır. Anlatım şöyledir:
“O gün, zalimler şöyle diyecekler: ‘Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim ve elçilere uyalım.’ Onlara: ‘daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize/sonunuzun gelmeyeceğine dair yemin etmemiş miydiniz,’ denilir. Üstelik, kendilerine yazık edenlerin/zulmedenlerin yerlerinde de oturmuştunuz. Onlara nasıl azap ettiğimiz/davrandığımız da sizce biliniyordu ve size örnekler de vermiştik.”
Sure, Arap kavminin durumu ve kıyamet/ceza anlatımıyla sonlanır. “Onlar çeşitli hileler ve tuzaklar” kurarlar oysa; “düzenleri dağların yerlerinden oynamasını sağlayacak kadar güçlü olsa bile, onların düzenleri” Allah’ın elindedir. Muhammed peygambere hitap edilir: “O halde sakın Allah’ın peygamberlerine olan vaadinden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah her şeye galiptir, intikam sahibidir. O gün yeryüzü bir başka yere, gökler, başka göklere çevrilecek ve bütün varlıklar kabirlerinden çıkıp bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah’ın huzuruna toplanacaklardır. O gün, suçluların zincire vurulmuş olduğunu görürsün. Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar. Çünkü Allah, herkesi kazandığı ile cezalandıracaktır. Gerçekten Allah, hesabı çabuk görendir. Bu, (Kur’an) kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir/bildiridir.”
İbrahim suresi anlatımı tamamlanmıştır. Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında İbrahim Suresi olarak yukarıdaki satırları okumaktadır. Mekkî surelerin anlatımı sürecektir.
Canan Murtezaoğlu
