Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

İbrahim ruhu (1)


Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?

Nuh suresi anlatımında, kavmine söz geçiremeyen Nuh’un, Rabbine yalvararak; “yeryüzünde kâfirlerden bir tek kişi” bırakmamasını, bırakırsa onların, kullarını yoldan çıkaracağını ve “sadece ahlaksız ve kâfir çocuklar” doğuracaklarını söylediğini ve kavmine ceza verilmesinde ısrarcı olduğunu belirtmiştik.

Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın elli üçüncüsündeyiz. İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış dokuzuncu sure “İbrahim” dir.

Sureye geçmeden önce İbrahim’in kim olduğunu kısaca hatırlatalım.

Tevrat’a göre İbrahim, (Avram) Nuh’un oğullarından Sam’ın soyundan gelmektedir ve Terah’ın oğludur. Çok zengin olan Avram’ın; “sürüleri, altınları, gümüşleri” vardır. (Yaratılış, 13: 2) Nuh peygamberle başlayan yeni dönemde, onun soyundan gelenler “RAB” olarak ifade edilen Tanrı ile iç içedirler. RAB onlara görünür ve konuşmasını bitirince yukarıya çekilir. Örnek cümleleri verelim: “RAB Avram’a, ‘Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git,’ dedi, Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım, Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak.” (Yaratılış 12: 1-3) “RAB, Avram’a görünerek, ‘Bu toprakları senin soyuna vereceğim’ dedi. Avram kendisine görünen RAB’be orada bir sunak yaptı.” (Yaratılış 12: 7) RAB şunu da söyler: “Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım. (Yaratılış 17: 5) … Tanrı İbrahim’le konuşmasını bitirince ondan ayrılıp yukarıya çekildi.” (Yaratılış 17: 22)

Avram kelimesinin “Yüce Baba,” İbrahim kelimesinin de İbranicede (Avraham) “Çokların babası” anlamına geldiğini belirtelim. Bilindiği gibi, günümüzde de İbrahim peygamber üç semavi dinin ortak atası kabul edilmektedir. Tevrat’ın “birçok ulusun babası” sözü hayata geçirilmiştir!  Trump himayelerinde, İsrail ve Birleşik Arap Emirliklerinin (BAE) bu paydada buluştuğunu, üç dinin atası İbrahim’in ruhunun (!) İran’a karşı devreye sokulduğunu ve “Abraham Anlaşmaları” ile diyalog arandığını da küçük bir not olarak verelim.

Surenin ilk ayetine göre Kur’an; insanları “Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa,” çıkarması için Biz tarafından Muhammed peygambere indirilmiştir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Azap kâfirleredir; onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, “Allah’ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler.”

Biz, “her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle” gönderir ki onlara apaçık anlatsın ve “bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir.” Bu ayetin iniş nedeni, Muhammed peygamberi onaylamayanların şu sorularına yanıttır: “Sen bütün insanlara mürsel bir Resul olsa idin bu kitap Arapça mı olurdu? Hem bu hangi peygamberde görülmüş? Şimdiye kadar hiçbir peygambere Arabî bir kitap nazil olmamış iken bunun Arabî olması adetullaha muhalif değil midir?” (Elmalılı)

Kur’an’ın Arap dilinde indirildiği, daha önce Şuara suresinde de verilmiştir: “Uyaranlardan olman için, güvenilir ruh onu senin kalbine apaçık Arap diliyle indirmiştir.” (193-195. ayetler)

Anlatım Musa ile sürer. Önceki surelerde yer alan ifadeler burada da verilir. Biz, Musa’yı, ayetleriyle/ilkeleriyle göndermiş ve ona; “kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah’ın (felaket) günlerini hatırlat,” demiştir. Sıklıkla tekrarlanan: “Doğrusu bunlarda, pek sabırlı ve çok şükreden herkes için alınacak dersler vardır.” kalıp cümlesinden sonra Musa’nın kavmine seslenişi verilir:

“Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, bir vakit sizi Firavun ailesinden kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne sürüyorlar ve oğullarınızı kesip kadınlarınızı da diri bırakıyorlardı. Ve bunda Rabbinizden size büyük bir sınav vardır. Ve hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” Musa şunu da söyler: “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah muhtaç değildir ve övgüye layıktır.”

Devamla Arap kavmine, Yahudi kavimlerinden Nuh, Âd ve Semud hatırlatılır; bunlardaki anlatım da önceki surelerdeki ifadelerin benzer tekrarlarıdır.

Peygamberleri onlara mucizeler getirmiş, onlar ise elleriyle ağızlarını tıkayarak, “biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz,” demişler ve peygamberlerin; “gökleri ve yeri yaratan, Allah hakkında da şüphe mi var? O, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye kadar size müsaade ediyor,” sözlerini şöyle yanıtlamışlardır:

Siz sadece bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!” Peygamberler de onlar gibi bir insan olduklarını; ancak Allah’ın “kullarından dilediğine nimetini” lütfettiğini ve “Allah’ın izni olmadıkça bir delil getirme imkânlarının” olmadığını belirtirler. İnananlar Allah’a güvenmelidir ve şöyle denir: “Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah’a dayanıp güvenmeyelim? Elbette bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler/güvenenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler/güvensinler.” İnkârcıların “ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz,” sözleriyle peygamberleri tehdit etmeleri üzerine Rableri onlara vahyeder:

“Zalimleri mutlaka helak edeceğiz!”

Devamında gelen ayette Biz-Ben ortak ifadesini görürüz: Ve onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindir.” Bunun üzerine Peygamberler, düşmanlarına karşı fetih isterler ve “her zorba inatçı” hüsrana uğrar.

İbrahim suresi anlatımı sürecektir.

 

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir