Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Kalem Kardeşliği

Yönetsel diyalektik; pazu gücü, ikna gücü


Arkeolojinin ve de tarih biliminin bize yansıttığı bir yönetsel diyalektik süreci vardır. Kaba çizgi ile bu süreç iki başlıkta toplanabilir: Pazu gücü yönetimlerinin oluşum ve işlemesi! İkna gücü yönetimlerinin oluşum ve işlemesi ! Tarih nehrinde kayığımızla gezip bunları izleyelim.

Pazu gücü, insanların, yaşamı sürdürebilmek, beslenmek, barınmak, düzen kurmak, korunmak için yararlandığı doğal bir kaynaktır. Tarih bize göstermiştir ki pazu gücü, beş bin yıl önce hangi amaçla kullanılmışsa günümüzde de yalnızca teknik donanım farkı ile aynı yöntemleri içermektedir. Pazu gücü, ilk önce farkındalık gösteren kişilerin, olaylarda ortaya çıkarak diğer kişilere güven vermesi ile sonuç alır ve bu iktidarın oluşumu olup, içeriğinde güven sorunsalının esnekliğini taşır. Bir kabile şefi pazu yöntemi ile iktidara nasıl geliyorsa bir kral, imparator, halife aynı yöntemle yani korku ve güven algoritmalarının tanımları ile iktidar olur.

Burada, bireysel ve toplumsal teslimiyette esas ölçü, pazu gücüne kabul gösterilme, biat edilme nedeni, ayrımcı, hesap verilme kaygusu olmadan mutlak başarı ile sürekli nemalanmayı sağlama isteğidir. Pazu gücünün verdiği korku ile beslenen bu çaresizlikten doğan isteksiz güven, sonuçta, gücün değerleri tahrip etmesi ile doğmaya başlayan temel yaşamsal koşulları zorlamaya başlar; pazu gücü ya yeni bir pazu gücü ile yer değiştirir ya da yaşanan deneyimlerle yeni bir anlayış hâkim olur: Bu ikna gücüdür.

Pazu ve İkna kavramları güçler, erkler oluşumunda tarihin bitmeyen ve bitmeyecek bir olgusudur. Pazu gücü bir ilkel oluşum yöntemidir ama toplumlar, bunun getirdiği eksi sonuçların artılardan kat be kat fazla olduğunu acı deneyimler yaşayarak öğrenip arayışa girmişlerdir. Tarih nehrimizin bu arayışlarla ilgili limanları vardır ama ne yazık ki global açıdan bunlar çok ender oluşumlar olmakla beraber yakın tarihimiz pazu erkine el sallayıp yerine ikna gücüne hoş geldin demiştir.

Yazılı tarih halkla birlikte güçleri paylaşarak oluşturulan yönetimlerin geçici başarılı örneklerini Sümer kent devletlerinde vermiştir. Fakat bu erken uygulama (M.Ö. 2 binli yıllar) ve süreci besleyecek gerek ekonomik kurumsallaşma gerekse felsefi ortamın yetersizliği ikna oluşumunu yaşatamamış yerini yine pazu gücüne bırakmıştır.

Buna karşın M.Ö. 9/8. yüzyıllardan başlayarak bugünkü Yunanistan coğrafyasında yaşayan Miken, Pelasg, Kiklad, Aka ve Dor  medeniyetleri ve de günümüz Batı Anadolu’sunda yaşayan Luviler, Hititler ve de devamında Yunan ortamından gelen göçlerle oluşan İyon, Karya, Likya, Pamphilya gibi medeniyetlerin giderek kolonizasyon kanalı ile ticareti kurumsallaştırmaları, kent devleti ile yerleşik ortamalar oluşturmaları ve günlük yaşamı yönetecek hukuk normlarını koyma gerekliliği yeni bir yönetim erkine geçişe yol açmıştır. Tarih buna, halk idaresi yani demokrasi diyor yani bizim tarih nehrinin ikna gücü modeli.

Bizim rotayı bir ikna limanına yanaştıralım. M.Ö. 7. yüzyıldayız. Atina’da ve Agora’da bağıran, pazusuna güvenen Psistratos adlı bir Tiran vardır. Atina tarihi, otoritenin zaman içinde bir yozlaşma ve baskı ve de insanlığın gelişimine ters düşen bir oluşum yarattığını gösteriyor. Gerek kolonizasyon gerekse deniz ticaret ağları Atina’ ya önemli servet akışı sağlıyordu. Giderek servet, sermaye aristokratlar elinde birikiyor, Atinalı diğer halk borçlanınca köle statüsüne iniyordu. Bu durum çok derin huzursuzluk ve travmalarla Atina’nın düzenini sarsmaya başlamıştı. Filozof, akil adam Solon bir hukukçu olarak yeni bir düzen oluşturdu. Atinalılar Tiranlığa karşı direnerek onun etrafında buluştular. Solon M.Ö. 594’te yasalarla bu tip borçlanmadan doğan köleliğe son verdi. Bu durumu yansıtan kendisinin bir şiir kıtası vardır:

Kimi kötüler zengin, kimi iyiler fakir
Kimsenin ambarına değişmeyiz onurumuzu
Onur satın alınmaz bir şeydir
Oysa para öyle mi, gün boyu dolaşır elden ele

Solon gelir gruplarına göre halkı üç gruba ayırır ve buna göre vergilendirir. Bu vergileme modeli giderek Yunan demokrasisine örnek olur. Bütçe oluşumu başlar. Solon’un hukuk düzeni bir yenilik getirmekle beraber, Tiranlık, otoriterlik eğilimi sürmektedir. M.Ö. 501’e gelindiğinde, kendi de Atinalı bir aristokrat olan Kleisthenes yaptığı kanunlarla, Atina’ya ikna gücünü yani demokrasiyi getirdi. Varsıllık ve soyluluktan doğan sınıfları kaldırıp halk meclisini kurup onlara geniş yetkiler verdi.

Dünya tarihinin ilk sokak lambası Atina agorasında ışıldadı. Kleisthenes, Atina’yı meslek grupları esaslı on adet ve mecliste eşit temsil gücü olan klana ayırdı. Ayrıca bir daha tiranlık olmasın diye “çanak çömlek mahkemesi” kurdu. Buna “Ostrakismos” deniyor ve oylar bu çömleğe atılıyor.  Eğer tiranlık eğilimi olan bir kişi yüksek oyla seçilirse, onur veya servet kaybı olmadan on yıl sürgüne gidiyor böylece demokrasi korunuyordu.

Evet, okyanusta bir damla oluştu, tüm dünya o yüzyıllarda pazu gücü ile korku altında nemalanırken, Atina toplumsal hakları, erklerin kurallarını Ephialtes, Perikles, Sokrates, Platon, Zenon ve Aristo’nun ürünleri ile kayda aldı. Evet, ilk defa semavi değil seküler kavram ve saptamalarla bir toplumsal yaşamın dinginliği için düzen kurmaya başlanmıştı.

Bu tarihsel ışık, pazu gücünün, otoritenin ekonomik değerlerin kullanımında yarattığı ayırımcılık, haksızlık, taraflar arasında kayırma ile servet edinme modellerini oluşturması toplumları yeni arayışlara yöneltti. Şu bir gerçekti, denetlenemeyen güç, insan fıtratını zorlamakta idi ve barışık toplum bu ortamda süremezdi; bir şeyler yapılmalı idi.

Ünlü hatip ve devlet adamı Perikles, (M.Ö. 494-425) Kleisthenes’in düzenini daha normatif bir demokrasi, yani ikna gücünün rüzgârı ile önemli bir tarihsel ışığı yakar. Perikles; demokrasinin birkaç kişinin değil, tüm yurttaşların katkılarıyla var olabileceğini, herkesin eşit hak ve yükümlülüklere sahip bulunduğunu, yönetimde yeteneklerine ve liyakatine göre görev alabileceğini söyler ve devam eder: “Devlet işlerine karışmayanlara, kendi işi ile uğraşan sessiz bir yurttaş değil hiçbir işe yaramayan gözüyle bakıyoruz, bir politikayı ancak birkaç kişi ortaya koyabilir ama hepimiz onu yargılayacak nitelikteyiz. Biz tartışmayı, siyasal eylemin önüne dikilen engel olarak değil, bilgece davranmanın vazgeçilmez bir ön hazırlığı olarak görürüz.” Perikles konuşmasıyla, siyasal haklarda ve katılımda eşitlik sağlamış, yoksulları halk meclislerine taşımış, onların gücünü arttırmak için katılanlara maaş bağlatmıştır. Kamu çalışanına maaş bağlanması tarihsel bir devrimdir.

Artan ekonomik güç demokrasiye yönelmeyi, refahın dağılımının önemini şununla gösterir: Artan ekonomik eşitsizlikler kendini siyasal alanda göstermekte, siyasal eşitsizlikler de ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesine neden olmaktadır. Giderek yeni bir tarihsel olgu başlar: Orta sınıf. Zamanla bu sınıfın yaklaşımlarının pazu veya ikna gücüne ağırlığı, tarihsel olayların Zerdüşt ateşi olacaktır. Perikles kuralları zamanla Platon’un “Devlet” ve Aristo’nun “Politika” kitabında yeni öngörü ve algoritmalar sunacak, yüzyıllar sonra J. J. Rousseau demokrasi için toplumsal ortak paydanın genişlemesini öngörecek ve katılımın bunu sağlayacağını belirterek Atina kent devleti modelinden esinlendiğini anlatacaktır.

Tarih nehrimiz bu yüzyılın ışığını çok uzun mesafelerden sonra, pazu gücüne ilk dengeyi M.S. 1215’te İngiltere kralı ile arazi sahibi aristokratların Magna Carta haklar anlaşması ile kayda alacak, bunu 1295’te Parlamento’nun kuruluşu sürdürecektir. Ama pazu/ikna dengesi asıl 1707’de Büyük Britanya’da ve İsveç’te 1721’de başlayarak sürecektir. Önemli bir tarihsel vurgu 1776’da ABD’nin haklar beyannamesi ile kurulmasıdır. Yukarıda bir kısa notla geçen orta sınıf bu süreçlerin önemli belirleyicisidir çünkü adı değişmiş “burjuva” olmuştur. Bundan sonraki tarihte koçbaşı, burjuva olacaktır.

Avrasya dediğimiz bir ucu Atlas diğer ucu Pasifik okyanusu arasında tarihin oluştuğu kıta, bir yerleşim model sosyolojisini de bize gösterir. Kıtanın Akdeniz, Anadolu, İran ve Orta Doğu bölgeleri genelde en eski Sümer’den başlayarak kentleşme, sık yoğun yaşamın olduğu ve bunun sonucu yazının oluşumu ile din, felsefe, bilim ve sanatın kurumsallaştığı ve siyasetin de bu öngörülerle biçimlendiği yerdir. Buna karşın İngiltere’den başlayarak Çin sınırına kadar olan devasa alan, göçebe kültünün düşük profilli dünyasını yüzyıllarca sürdürmüştür. Örneğin Roma’da Cicero senatoda cumhuriyetle ilgili konuşurken Ren vadisinde Germenler yarı çıplak Druid denilen Şamanlar çevresinde sohbet etmektedir. Keza Patara’da Likya cumhuriyet konsülü toplanmışken, Ukrayna steplerinde ateş başında oturup sürülerini bekleyen İskitler bulunmaktadır. Bu iki ayrı dünyada kuzey bütünüyle pazu gücü ile yönetilirken güneyde ikna gücü arayışları için ayaklanan halklar bulunmaktadır.

Yazılı tarih özünde insan topluluklarının nasıl yönetileceğinin de örnekleri ile doludur fakat değişmeyen iki asal nokta vardır: Pazu ile mi ikna ile mi yöneltilecektir? Toplumlar; din ritüelleri, seküler kalıplı fikirler, sınırlı ideolojilerle yönetilerek yüzyılları aşındırmıştır. Özünde bu yapılanmalar pazu gücüne biat ile bir müddet yaşayıp daha sonra sönmeyen özgür yaşam arzusu ile yeni arayışlara girmiştir. Bu arayışın adresi, ortak yaşamı sürdürebilme motivasyonu ve beklentilere yanıt verebilmesi açısından ikna gücünün bir varış noktası olmasıdır. Demokrasi budur ve bunu Perikles her yönüyle tarihe not düşmüştür.

Tarih nehrimizin son durağı Türk tarihinin rıhtımında akmaktadır. Türk tarihi, 2500 yılda uzun yıllar göçebe daha sonra giderek yerleşik düzenlerde yaşam göstermiştir. Geç kalmış bir kentleşme ne yazık ki bizi daha çok pazu gücü ile yönetilmeye mahkûm etmiştir. Bununla beraber Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclis esasıyla oluşturulması Türk halkının zincirlerini kırmış ve ikna gücü yol almaya, medeniyet kavgasında çıta yükseltmeye başlamıştır. Bunlar kolay süreçler değildir ama Türk halkının ikna gücünü, demokrasiyi içselleştirdiğinin net göstergesi, 31 Mart’ta pazu gücünün bütün ablukasına karşın “hayır” deme yeteneğini gösterme başarısıdır.

Sevgi ile kalın.

M. Cenap Murtezaoğlu                  

 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir