Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Yedi gök”


Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?

Önceki Tur suresi anlatımında ilgili ayetlere dayanarak; cennete girebilecek olanlar, hizmetçileri ya da köleleri de olan bir üst sınıf mıdır ve de efendi-köle işleyişi cennette de mi sürecektir, sorularını sormuştuk.

Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın elli sekizincisindeyiz. İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre yetmiş dördüncü sure “Mülk” tür. (Hükümranlık) Halk arasında “Tebareke” olarak bilinen surenin diğer adları tefsirlerdeki bilgilere göre Mânia, Münciye, Mücadele, Vâkıye ve Mennaa’dır.

Yine tefsirlerdeki uzun zincirli hadis rivayetlerine, aktarımlarına göre bu sureyi okumadan uyumayan Muhammed peygamber, surenin kabir azabından koruduğunu, bir kişinin affını şefaat yoluyla sağladığını belirtmiş. Muhammed peygambere isnat edilen bu anlatımlar ne kadar doğrudur bilemiyoruz; ancak bu ifadelerin Kur’an’da yer alan kabirden çıkma, dirilme gibi ifadelerle uyumlu olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca şunu da sorabiliriz:

“Eğer, Bizim adımıza, ona bazı sözler katmış olsaydı, andolsun Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra, andolsun onun şah damarını keserdik. Hiçbiriniz de onu savunamazdınız.” sözleriyle vahiy alan bir peygamber, Kur’an’da olmayan bir şeyi söyleyebilir mi?

Bu bağlamda şu düşüncemi de ifade edeyim. Din adına çoğunluğun seçimi Kur’an’ın içeriğini öğrenmek değildir çünkü onlara göre Kur’an muğlaktır yani anlaşılması zordur. O nedenle de Arap alfabesindeki harflerin okunuşlarını öğrenerek okumak yani yüzünden okumak yeterlidir. Bu çoğunluğun içindeki kimileri de Arapça metnin, Latin harfleriyle yazılan şeklini okumayı tercih eder. İki seçenekte de içerik ve anlam gözetilmez ve bu, “Kur’an’ı indiği dilde okuma” olarak kabul görür ve kutsanır.

Sure; “Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter. O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” ifadeleriyle başlar. Hayat ve ölümün nedeni, dünya hayatının bir sınav olduğu düşüncesi, kimin daha güzel iş yapacağına bağlanmış görünmektedir. Bu görece “güzel iş” kavramının temelinde, Allah’a iman olduğunu söylemek yanlış olmaz çünkü cennetlikler için kullanılan “inanıp yararlı işler işleyenler” ifadesi ile bu durum sıklıkla teyit edilir.  Sureden devam edelim…

O, yedi göğü birbiri üzerine/uyumlu olarak yaratmıştır. Şöyle denir: “Rahman’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz âciz ve bitkin/direnci kırılmış halde sana dönecektir.”

Tefsirlerde yer alan “yedi gök” ile ilgili hadislere göre de her Sema bir peygamberle bağlantılıdır. Şöyle ki; “birinci Sema makam Âdem, ikinci Sema makam Yahya, üçüncü Sema makam Yusuf, dördüncü Sema makam İsa, beşinci Sema makam Harun, altıncı Sema makam Musa, yedinci Sema makam İbrahim” olarak sıralanır. (Elmalılı)

Yukarıda da belirttiğimiz gibi hadislerin doğruluğunu ispatlama şansımız yok. Ancak Tevrat’ın; “RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu.” (Yaradılış 2; 8) ifadesini ve Kur’an’ın Yahudi peygamberlere atfettiği üstünlüğü birlikte düşünürsek, Yahudi kavmi hem yerde hem gökte egemen midir sorusunu sormamız gerekir.

Sureden devam edelim…

Biz, “en yakın göğü kandillerle/ışıklarla” donattıklarını, “onlarla şeytanların taşlanmasını” sağladıklarını ve “onlar için alevli ateş azabını” hazırladıklarını belirtir. Devamla cehennem anlatımına geçilir.

“Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek yerdir o! Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.” Cehennem “öfkeden çatlayacak” gibidir. Oraya bir topluluk atıldığında, “onun bekçileri onlara, ‘size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi,’ diye sorarlar.” İnkârcılar da uyarıcı geldiğini, ancak onu yalanlayarak “Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz,” dediklerini tekrarlarlar.

“Eğer biz dinleseydik yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık” ifadesiyle günahlarını itiraf eden inkârcılar için şöyle denir: “Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!”

“Görmeden Rablerinden korkanlar” için ise “bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.”

Devamla Allah anlatımına geçilir:

“Sözünüzü ister gizleyin ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin özünü bilir. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. O, sizin için yeryüzüne boyun eğdirmiştir. Öyleyse yerin sırtlarını dolaşın, Allah’ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O’nadır.”

Devamında ise Biz-Ben ortak ifadeleriyle tehditler sıralanır:

“Yer birdenbire sarsıldığı zaman, gökte O’lanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? Gökte O’lanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz! Andolsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni tanımazlık/inkâr nasılmış/tehdidim nasılmış bileceksiniz!”

Tehditler; “Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olandan başkası tutmuyor; doğrusu, O her şeyi görendir.” cümlesinden sonra sürer ve şöyle denir: 

“Rahman olan Allah’ın dışında size yardımda bulunabilecek bu ordunuz kimdir? İnkârcılar sadece aldanmaktadırlar/gaflet içindedirler. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verecek olabilen kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar. Yüz üstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa dosdoğru yolda yürüyen mi?”

Muhammed peygamberden de şunları söylemesi istenir: “Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz! Sizi yerden üreten/yaratan O’dur ve O’na toplanıp götürüleceksiniz.”

Kavmi ise sorgulamakta ısrarcıdır: “Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak/bu verilen söz ne zamandır?” Elçi’den şu yanıtı vermesi istenir: “Onun bilgisi Allah’tadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” Bu soru-yanıt kalıbı da ara ara tekrarlananlardandır. Azap yaklaştığında ise inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir/buruşur ve onlara şöyle denir: “İşte çağırıp durduğunuz şey budur!”

Devamla, Muhammed peygamberden kavmine şu sözlerle hitap etmesi istenir:

“Görmüyor musunuz? Allah, beni ve benimle beraber bulunanları yok eder veya bize acır; ama inkârcıları, can yakıcı azaptan kim alıkoyabilir?” Elmalılı tefsirindeki rivayetlere göre bu ayetin iniş nedeni Mekke müşriklerinin, Muhammed peygamberin Allah tarafından korkulu bir şeyi haber vererek sakındırmakta olduğunu (inzar) kabul etmemeleri ve “helâk oluverse de kurtulsak” demeleridir. Anlamadıkları ise Peygamber’in vefatıyla bu inzar’ın bitmeyeceğidir.

Sure şu ayetlerle sonlanır:

“Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahman olandır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz. Görmüyor musunuz? Suyunuz yere batarsa, size kim bir su kaynağı getirebilir?”

Tehditlerle dolu Mülk suresi anlatımı tamamlanmıştır. Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Mülk Suresi olarak yukarıdaki satırları okumaktadır. Mekkî surelerle ilgi çalışmamız sürecektir.

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir