Vefasızlık hastalığına tutulduk


Geçtiğimiz gün değerli bir büyüğümüzün vefat haberini aldık. Hastanede tedavi oluyormuş. Hiç haberimiz olmadı. Oysa ki bizimle eğitim üzerine fikirlerini, kitaplarını hatta sofrasını paylaşmıştı.

Hep aklımızdaydı. Birbirimizle “… uzun zamandır görüşemedik, sen görüştün mü?.. Ben de uzun zamandır görüşmedim ama ilk fırsatta arayacağım… Ben de arayacağım, çok ayıp ettik doğrusu.”  tarzında muhabbetler yaptık. Ancak, telefonu kapattıktan sonra unuttuk… Aklımıza geldiğinde yine bir şeyler araya girdi ve atladık.

Ve bir gün bir mesaj geldi… Büyük ihtimal çocukları, telefonunda kayıtlı olan herkese durumu bildiren bir mesaj göndermişlerdi.

Tabi çok üzüldük ve de ben kendi adıma çok utandım. Neredeyse üç yıldır görüşmemişiz. Hastanede yatmış haberimiz olmamış.

Salgın nedeniyle cenazesine bile gidemedik.

Harıl harıl birlikte çektirdiğimiz bir fotoğrafını aradık. İmzaladığı kitaplarını çıkartıp, fotoğraflarını çektik ve ardından da ne kadar üzgün olduğumuzu açıklayan, duygu dolu paylaşımlar yaptık.

Ama o insan gitmişti bir kez. Artık yapacak bir şey yoktu. Duygularımız gerçekti tabi, pişmanlıklarımız da…

Biz, hangi ara bu kadar vefasız olduk!

Bizi; dostlarımızı, sevdiklerimizi aramaktan alıkoyan nasıl bir duygu durumudur?

Çok mu meşgulüz yoksa çok mu duyarsızız!

İnsanlar, dünya gayesinden daha mı önemsiz?

Ne götüreceğiz öbür tarafa; arabamızı, evimizi, işimizi…

İnsanlığımızı götürmek için ne bekliyoruz?

Daha kaç insanı habersizce kaybedeceğiz?

Hele de yaşlar ilerleyince etrafımızdaki insan sayısı daha da azalıyor…

Hiç düşündünüz mü etrafınızdan kaç insan eksilmiş!

Ben bir gün hesapladım ve çok şaşırdım. Birer birer kaybettiğimiz insanlar meğer o kadar çokmuş ki…

Dünyanın kargaşasından kafamızı kaldırıp şöyle bir çevremize bakabilirsek eğer, her geçen gün ne kadar yalnızlaştığımızı anlayacağız…

Yalnızlaştıkça, diğer tarafın yolu da kısalıyor, farkında mıyız?

Gidenler gitti artık da kalanlar için akıllandık mı?

Hiç sanmıyorum…

Eller telefonlara yine uzanmayacak; uzansa da sosyal medya mesajlarına bakmak için uzanacak.

“Birazdan ararım, şu işim bitsin de arayacağım… Şu gün giderim…”

Evet, aramıyoruz, gitmiyoruz. Vefat haberi alınca da üzüntü duyuyoruz ancak son üzüntü fayda vermiyor ne yazık ki…

İnsanları hayattayken arayıp, ilgimizi ve sevgimizi göstermeliyiz. Hiçbir bahane vefasızlığımızın nedeni olamaz.

İnsanlığımıza geri dönmeliyiz. Çünkü beraberimizde götüreceğimiz sadece insanlığımız olacak…

Şimdi ne iş yapıyorsak bırakalım ve uzun zamandır aramadıklarımızın bir listesini yapalım ve hemen aramaya başlayalım, hiç vakit kaybetmeden.

Tülay Hergünlü – SMMM

 

Dinlemek için tıklayın