Sirke ve ibadet


Her Ramazan’da şu başlığı görürüz gazetelerde: Türbeler doldu taştı!

Ramazan’ın ilk günü türbe ziyareti yapmak, dua etmek, niyet tutmak, çoğunluğun bildiğini okumaya devam ettiğini gösteren sıcak bir örnektir. Belli ki tek tanrı inancı kutsal metinlerde de yazsa, peygamberler tebliğ de etse, aydınlar da anlatsa, asırlar da geçse “atalar dini” fırsat buldukça kendini göstermeye devam edecektir. 

Bunları düşünmeme neden olan, İstanbul’daki Oruç Baba türbesi ile ilgili haberlerde yer alan cümlelerdi. İnsanlar ellerinde sirke ve ekmeklerle erken saatlerde türbeye gelmeye başlamış ve sirkeleri dilek tutarak aralarında dağıtmışlardı. Sirke şişeleri boşaldıkça da yeni gelenlerden sirke toplamışlar, iftarlarını da ekmeğe sirke dökerek açmışlardı Çocuğu olmayanlar beşik yapıp ip bağlamışlardı. Sirkesi bitip tekrar dolduranlar ise evlerine döndüklerinde bu sirkeleri salata ve yemeklerde kullanacaklarını ifade etmişlerdi! İçlerinde yurt dışından gelenlerin olduğunu da okuyoruz.* (Damga Gazetesi, 3-4 Nisan 2022 Oruç Baba haberleri)

Herkesin dini, ibadeti kendini ilgilendirse de şu soruyu sormaktan kendimizi alamıyoruz: Ölüye, diriye her vesile ile okunan, sadece namaz ibadetinde bile günde beş defa tekrar edilen Fatiha Suresi’nin 5. ayeti yani, “Yalnız Sana taparız ve ancak Senden yardım dileriz.” (Fatiha/Açılış, 5) ayeti, acaba yeterince açık değil midir? İbadet olarak türbede sirke dağıtan, şişeleri doldurup boşaltan sonra da yemeklik olarak kullanan “Müslüman” “oku bir Elham” dendiğinde acaba okuduğunu ne kadar anlamaktadır?

Kur’an’ın tanıttığı Allah, bütün varlıkların Rabbi’dir. O halde yardım ve destek de sadece O’ndan istenmelidir. İnsanın, kendi istek ve iradesiyle yaptığında değer ve anlam kazanacak olan tapınma da yalnız O’na olmalıdır. Bu, aynı zamanda Yaratan ile yaratılmış arasında “Kitap/Kur’an” üzerinden bir çeşit sözleşmedir ve şöyle denir: “Doğrusu, gerçekten Biz Kitabı sana indirdik. Öyle ise tapınmayı Allah’a özgü kılarak O’na kulluk et.” (Zümer/Kümeler,2) ve bu akit, “O diridir, O’ndan başka Tanrı yoktur. Tapınmayı yalnız O’na özgü kılarak O’na yalvarın. Övgü âlemlerin eğiteni Allah’adır.” (Mümin/İnanan,65) ifadesiyle de pekiştirilir.

“Allah’ın birliği” ilkesinin vurgulandığı, “Tanrınız tek bir tanrıdır. O’ndan başkası asla yoktur, Acıyan ve Acıyıcı olan O’dur.” (Bakara/Düve,163) ayeti ile Yaratan’a bağlılığın ve ibadetin aracısız olması gerektiği hatırlatılır.

Peygamberlerin görevi de; “Bize, yalnız Allah’a tapmamız ve atalarımızın taptıklarını bırakmamız için mi geldin?” (A’raf/Yükseklikler,70) diyerek Allah’a ortak koşmakta ısrarcı olan toplumlarını uyarmaktır.

Hz. Muhammed’den de -övgü ve esenlik, üzerine olsun- şöyle demesi istenir: “De ki: ‘Allah’tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan yasaklandım.’ De ki: ‘Sizin havalarınıza uymayacağım, yoksa şaşırmış ve doğru yolda bulunmayanlardan olurum.” (En’am/Sığırlar,56)

İnandığı dini kaynağından öğrenmemekte direnenler, “Doğrusu, çokları, bilmeden havalarına uyarak şaşırtıyorlar.” (En’am/Sığırlar/119) ifadesinde olduğu gibi, atadan-dededen kalma bilgileri gerçek din diye satanların elinde, belli ki yüz yıllar da geçse oyuncak olmaya devam edecekler.

Belki de bir 14 asır daha geçsin diye beklenecek!

Kur’an’da peygamber hikâyeleri de dahil birçok ifade henüz bilimsel olarak açıklanamasa da birçok ayet anlaşılmak için okunduğunda gayet açıktır. Örneğin şöyle der: “Doğrusu, tapınmalar Allah’adır, öyleyse Allah’la beraber başkasını katarak yalvarmayın.” (Cin, 18)

Hz. Muhammed döneminde toplumu, Allah’ın kızları kabul edilen Lât, Uzzâ ve Menât adlı putlara tapmaktaydı. Bugün bu putlar yoktur ancak din adına bu zihniyet; Allah’ın yetkilerini birtakım güçlere, kişilere vererek, türbe ve yatırlardan medet umularak sürdürülmektedir. Gerekçe de çağlar öncesinin “Bizi Allah’a iyice yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz.” (Zümer/Kümeler,3) ifadesinden farklı değildir.

Çoğunluk geleneğin kabulüne teslim olmakta pek bir sakınca görmemektedir. “…Aldatan da sakın sizi Allah adına aldatmasın.” (Fâtır/Yaratan,5) ayetinin, dindar olduklarını ifade edenler için ne anlama geldiğini de tam olarak bilmiyoruz! Yaratan bilir!

Ancak biz şu ayeti biliyoruz: “Doğrusu, bir ulus kendini değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d/Gök Gürültüsü, 11)

Doğru ve güzele çağırmak sadece peygamber tebliğleriyle sınırlı değildir. Çağlar boyunca, evren ve insan kitabını çok iyi okumayı başaranlar da, insan azim ve kararının gereğini yaparak aydınlığa, iyilik ve güzelliğe çağırmışlardır. Mustafa Kemal Atatürk de bu toprakların ve dünyanın sayılı büyük aydınlarından biri olarak, “ulus kendini değiştirmedikçe” ifadesine şöyle açıklık getirmiştir: “İnsanlar ve insanlardan meydana gelen topluluklar her şeyden evvel bütün bireyleriyle doğru bir düşünüş biçimine sahip olmalıdırlar. Düşünüş biçimi zayıf, çürük, hasta olan bir toplumun bütün çalışması boşadır.” (Atatürk’ün S.D.II, s.138)

Ramazan 2022’nin tüm insanlık için kutlu olması dileğiyle…

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın