Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Sen ölülere işittiremezsin” (1)


Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?

Mekkî kabul edilen önceki Ankebût suresi anlatımında; din dilinde iyi ya da kötü olmanın bağlandığı noktanın Allah’a iman ya da Allah’ı inkâr olduğunu belirtmiş, peygamberliğin ve kitapların; İbrahim’in Yahudi kavminden eşi Sara’nın oğlu İshak ve torunu Yakub’un soyundan gelenlere verileceğini öğrenmiş, İbrahim’in Mısırlı Hacer’den olma ve Muhammed peygamberin soyunun bağlandığı İsmail’in ise anılmadığını ifade etmiştik.

Konumuz, Mekkî sure olarak kabul edilen Rum (Bizans) suresidir.

Elmalılı’nın açıklamasına göre; “İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların) tekrar galip gelecekleri anlatıldığından, sureye bu isim verilmiştir.” Bu, 613’te gerçekleşen Antakya Muharebesi’dir ve Suriye’de Antakya dışında Herakleios komutasındaki Bizans ordusu ile Sasani ordusu arasında gerçekleşmiştir. Persler zafer kazanmış, Bizans Devleti ağır bir yenilgiye uğramıştır.

Elmalılı tefsirindeki açıklamaya göre; Bizans ordusunun Perslere yenildiği haberi Mekke’ye geldiğinde müşrikler sevinmiş ve “siz ve Nasara Ehli-Kitap’sınız, biz Farisi’yiz ve bizim ihvanımız sizin ihvanınızı tepeledi, biz de sizi tepeleriz,” demişler ve bunun üzerine de ilgili ayetler inmiştir. Ağır yenilgiye uğrayan Bizans’ın tekrar kazanacağı ifadesi ise mucize bir ifade olarak görülmüştür. Nedenini verelim. 

Önceki surelerde yer alan birçok anlatımın tekrarlandığı Rum suresi, Arap alfabesinin Elif, Lâm, Mîm” harfleriyle başlar.

Devamla şöyle denir: “Rumlar yenildi. (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galip geleceklerdir. (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah’ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir. (Bu da) Allah’ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir. Allah’ın vaadi budur. Allah, vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

Burada geçen ve birkaç yıl olarak kullanılan kelime Araplarda 3’ten 9’a kadar anlamındadır. Elmalılı şöyle yazar: “Bıd’ı siniyn içinde, yani birkaç sene zarfında ki bıd’ı, üçten dokuza kadardır.” Bununla ilgili bahis konusunu da verelim. Ebubekir’in, sevinen müşriklere, “Peygamberimiz haber verdi, Rumlar mutlaka kazanacak” sözleri üzerine Übeyy ibni Half adlı müşrik, “yalan söylüyorsun, haydi aramızda bir müddet tayin et seninle bahse girelim,” demiş, süreyi 3 yıl, deve sayısını da 10 olarak belirlemişlerdir.  Ebubekir durumu Muhammed peygambere iletmiş, o da bahsi artırmasını, müddeti de uzatmasını söylemiştir. Ebu Bekir de o kişiye giderek deve sayısını artırmış, zamanı da 9 sene olarak belirlemişlerdir. Tırmizî’den rivayete göre de Rumlar Farisileri 9 yıl sonra yenecek, Muhammed peygamberin sözü doğru çıkacak, bu da 624’teki Bedir savaşı gününe denk gelecektir. (yıl farkı takvimlerden kaynaklanmaktadır) Yine tefsirlere göre Muhammed peygamber kazanılan develerin sadaka olarak verilmesini söyleyecektir. Diğer yandan Bizans-Sasani Savaşlarının 602-628 yılları arasında sürdüğünü de hatırlatalım.

Mekki surelerle ilgili çalışmamızda, Kur’an metninde yer alan anlatımların, Arap kavminin yaşantısı dışında olmadığını ara ara vurgulamaktayız. Rum suresi de buna örnektir. Bir fikir vermesi için, Prof. Dr. Casim Avcı’dan bazı bilgiler paylaşalım:

“Kur’an-ı Kerim’de Rum suresinin ilk ayetlerinde Bizanslılardan bahsedilmektedir. Tevbe suresinde birçok ayet, Hz. Peygamber tarafından Bizans’a karşı düzenlenen, ancak Bizans ordusuyla herhangi bir çatışma olmaksızın geri dönülen Tebuk seferiyle ilgilidir. Ayrıca Hristiyanlık, Hristiyanlar ve Ehl-i Kitap hakkındaki bazı sure ve ayetlerin, Bizans’la ilgisi bulunmaktadır. Dolayısıyla tefsir kaynakları, işaret edilen ayetlerin tefsirinde Bizans’a da atıfta bulunmakta ve açıklamalara yer vermektedirler. … Hadis kaynaklarında, muhtelif “kitâb ve bâb” başlıkları altında Hz. Peygamber’den nakledilen Bizans’la ilgili rivayetler yer almaktadır. Özellikle Buharî’nin “Sâhih” inde Hz. Peygamber’in Herakleios’a mektubu, Herakleios’un Hz. Peygamber hakkında Ebu Süfyan ve arkadaşlarından bilgi alması gibi hususlar, geniş bir şekilde yer almakta ve birçok yerde tekrarlanmaktadır. Bizanslıların mühürsüz mektuplara itibar etmediklerinin hatırlatılması üzerine Hz. Peygamber’in bir mühür yaptırdığı belirtilmektedir. …

İslamiyet’ten önce Mekkelilerle Bizans arasında da çeşitli münasebetler gerçekleşmiştir. İbn Kuteybe’nin rivayetine göre, Hz. Peygamber’in dedelerinden Kusayy b. Kilâb, Mekke’de hâkimiyet elde etmek için Bizans imparatorunun desteğini almıştır. … İslam öncesi Meke’nin, diğer bir ifadeyle Kureyş kabilesinin, komşu devletlerle ve bu arada Bizans’la ekonomik ilişkileri önemli bir yer tutmaktadır. Mekkeliler ticari faaliyetlerde bulunmak üzere yaz ve kış mevsimlerinde, ticaret kervanlarıyla çeşitli bölgelere gitmekte idiler. Kuzeyde Bizans hâkimiyetinde bulunan Suriye ve güneyde Yemen, bu bölgelerin başında yer almaktaydı. Mekkeliler bazı devlet ve kabilelerle mal değişimine ve yol güvenliğinin sağlanmasına dayalı anlaşmalar yapmışlar ve bu konuda bazı imtiyazlar elde etmişlerdi. Hz. Peygamber 35 yaşında iken gerçekleşen Kâbe tamiriyle ilgili rivayetleri sıralarken Ezrakî’nin kullandığı bir ifade, Mekkeli tacirlerin Bizans topraklarına, Bizanslı tacirlerin de Mekke’ye gelmekte olduklarını göstermektedir. Kur’an’da aynı adı taşıyan müstakil bir surede Kureyş’in, yaz ve kış mevsimlerinde emniyet içerisinde yaptıkları seyahat ve ticarî seferlere vurgu yapılmış olması dikkat çekicidir. (Kureyş suresi)

İbn Sa’d ve Yakubî, yukarıda zikredilen Kusayy’ın torunlarından Hâşim b. Abdümenâf’ın gerekli ticarî bağlantıları kurarak ilk defa Kureyş’in yaz ve kış seferlerini başlattığını belirtirler. Bu başlangıçta Bizans’ın yeri önemlidir. Bizans kanunlarına göre Arap tacirlerin ülke içine girip sadece belirli yerlerde alış-veriş yapabildikleri, ayrıca bu tacirlerin sınır kapılarında sert ve ağır gümrük kontrolüne tâbi tutuldukları dikkate alındığında, Bizans’tan sağlanan ticarî imtiyazların Kureyş için önemi daha kolay anlaşılmaktadır. … Asıl adı Amr olan Hâşim, Mekke’de baş gösteren bir kıtlık sırasında Suriye’ye giderek yetkili makamlardan yiyecek temin etmiş ve böylece Mekkelileri açlıktan kurtarmıştı. (Kureyş suresi) … İslam öncesinde olduğu gibi, Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın para reformuna kadar, İslam döneminde Bizans dinarlarının (denarius) kullanıldığını da belirtmek gerekir.”  (İslam-Bizans İlişkileri 610-847; Türk Tarih Kurumu, 2020, sayfalar: 4-5, 29-30, 32)

Burada bir saptama yapalım: Tevrat’ı, İncil’i okumadan, İslam öncesi Arap Yarımadası ve çevresinin binlerce yıllık geçmişini, tarihini, yaşam tarzını, dinlerini, örf ve âdetlerini bilmeden Kur’an’ı anlamak, ayetleri anlamlandırmak pek mümkün değildir.

Bu yol uygulanmadığında ne oluyor?

Kur’an metnini olduğu gibi kabullenmek, iman etmek kişinin tercihidir ve ayrı bir konudur. Ancak işin bir diğer tarafı daha vardır. Örneğin; birileri şakra açmak için ayetleri kullanabiliyor, birileri din adına sizi mistizmin koridorlarına çekebiliyor, tasavvuftaki boyutlar konusu devreye girebiliyor, birileri de günah kavramı üzerinden diğerlerine baskı ve zorlamada bulunabiliyor. İnsanımız da din konusunda verileni, sunulanı almak, kabullenmek konusunda oldukça aceleci davranıyor; oysa duyduğunu araştırmalı değil midir, üstelik de bilginin elimizin altında olduğu şu zaman diliminde?

İş bunlarla da kalmıyor. Din konusunda bakış açımıza uygun olaylar bizi mutlu ederken, düşünce tarzımıza uymayanlar için hemen, “gerçek İslam bu değil,” diyoruz. Burada ilahiyat profesörü İsrafil Balcı’nın, “Gerçek İslam bu değil’ ise hangisi gerçek” başlıklı youtube videosundan birkaç satır verelim. Balcı şöyle diyor:

“Bir idealize edilen var, bir yaşanmış örnekler var, bir de dini metinler var. Size soft bir İslam sunabilirim, tadından yenmeyecek bir İslam, o metinden çıkar mı, çıkar ama o metinlerden öyle bir İslam da çıkarabilirsiniz ki tepeden tırnağa şiddet kokan bir din olur.”

Değerli bilim insanı İsrafil Balcı ile aynı düşüncedeyim. O nedenle de her konuşmamın başında; sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor, hangi ifadeleri görüyor sorusunu soruyorum çünkü bu ifadeleri gördükten sonra kişinin hangi adımı atacağı çok önemlidir. Örneğin kişi, metni tekrar tekrar okuyup olduğu gibi kabullenebilir, bu onun inancıdır, imanıdır ve ona saygı duyulur. Ancak kişi, okuduğu metni gerçekten anlamak istiyorsa, yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi, Arap coğrafyası ve çevresinin tarihini, sosyal hayatını, özellikle de Yahudi ve Arap kavimlerinin iç içe geçmişliğini çok iyi bilmelidir.

Rum suresi anlatımı sürmektedir.

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir