Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Özgürlüğe Uyanış

Nutuk ve Türkiye (2)


Önceki yazımda, 15 Ekim’de SONSÖZ gazetesinin “Tam bağımsız Türkiye mi BOP mu, Atatürk Nutuk’ta anlattı, TBMM açılış, Komisyon” konulu canlı yayına katıldığımı belirtmiş ve oradan ilk notları aktarmıştım. Kalan notları da paylaşalım.

Ülke siyaseti

Ülkemizde siyasetin üç kapısı var diyebiliriz ve bunları; bağlılık, aldatma ve beklenti olarak verebiliriz. Dış siyasette BOP, iç siyasette BAB! Demek istediğim şu ki siyasette işini yürütmek ya da koltuğunu korumak isteyen kişi ya bir güce bağlı olacak ya aldatacak ya da beklenti içinde olduğunu hissettirecek ki birileri ona yanaşsın ya da ulaşsın. Meclis açılışındaki ünlü fotoğrafta (!) da bu üç unsuru gördük. İlk yarattığı algı da şu oldu: Demek ki siyaset kürkçü dükkânı ve ciğerci dükkânı konsepti ile yürütülüyormuş! Birileri ben zaten senin kumaşının bir parçasıydım beni kürkçü dükkânına geri alabilirsin demiş, diğerleri de ne koparabiliriz beklentisi ile yanaşma çabasında olmuş!

Siyasilerin yüz ifadelerini de iki deyim gayet net açıklıyor: Buldumcuk olmak, sevindirik olmak!

İnsanoğlu sevinç şımarığı olmanın yarar sağlayacağını düşünür ve hayatın payını hep ıskalar. Oysa hayatın payının, gerektiği an gereğini yapmak gibi bir huyu vardır.

Burada yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü analım. Yayında Nutuk’ta metnin dışında 266 belge olduğunu belirtmiş ve Nutuk okumakta zorlananlara 220. Belge’yi okumalarını önermiştim. O belge Mustafa Kemal Paşa’nın 28 Aralık 1919’da Ziraat Mektebi’nde Ankaralılara verdiği konferansın uzun, ayrıntılı, çok yönlü ve ders niteliğindeki konuşmasının metnini içerir; işin özünü ve Kurtuluş günlerini anlamak isteyenler için başlıklar açıktır. İşte o metinde şu cümleyi de kurar Gazi:

“Fakat Efendiler, her halde evrende bir hak vardır ve hak güce üstündür.”

***

Çözüm süreçlerini karşılaştırınca ne görüyoruz?

Birinci süreçte amaç: 2009-2015 arasında yaşanan ve AKP hükûmeti tarafından başlatılan sürecin amacı Türkiye-PKK çatışmasını çözmeye yönelikti. Adları; demokratik açılım, Kürt açılımı veya Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle “ihanet süreci” idi. Çözüm süreci ile ilgili kanun; “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adıyla Resmî Gazete’de yayınlandı. (16 Temmuz 2014) Terörist Başı, yeni adımlar atılması için hükûmete 15 Ekim 2014’e kadar süre verdi.

2015’e gelindi… Dolmabahçe’de yapılan toplantı için: “Bu toplantıda hükûmetin Başbakan Yardımcısı’yla şu an parlamento içinde olan bir grubun yan yana o resmi vermesini ben şahsen doğru bulmuyorum.” açıklamasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, okunan metin için de şu yorumda bulundu: “Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim?” IŞİD Kobane’yi kuşattı. Ardından Kobane düşerse çözüm süreci biter açıklamaları geldi, protestolar, terör saldırıları başladı. Şehit haberleri ekranları kapladı. KCK Eş Başkanlarının açıklaması yayınlandı: “Silahların bırakılması, ancak Öcalan’ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir. Yani PKK bu kararı Öcalan serbest kalmadan açıklamayacak. Kürt sorunu çözülmeden PKK böyle bir kongre yapmaz. Kürt kimliği tanınmadan, bu temelde anayasa değiştirmeden ve Kürtlerin statüsünü kabul etmeden böyle bir kongreye asla toplayamaz. Öcalan’ın bir taraf olarak resmi kabul edilmesi gerekiyor.” (5 Mayıs 2015)

Sonuçta amaca ulaşılamadı.

İkinci süreçte amaç: 1 Ekim 2024’teki Bahçeli-DEM tokalaşması ile yeni süreç başladı. AKP hükûmeti ve MHP ortak adımının amacı Türkiye-PKK çatışmasını çözmek ve PKK’nın silah bırakmasını sağlamaktı. İkinci sürece verilen adlar yumuşatıldı: Barış Süreci, Terörsüz Türkiye Süreci, Barış ve Demokratik Toplum Süreci. 12 Temmuz 2025’te AKP-MHP-DEM Parti süreç ittifakını duyurdular. Ardından Ağustos’ta Komisyon kuruldu. Adı, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” oldu. Bahçeli’ye göre süreç yıl sonuna kadar sonlanacak. Öcalan, PKK’ya silah bırakma çağrısı yaptı, PKK Yürütme Komitesi tarafından ateşkes ilan edildi ancak KCK eş başkanı Hülya Oran: “Hukuki zemin olmadan PKK silah bırakmaz.” açıklaması yaptı.

Her iki sürecin de tek amacı olduğunu bilelim: Bebek Katili’nin serbest kalması.

Birinci süreçte “silahlı mücadeleye son” çağrısı: Mart 2013’te Abdullah Öcalan’ın mektubu okundu; PKK’nın silahlı güçleri Türkiye topraklarından çekilecek ve silahlı mücadeleye son verilecek dendi. PKK, emirlere uyup Türkiye topraklarından çekileceğini resmi olarak duyurdu.

İkinci süreçte “silahlı mücadeleye son” çağrısı: Mayıs 2025’te PKK, örgütü feshetme ve silahlı mücadeleye son kararını açıkladı. Silah yakma görüntülerini izledik. Öcalan yaptığı açıklama ile ulus Kürt devleti kurma hedefinin sonlandığını belirtti. Bu yüzden PKK’nın feshedildiği tekrarlandı. Herkes birbirine sordu: İnanalım mı? Daha dün PKK’nın kuruluş amacı Türkiye’nin güneydoğusunda Kürt bağımsızlığı ve özerkliğini sağlamak değil miydi? Bugün de DEM yeni süreçte yasal düzenlemelere geçilmesini istiyor: Kayyım, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, ayrımcılıkla mücadele, anadilde eğitim! Sonunun nereye varacağı ya da gelişmelerin nereye evrileceği konusunda kimsenin net bir fikri yok yani değişen bir şey olduğunu gösteren somut bir durum yok! Bu bağlamda Anayasamızın 3. Maddesini hatırlatalım: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı” dır.

Birinci sürecin komisyonu: CHP ve MHP çözüm süreci için Meclis’te kurulacak komisyona üye vermedi, komisyonda herhangi bir görev almadı. (Nisan 2013)

İkinci sürecin komisyonu: MHP ve CHP komisyonda! 

Ne değiştiğini bilemiyoruz; bildiğimiz tek şey, süreçlerin değişmeyen tek maddesinin Öcalan’a özgürlük olduğudur!

Birinci süreçte KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçilmezse, hükûmet adım atmazsa süreci bitireceklerini açıklamıştı. Cemil Bayık, PKK’nın tamamen silah bırakması için şu şartı da öne sürmüştü: “Öcalan’a özgürlük ve anayasal güvence.” HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ da barışın sağlanması için -Öcalan dâhil- siyasi mahkûmların bırakılmasını istemişti. İkinci süreçte Murat Karayılan açıkladı: “Öcalan özgür olmadan barış olmaz.”

Bu çok özet anlatım bile şunu göstermektedir. Kürt Sorunu diyerek yola çıkanların asıl amacı; Öcalan’a, PKK’ya meşruiyet kazandırmaktır. Öncelikle istenen de Terörist Başı’nın tecridinin kaldırılması, TBMM’ye getirilmesidir. Sonrasında birileri siyasi parti kurması için elbette önünü açacak, birileri de cumhurbaşkanı adayımız diye TBMM çatısı altında Öcalan sloganları atacaktır.

Bugünkü barış komisyonu süreci, 2015’in AKP-CHP istikşafi görüşmelerini anımsatmaktadır. O görüşmeler nasıl ki AKP’ye kaybettiği hükûmet kurma görevini hediye ettiyse bugünkü komisyon çalışmaları da yine mevcut iktidara yarayacaktır, düşüncesindeyim. 2002’de Beyaz sarayda yapılan görüşmelerin vadesi mi doldu sorularının ahali arasında dolaştığı 2015 Haziran seçimi sonrasında, yaşanan ağır terör olaylarını, halkın korku ve panik içinde aynı yıl 1 Kasım’da sandığa gittiğini ve oyları yeniden AKP’ye boca ettiğini de hatırlayalım. Ne olduğunu tam bilemesek de gazeteci Nazif Okumuş’un CNN Türk’te yaptığı şu yorum hafızalarımızda: “Feodal yapı ile nakdî ilişkiler.”

Bugüne dönersek… İktidar o gün nasıl zaman kazanıp süreci kendi lehine çevirdiyse bugün de sonraki adımları için süreci kendi lehine döndürme çabasındadır. Bu adımların mevcut Cumhurbaşkanı’nın yeniden seçilmesi ve Anayasa’nın değiştirilmesi olduğunu biliyoruz. Zaten ABD Ankara Büyükelçisi Barrack’ın dediğine göre Başkan Trump, “Erdoğan’a meşruiyet verecek.” Barack, iki liderin görüşmesi sonucunda “dramatik bir değişim” göreceğimizi de belirtiyor.

Bu dramatik değişim ne olabilir? Acaba Yasal-Rasyonel (Hukuki) Meşruiyetten/otoriteden, Karizmatik Meşruiyete/otoriteye geçiş mi düşünülüyor?

Öyle günlerdeyiz ki başına ödül konmuş bir terörist bugün Suriye’nin Cumhurbaşkanı. Halkın seçmediği bu cumhurbaşkanı, kolundaki 55 bin dolarlık saati ile de magazin haberlerinde!

Birileri de benzer bir yolu Bebek Katili için mi açmaya çalışıyor?

Türkiye’nin durumu artık siyaset üstüdür.

Bu bağlamda Mustafa Kemal Paşa’nın, 1923’te Çankaya’da, “The Saturday Evening Post” dergisi yazarlarından Isaac F. Marcosson’a verdiği röportajın sadece giriş bölümündeki şu fikirleri hatırlatalım:  

“Bağımsızlık, hepsi bu… Kamu hizmetinin en yüksek biçimi bencil olmayan çabadır… Demokrasi, insan ırkının umududur… Ekonomimizi ve siyasî kaderimizi kendimiz belirlemek istiyoruz… Kendi evimizin efendisi olacağız… Dünyanın laneti küçük politikadır.”

Kendi aklımızla düşünmeyi öğrenebildiğimiz gün çok şey değişecektir…

Canan Murtezaoğlu

İzlemek için:
https://www.youtube.com/live/hrizMXKocoM?si=lryHxMmuVcF2wGgI


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir