Karanlığa selam: Karanlık eserleriyle sanata ışık tutan ressamlar


İnsanı ve bireyi yok sayan, baskıcı yaşam biçimine başkaldıran, Ortaçağ’a karanlık eserleriyle ışık tutan ressamların aklımızı başımızdan alan hayal güçlerini düşünelim. Bu yazımda siz değerli sanatseverleri; insanın ve toplumun acılarını, ruhunun karanlığını, kimi zaman rahatsız edici, korkunç figürleriyle anbean tuvale aktaran sanatçıların eserlerinin dünyasına götüreceğim.

Francis Bacon, “Çarmıha Gerilmenin Temelinde Figürler İçin Üç Çalışma”

Bacon için özgün bir sanatçı demek yerine parlak bir sahne amiri olduğunu söylemek daha doğru olur. Bacon’ın resimleri kendi başlarına mevcuttur. Bu ne demek oluyor derseniz, birçok eserde bazen bir sonuca varamazsınız, tıpkı kulağa çalınan sohbetler gibi güçleri bağlamlarına, devamına bağlıdır. Keza Bacon için bunu söylemek doğru olmaz. Şaşırtıcı, kimi zaman ürkütücü, yer yer tuhaf konularının bir şekilde daha ikna edici kıldığı unsur çok özel bir ikna edici mevcudiyetlerinin olmasıdır. Eserlerinin taşıdığı duygunun bende hissettirdiği şey, yoğun ve umarsız bir şekilde mahremiyeti olmalarıdır. Bacon, eserlerine baktığı zaman kendi dehşetini mi görüyor dersiniz? Yoksa yaşadığımız dünyayla doğrudan bağlantılı acıları mı?

1944’teki Çarmıha Geriliş eserinde sargılar ve çığlıklar yerlerini almış, tıpkı ideal acıyı yakalamak ister gibi kendi suretleriyle ifadesiz yüzleri, boyunda biten ağızları ve eksik kafataslarıyla, ifadeyle ya da ifadesizlikle seyircisine bu hissiyatı sezdirirler. İnsan acının bile olabildiğince gerçeğe uygun olmasını, kışkırtıcı ya da duyum organlarının iletici sinirlerinin sona erdiği bölgede derinden çözücü olmasını istemez mi?

Francisco Goya, “Çocuklarını Yiyen Satürn”

İnsanın insana neler yapmaya kadir olduğu düşünülürse, Goya’nın kendi hayallerinin yarattığı bir kâbus muydu onu rahatsız eden, onu “Kara Tablolar” adlı serisini oluşturmaya iten…

1819 ve 1823 yılları arasında 14 parçadan oluşan bu korkutucu resimler arasında ünlü tablosu, “Çocuklarını Yiyen Satürn” de yer alıyor. “Roma mitolojisine göre Satürn (Yunan mitolojisinde Kronos) Titanların başıydı. Satürn evrenin hükümdârı olmak için babası Caelus’u tahtan indirdi. Öz çocuğunun da aynısını yapacağından korkarak doğumlarından kısa süre sonra bütün çocuklarını teker teker öldürdü ve yedi.”

Neydi Goya’yı bu efsaneye iten düşüncenin özü? Zira bu sorunun cevabını kendisinden başkası veremez ancak güç ve kuvvetin dayanılmaz cazibesi aynı karmanın karşılığının çocukları tarafından da başına gelebileceğini düşünmesine sebebiyet vermiş olsa gerek. Felaket kâhini, anlamsız bir yenilgi hissine kapılmış, ürpermiş bir hükümdarın acımasızlığının resmedilişi. Sefahat âlemlerindeki şiddetin, yoğun bir nefretle kaydedildiği hayalî korkuların etkisi altında, karanlığın dehşet ve terör barındırdığını varsayanların aksine, Goya için dehşet ve terörün barındığı tek yer insan türünün zulmü ifşa ettiği felaketlerdeydi.

 

Caravaggio, “Medusa”

Gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar. Efsaneye göre, ona göz ucuyla bakanları bile taşa dönüştürüyor.

Caravaggio’nun ürküten tablosu için antik Yunan mitolojisinin Medusa’sından bahsetmeden önce, birgün en beğendiğim ressamın kim olduğunu sormuştum kendime ve hiç düşünmeden Carravaggio demiştim. Kendi cevabım şaşırtmıştı beni. Daha hayranlık duyduğum ressamlar vardı oysa. Caravvaggio sorunu değil, olayların iç yüzünü gösterirdi. Daha aşağı sınıfların yaşadığı hayatı ilk resmeden sanatçılardan biri olmasıydı belki beni etkileyen. O talihsiz insanların dünyasını göstermiyordu, onun gösterdiği, resmettikleriyle, seyircisiyle paylaştığı bir dünyaydı.

Sanat tarihi kitaplarından edindiğim bilgiler doğrultusunda dehasına hayranlığım hepten artıyordu. Işık ve gölge sanatının çığır açan ustalarından biri, tâbiri caizse ışık ve gölgenin babası olarak adlandırılıyordu. Eserlerine baktığımda en karanlıkta bile ışığını resmin kapı arasından sızar gibi içeriye girmesine izin vermesindeki kusursuzluğun içinde saklıydı.

“Medusa” eserine dönecek olursak, güzel olmak şans mıdır, şanssızlık mıdır diye sormak istiyorum? Aslında güzelliği ile gözleri kamaştırırken Athena’nın laneti sonucu güzelliğinin bedelini ödemek zorunda kalmış bir ölümlü. Mitolojinin en bahtsız karakteri diye söz etsem yersizlik yapmış olmam herhalde. Hayatına güzelliğiyle başlayan bu kız zaman içerisinde nasıl bu kadar kötü bir figür oluyor. Bakışlarıyla insanları taşa çeviren, saçları yılanlarla sarılmış lanetli Medusa…

Her aşk biraz ölmek demektir belki de. Poseidon Medusa’ya aşık olur, karısı Athena ilk başlarda bu kızı umursamamış olmasına rağmen kıskançlık, etrafına bir ölüm kozası gibi dolanır. Medusa’yı cezalandırmak ister ve verebileceği en kötü cezanın onun güzelliğini elinden alması olduğuna kanaat getirir. Efsanede yaşananlar çok daha sürüncemeli, acı ve hüzünlüdür fakat burada Carravaggio’nun gözünden Medusa’ya baktığınızda, yılan simgesini şeytanlık ve iffetsizlik olarak mı görüyorsunuz? Yoksa zihniyeti karalanmış bir kadın mı?

Caravaggio’ya göre bunların hiçbiri olmadığı söylenir; belki kendi yansımasını bir kalkan olarak resmetmiş, belki de yılanları ölümle bağdaştırmış. Fakat esere baktığımızda yılanların hareket halinde olduğunu sezinleriz, yani yaşam Medusa’yı bırakmaz. Caravaggio bu duruma göre yaşamın ölümden kaçamayacağını tasvir etmiş olamaz mı? Medusa’ya gelecek olursak, Yunan mitolojisinin önemli kahramanlarından biri olan Perseus tarafından öldürülür.

Yasemen Çavuşoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

 

https://www.arttv.com.tr/yazi/karanlga-selam-karanlk-eserleriyle-sanata-sk-tutan-ressamlar-yazan-yasemen-cavusoglu