İşletme yönetiminde sanat, bilim ve insancıl yaklaşımlar


Hangi işler yapılırsa yapılsın, insan unsuru olmadan bir amaca ulaşmak mümkün değildir. Yönetim faktörünün, insanı yönetmek olarak anlaşılması gerekir. Maddi araç gereç ve parasal değerler olmasa bile, belirli faaliyetlere ve amaçlara ulaşmak için, insan unsurunun bulunması yeterli ve gerekli bir nedendir. Bu bağlamda yönetimi; “bir grup insanın amaçlara doğru ulaşılması için yöneltilmesi” olarak adlandırabiliriz.

Bir ülkede yönetimin ailesel, siyasal ve profesyonel olarak üç grupta adlandırılması mümkündür.

Ailesel yönetimde; işletmelerde tüm üretim araçlarının, temel karar verme yetkisini kullanan organların ve bu organlara ait üst düzey yöneticilerin belli bir aileye veya akrabalara mensup olmaları, ailesel yönetime örnektir. Genellikle, sermaye birikiminin kısıtlı ve yetişmiş nitelikli personelin az olduğu bu tür aile işletmeleri kısa vadede yararlı, faydalı ve başarılı olabilirler. Ama bu tür yönetimlerin, uzun vadede, dış çevre koşullarındaki gelişmelere kayıtsız kalabilmesi ve kapalı bir aile işletmesi yapısından dolayı, gelişmenin önünde duran bir engel haline gelmesine sebep olabilir.

İşletme sahipliğinin, önemli temel karar alma ve yönetim organlarının belli bir siyasal yapıya sahip kişilerden olmasına siyasal ve politik yönetim adı verilmektedir. Aile yönetimlerinde olduğu gibi bu tür yönetim biçimlerinde de yetişmiş nitelikli kişileri çalıştırma imkân ve olanakları olduğu halde, siyasal kaygıların ön plana geçmesi nedeniyle, bu tür nitelikli kişilerin, yönetim basamaklarında, önlerine engeller çıkarılması muhtemeldir. Bu yaklaşımlar, bugünlerde yaşanan en önemli olaylardır. Gerek ailesel gerekse siyasal yönetim biçimlerinde işletmeler, sübjektif veya bilimsel olamayan değerlendirmelere sahip olabilmekte, böyle bir durum onları rasyonellikten uzak hale getirebilmektedir.

Bir durgunluk karşısında karışıklığın ve karmaşıklığın en fazla olduğu şirket türleridir.

Uzun vadede gelişme potansiyeli olabilecek bu tür şirketlerin, ekonomik başarı elde edebilmek ve daha verimli olabilmek için daha fazla eğitim, beceri ve teknoloji ile daha rekabetçi şirketler olabilme imkânları varken, siyasal görüşleri aynı olan devlete yaklaşmak, daha fazla devlet desteği alabilmek çok daha fazla önem kazanıyor. Çabalamaktan vazgeçiyor ve hantallaşıyorlar. Kısa vadede başarılı olabilen böyle şirketlerin, beklenmedik risklerle karşılaştıklarında zayıflıkları ön plana çıkıyor. Karışıklık ile karmaşıklığın arasında aslında farkında olmadan eriyip yok oluyorlar. Çünkü bu tür şirketlere siyasal yakınlık gösteren devlet, nihayetinde ekonomik zorluklar içinde olduğunda, iktisadi kalkınma yönünde bütünü düşünmek zorunda kalıyor, böyle şirketleri göz ardı edebiliyor ve destek veremeyecek durumda kalabiliyor.

Günümüzde özellikle 1930 buhranından sonra mikro anlamda işletmelerde yeni yönetim ve finansal çözümler anlamında arayışlara gidilmesi ve bilimsel çalışmalar yapılması neticesinde, devam eden gelişmeler sonucunda, ikibinli yıllara gelindiğinde, modern yönetim anlayışının bir profesyonel yönetim yaklaşımı olduğu ve bu yaklaşımın, verimlilik üzerinde daha önemli olduğu anlayışı hâkim olmuştur.

Bu anlayış ışığında, modern işletmecilikte yönetim sürecine işlerlik kazandıran, profesyonel veya mesleki yönetim olarak ifadesini bulmuştur. Profesyonel yönetim; temel karar organlarının veya fonksiyonel yönetim organlarıyla, hiyerarşik kademelerin tamamının uzmanlık bilgisi ve yeteneklere göre seçilen bireyler tarafından doldurulmasına dayalı yönetim biçimidir. Profesyonel yönetim, yönetim işinin akrabalık ilişkilerine ve siyasi görüşlere göre değil, tam anlamıyla alanında uzman, gerekli mesleki eğitimlerini tamamlamış, kendini bu alanlarda yetiştirip geliştirmiş kişilerden oluşan bir yönetim biçimidir.

Yönetim kavramı, aslında girişimcinin ilk aşamada aldığı girişim kararlarına kendisinden de bir şeyler katarak sonuca ulaşması neticesinde, yönetimin sanatsal yönüne de vurgu yapmanın gerekliliği vardır.

Yönetici karar verirken, yani alternatiflere yönelik tercih yaparken, elindeki objektif bilgileri kullanmakta ve ayrıca kendinden de bir şeyler katmaktadır. Bu önemli ölçüde girişimcinin kişiliği, üretkenliği ve ileri görüşlülük yeteneği ile ilgilidir. Bu, yönetimde yaratıcılık sanatı olarak kabul edilen bir durumdur.

Yönetim, bir bilim dalı olarak kabul edildiğine göre, sanat ile bilimin birbirinin tamamlayıcısı olduğu unutulmamalıdır. Yöneticinin, karar verirken kullanacağı bilgi, bilimsel esaslara göre hazırlanmış bilgiler olduğu takdirde, bilimsel bilgilerin değerlendirilmesinde, yöneticinin üretkenlik ve ileriyi görebilme yetenekleri ile birleştiğinde, sonuçların çok daha verimlilik gösterdiği kabul edilen bir durumdur.

Örgütlerin çevresel değişimlere hemen ayak uydurabilen esnek bir yapıya sahip olmaları, beklenmeyen olası risklere karşılık verebilmenin en önemli unsurudur. Çevreyi ve hızlı değişimleri takip edebilmek ve uygulayabilmek yöneticilerin görevleri arasındadır. Bu anlamıyla yöneticiler detaylı planlama ve denetim işleriyle daha az ilgilenmeli; bunu yerine işletmede, ihtiyaca ve gerekliliğe göre ekip yönetimi oluşturma, günlük iş ve işlemler yerine örgütte ortaya çıkan stratejik sorunların üstesinden gelecek çözüm yollarına yönelmeleri gerekmektedir.

Bu gelişmelere paralel olarak, yöneticilerin insan odaklı olmaları gerekliliğine göre, yöneticiler her geçen gün insancıl ve fikrî yeteneklere daha fazla ihtiyaç duyacakları için, profesyonel yönetim kavramını daha kapsamlı ele alarak, işlevlerini yerine getirmeleri gerekecektir.

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi
www.hergunlu.com

 

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynak:
Prof. Dr. Şerif Şimşek – Prof. Dr. Adnan Çelik; Yönetim ve Organizasyon, s. 4,6 ve 8