“Haksızlık yapanlara gönül vermeyin!”


Yazının başlığını Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın “İslam’da İşçi-İşveren İlişkileri” adlı kitabından aldım. Bu  cümle beni çok etkiledi;
“Haksızlık yapanlara gönül vermeyin!”
Cümleyi okurken aklıma şöyle bir soru takıldı: Bu cümleyi, sayısız anlam ifade eden başka kalıplara sokabilir miyiz?
Deneyelim bakalım neler çıkacak:
“Haksızlık yapanlara gönül vermeyin!”
Oylarınızı çalanlara gönül vermeyin!
Verdikleri sözlerde durmayanlara gönül vermeyin!
Yalan söyleyenlere gönül vermeyin!
Ülkeyi, mafya liderlerine teslim edenlere gönül vermeyin!
Mahkemeleri yandaş hâkim ve savcıların eline teslim ederek hak, hukuk ve adalet sistemini işlemez hale getirenlere gönül vermeyin!
Haksız kazanç sağlayanlara gönül vermeyin!
Emeklerinizi çalanlara, bordrolarınızı eksik beyan edenlere gönül vermeyin!
Zengine-fakire aynı oranda vergi salan zalimlere gönül vermeyin!
İnsanları “kişi başı millî gelir şu kadar bin dolar oldu” sözleriyle aldatanlara gönül vermeyin!
İşsizlik sorununu çözemeyenlere, istihdam yaratamayanlara gönül vermeyin!
Gençlerin “…belki bu dünyada hakkımı, gençliğimi alamadım ama diğer tarafta iki elim yakanızda olacak…” mesajı bırakarak intihar etmelerine neden olanlara gönül vermeyin!
Emekli maaşlarında “intibak” adaletsizliği meydana getirenlere gönül vermeyin!
Sosyal Güvenlik Sistemi’ni; işçi-memur-Bağ-Kur ayrımına tabi tutarak, adaletsiz bir yapıya dönüştürenlere gönül vermeyin!
İnsanları açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edenlere gönül vermeyin!
İnsanları kredi kartlarına, bankalara muhtaç ederek, hayatları boyunca borçlu yaşatarak “ekonomik köle” liğe mahkûm edenlere gönül vermeyin!
Parası olanlara sağlık hizmeti sağlayanlara gönül vermeyin!
Ekmeğe KDV koyup, mücevherleri, trilyonluk yatları vergi dışı tutanlara gönül vermeyin!
Vatandaşı GDO’ lu besinlere mecbur edenlere, tarımı, hayvancılığı bitirenlere, Türkiye’yi saman ve et ithal eder hale getirenlere gönül vermeyin!
Vatandaşı et yemekten mahrum edenlere gönül vermeyin!
Yandaş- yoldaş kayıranlara; “Alo Fatihçilere”, “paraları sıfırlayanlar” a gönül vermeyin!
Dinlerini “bakara-makara” haline getirenlere, Kur’an’ı ve Kâbe’yi pasta yapıp yiyenlere, umre ziyaretlerini turistik geziye çevirenlere gönül vermeyin!
Muhalefet adına tek bir cümle sarf edenleri bile hapse atan düşünce yoksunlarına gönül vermeyin!
Vatandaşları, nefret tohumlarıyla karpuz gibi ikiye bölenlere gönül vermeyin!
Gaziler, şehitler arasında ayrımcılık yapanlara gönül vermeyin!
Adalet için yürüyenlere, ağaçlara sahip çıkanlara, “yaşamıma karışma” diyenlere; çapulcu, vandal, terörist, ayyaş, alkolik, Fetöcü, edepsiz v.b. diye hakaret edenlere gönül vermeyin!
“Gözlerin görmediği halde, sana iş vermişiz” diyerek insanı aşağılayanlara gönül vermeyin!
“Madencinin ölmek fıtratında var” sözleriyle maden kazalarına “ilahi kılıf” bulmaya çalışanlara gönül vermeyin!
“Ananı da al git!” diyerek vatandaşı kovanlara gönül vermeyin!
Soma’da madenciye tekme atan danışmanı işten atmayanlara, 301 madencinin ölümüne sebep olanlara ceza vermeyenlere gönül vermeyin!
Tecavüze uğrayan çocuklar için “bir kere olmuş” diyerek tecavüzcü vakfı koruyan vicdanı kararmışlara gönül vermeyin!
Genç kızlara giyimleri nedeniyle tekme-yumruk atarak şiddet uygulayan magandaları serbest bırakan zihniyete gönül vermeyin!
Kızlarımızın yurtlarda cayır cayır yanmalarına sebep olan yobazlığa gönül vermeyin!
“Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” sözleriyle kadını aşağılayan gerici zihniyete gönül vermeyin!
Sen, bir çuval kömüre, bir torba erzağa minnet duyarken, ülkenin bütün saraylarında saltanat sürenlere, çocukları gemi (cik) lerden inmeyenlere, gönül vermeyin!
Danışmanlık adı altında yandaş kadrolaşan ve binlerce lirayı ceplerine maaş olarak koyanlara gönül vermeyin!
“Çalıyorsa benden çalıyor, çalıyor ama hizmet getiriyor” düşüncesiyle çaldıklarını bile bile zulüm sahiplerine gönül vermeyin!
Yol, köprü yapıyoruz diyerek, “geçiş garantisi” adı altında vatandaşın parasını sermayeye hibe edenlere gönül vermeyin!
Dünyanın en pahalı benzinini satarak, ülkeyi alay konusu ettirenlere gönül vermeyin!
Okyanus ötesine; “Gel artık, bitsin bu hasret,” diyerek salya-sümük ağlayanlara, “Hoca efendi bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir”, “Bin yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir” sözleriyle övgüler düzenlere, teşekkür edenlere ve “Ne istediniz de vermedik” sitemlerini gönderenlere; tüm bunlara rağmen kendilerini sütten çıkmış ak kaşık yerine koyup, “aldatıldık” mağduriyetine yatanlara gönül vermeyin!
Habur’da PKK için çadır mahkemesi kuranlara, Türkiye’yi, Kobani’ye geçiş yolu haline getirenlere, Oslo’da, Dolmabahçe’de PKK ile masaya oturanlara; İmralı canisinin yol haritalarını meydanlarda Kürtçe okutanlara; hendek kazanları ve Nevruz kutlamalarında şehre inen eli silahlı teröristleri görmezden gelenlere gönül vermeyin!
Ergenekon, Balyoz ve benzeri kumpaslarda TSK’yı güçsüz düşürenlere, mensuplarını hapislerde çürütenlere, ölmelerine sebep olanlara, şerefli komutanların intihar etmelerine seyirci kalanlara; “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyenlere gönül vermeyin!
TSK’ nın subaylarını sanık, PKK yöneticisini tanık yapan kumpasçılara gönül vermeyin!
Devletin en mahrem bilgilerini “bana suikast yapacaklar” kumpası sonucunda birilerine sorgusuz sualsiz teslim edenlere gönül vermeyin!
Darbe girişimi sonrasında, silah tutmayı bile bilmeyen üç günlük ana kuzusu askerleri hapse atanlara; hiçbir şeyden haberi olmayan askeri okul öğrencilerini okuldan atıp, okullarını kapatanlara; ağaca selam veren acemi askerleri darbe yapıyor şuursuzluğuyla vahşice dövenlere, soyanlara, boğazlayarak ya da boğarak öldürenlere ve bu fiilleri örtbas edenlere gönül vermeyin!
15 Temmuz kurbanlarını oy malzemesi yapanlara gönül vermeyin!
Ülkenin yönetim kadrolarını bir cemaatten alıp başka cemaat mensuplarına teslim eden zihniyete gönül vermeyin!
Eli silah tutacak binlerce Suriyeli genç Türkiye’de keyif çatarken, Mehmetçiği Suriye bataklığında ölüme gönderenlere gönül vermeyin!
Türkiye’nin 21 adasını Yunanistan’ın işgal etmesine sessiz kalanlara gönül vermeyin!
Başında dondurma külâhı ile dolaşan, şarlatan ve sahte tarihçileri; Atatürk’ün annesinin, manevi kızının namuslarına dil uzatan edep yoksunu hocaları baş tacı edenlere gönül vermeyin!
Türkiye’nin dağını, taşını, ormanlarını, zeytinliklerini imara açanlara; yakanlara; SİT alanlarını “sittir” alanlarına çevirenlere gönül vermeyin!
Türk Kurtuluş Savaşı Destanı’nı yok sayarak kendilerine sahte destan yaratmaya çalışanlara gönül vermeyin!
Atatürk’ü tarihin sayfalarından silmeye, Cumhuriyet’i yıkmaya çalışanlara gönül vermeyin!
Vatandaşın değil, kendi istediklerini hayata geçirmek için hak, hukuk ve adaleti çiğneyenlere gönül vermeyin!
*
Benden bu kadar… Sizler de son yirmi yılın bir bilançosunu çıkartarak kendi cümlelerinizi oluşturabilirsiniz. Ya da benim eksik bıraktıklarımı tamamlayabilirsiniz. Başka bir şey daha yapabilirsiniz; “gönül vermeyin” yerine; “oy vermeyin… itibar etmeyin… minnet etmeyin… göz yummayın… affetmeyin” gibi kelimeleri ekleyerek başka cümleler türetebilirsiniz.

Yazıyı, yine kitaptan bir cümle ile bitirmek istiyorum.
“İnsan, seçtiği kimsenin yanlışlarına, adaletsizliklerine ve suçlarına ortaktır.”

Gönül verdiklerimizi bir kez daha gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi?

Tülay Hergünlü – SMMM

Dinlemek için tıklayın