Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Bizi ancak zamanın geçmesi öldürür”


Duhan suresi anlatımında; ayetlerdeki açık ifadeler nedeniyle Allah ve Biz kavramlarının yaratma konusunda da birlikte olduklarını belirtmiştik. Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk altıncısındayız.

İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış ikinci sure “Câsiye” dir. (Dizüstü Çökenler)

“Ha-Mîmler” grubunun altıncısı olan, “Şeriat ve Dehir” olarak da bilinen sure: “Bu kitap, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.” cümlesiyle başlar. Göklerde ve yerde, inananlar için birçok ayet vardır. Şöyle denir: “Sizin yaratılışınızda ve çeşitli canlıları yeryüzüne yaymasında kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır. Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah’ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.” Bunlar Allah’ın ayetleridir. Biz şöyle der: “Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık Allah’a ve ayetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?”

İnanmayanların vay halinedir. Kendisine okunan Kur’an ayetlerini işitip de kibirlenerek hiç işitmemiş gibi ısrar edenlere, ayetlerden bir şey öğrenince onu alaya alanlara can yakıcı, “rezil ve rüsvay edici bir azap vardır.” Ötelerinde cehennem vardır; kazandıkları şeyler, “Allah’tan başka edindikleri dostlar,” kendilerinden azabı kaldıramaz. “Bu Kur’an bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere ise, en şiddetlisinden acıklı bir azap vardır.” Ardından Arap toplumuna Allah’ın lütfu hatırlatılır. Şöyle denir:

“Allah O (yüce) zâttır ki, emriyle içinde gemilerin seyretmesi, sizin de O’nun lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için denizi emrinize vermiştir. O, göklerde ve yerde bulunan her şeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.”

Elçi Muhammed’den de şunu söylemesi istenir: “İman edenlere söyle: Allah’ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır.”

Ardında daha önce de ara ara kullanılan şu kalıp cümle gelir: “Kim yararlı iş işlerse kendi yararınadır, kim kötülük yaparsa kendi zararınadır. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.”

Konu değişir… Biz, “vaktiyle İsrailoğulları’na kitap, hüküm ve peygamberlik” vermiş, “onları temiz rızıklarla” rızıklandırmış, “âlemlerden üstün” kılmış/herkesten “artık iyilikte” bulunmuş ve onlara “din hususunda” da apaçık deliller vermiştir. Ancak onlar, “kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik ve düşmanlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdir.” Muhammed peygamberi, yine bir kalıp ifadeyle, “Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir.” ifadesiyle uyaran Biz, şöyle devam eder: “Sonra seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma. Çünkü onlar Allah’tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Şüphesiz zalimler, birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise sakınanların dostudur.”

Daha önce de benzer bağlamlar nedeniyle sorduğumuz bazı soruları yineleyelim:

Arap kavmine gönderilen vahiy neden sıklıkla İsrailoğullarına vurgu yapmaktadır?

Muhammed peygamber Yahudi kavminin de dinini anlatmak, aktarmak için mi gönderilmiştir?

Arap toplumuna gelen vahyin bir amacı da Yahudi kavmini ikna etmek midir?

Sureden devam edelim…

Kur’an kastedilerek; “bu, insanların kalp gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidayet ve rahmettir,” dendikten sonra kötülük işleyenlerin, hayatlarında ve ölümlerinde, iman edip iyi ameller işleyen kimselerle bir tutulmayacağı vurgulanır. Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır; “hem de herkese yaptığının karşılığı verilmek üzere” ve “onlara asla haksızlık edilmez.”

Ardından gelen ayet ise iplerin göklerin elinde olduğunu hatırlatır. Muhammed peygambere hitapla şöyle denir: “Heva ve hevesini kendine ilah edinen, Allah’ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah’tan başka kim hidayete erdirebilir? Hâlâ düşünmez misiniz?”

Konu inkârcılara gelir ve önceki surelerde de defalarca geçen sorgu ve yanıt kalıpları benzer sözcüklerle burada da tekrarlanır: “Hem müşrikler dediler ki: ‘Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zamanın geçmesi öldürür./Bizi ancak geçen zaman (dehir) yokluğa sürükler. Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, sadece böyle zannederler. Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunduğu zaman; ‘eğer sözünüzde doğru iseniz atalarımızı diriltip getirin,’ demekten başka söylenecek hiçbir delil yoktur. De ki: ‘Allah sizi diriltir. Sonra sizi O öldürür, sonra da geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde (diriltip) bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

Kıyamet… Göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’ındır.” Kıyamet’in kopacağı gün bâtıla sapanlar hüsranda olacaktır. Şöyle denir: “O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağırılır, onlara, ‘bugün yaptığınız amellerin cezası verilecektir. İşte kitabınız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep kaydediyorduk.”

İman edenler… Rableri, iman edip iyi işler yapanları, “rahmeti içine koyacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur.” Dikkat edilirse iyilik yapan sonuç almak istiyorsa önce Allah’a inanmalıdır. Bu ifade, Kur’an anlatımının özüdür. Sonraki ayetler de bu özü teyit eder.

İnkâr edenler/kâfirler… “Onlara da denilir ki: ‘Size ayetlerim okunmadı mı? Siz büyüklük tasladınız ve günah işleyen bir kavim oldunuz değil mi?’ Allah’ın vaadi gerçektir. ‘O kıyametin geleceğinde şüphe yoktur,’ denildiğinde, ‘kıyamet nedir bilmiyoruz. Yalnız bir zandan ibarettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok’ derdiniz.” İşledikleri kötülükler inkârcıların “gözlerinin önüne” serilir ve “alay edip durdukları şey” onları kuşatır. Biz, inkârcılara seslenir: “Siz, dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, biz de bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan bir kimse de yoktur.” Biz, bu durumun sebebini de açıklar: İnkârcılar Allah’ın ayetlerini alaya almışlar, dünya hayatı onları aldatmıştır. Artık “ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.”

Sure; Allah anlatımıyla sonlanır: “Övgü, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Göklerde ve yerde büyüklük O’nundur, O, uludur, bilgedir.”

Câsiye suresi anlatımı tamamlanmıştır. Mekkî surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir