“Bir sihirbazdır veya bir delidir”
“Ha-Mîm” ler grubu olarak adlandırılan yedi surenin değerlendirmesini de içeren Ahkaf suresi anlatımına; sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an çevirisi, bir meal aldığında ne okuyor, diyerek başlamış, Arap kavminden elçi aracılığı ile istenenin, o bölgede binlerce yıldır bilinen ve tapılan Allah’ın tek yaratıcı olarak kabul edilmesi, O’nun yanında, O’nunla birlikte o güne kadar tapılan ilahların/putların kaldırılıp atılması olduğunu vermiştik.
Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk sekizincisindeyiz. İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış dördüncü sure “Zâriyât” tır. (Serpenler/Rüzgârlar)
Sure: “O tozdurup savuranlara, derken bir ağırlık taşıyanlara, derken bir kolaylıkla akanlara, derken bir emir taksim edenlere andolsun ki, o size vaat edilen elbette doğrudur.” ifadeleri/ayetleri ile başlar; ceza ve hesap gününün şüphesiz olacağı vurgulanır. Tefsirlerde bu ifadelere yüklenen anlamlar, rüzgârlardan başlamış, meleklere kadar gitmiştir.
Bu anlatım tarzını daha önce “nefes nefese koştukça koşanlara ve kıvılcımlar saçanlara ve sabah sabah akın edenlere ve toz kaldıranlara ve onun ortasına birden dalanlara … birbiri ardından gönderilenlere ve estikçe esenlere ve yaydıkça yayanlara ve ayırdıkça ayıranlara … sıra sıra dizilenlere, sürdükçe sürenlere, art arda ananlara…” gibi ifadelerle Âdiyât, Mürselat ve Saffat surelerinde gördüğümüzü hatırlatalım.
Arap toplumunun inkârcılarına seslenilir ve “yollara sahip göğe” yemin edilerek şöyle denir: “Siz elbette çelişkili sözler içindesiniz.” Kendi tahminlerini ileri sürenler/boş sanıda bulunanlar şuursuzdur. “Hesap ve ceza günü ne zaman,” diye sorarlar. Yanıt şöyledir: “O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür. Onlara, ‘tadın inkârınızın cezasını, işte sizin acele istediğiniz budur,’ denecektir.” Takva sahipleri/saygılı olanlar ise “cennet bahçelerinde ve pınar başlarında bulunacaklardır.” İnananlar şöyle anlatılır: “Onlar bundan önce iyilik yapıyorlardı. Onlar geceleyin pek az uyurlardı. Onlar seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi. Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.”
Arap toplumuna hitap sürer: “Kesin olarak inananlar için, yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice ibretler vardır. Hiç görmüyor musunuz? Sizin rızkınız da size vaat edilen sevap ve ceza da göktedir. Gök ve yerin Rabbine andolsun ki size edilen o vaat, herhalde haktır. O tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.”
Ardından konu değişir ve Yahudi kavimlerinin yok ediliş öyküleri daha önce de verilmiş olan benzer söz kalıplarıyla tekrarlanır.
İbrahim ve misafirleri… Elçi Muhammed’e şöyle seslenilir: “İbrahim’in ağırlanan konuklarının olayı sana ulaştı mı?” Onlar İbrahim’in yanına “selam sana/esenlik” diyerek girmiş, o da onları selamlamış ancak içinden “bunlar tanınmamış bir topluluk,” diye geçirmiştir. İbrahim, ailesine gider, konuklarına semiz bir buzağı (eti) getirir ve “onu önlerine sürerek, ‘yemez misiniz?” der. Konukların yemediğini görünce korkuya kapılan/endişeye düşen İbrahim’e, “korkma,” derler ve “onu çok bilgili bir oğul ile” müjdelerler. (İshak) Bunun üzerine İbrahim’in karısı (Sara) bir çığlık atarak gelir ve elini yüzüne vurarak şöyle der: “Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?” Konuklar/melekler yanıtlar: “Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilir.”
Bu öyküyü Tevrat’ta benzer ancak biraz daha ayrıntılı olarak okumaktayız. Günün sıcak saatleridir. İbrahim Mamre meşeliğinde çadırının önünde otururken RAB kendisine görünür: “İbrahim karşısında üç adamın durduğunu gördü. Onları görür görmez karşılamaya koştu. Yere kapanarak, ‘Ey efendim, eğer gözünde lütuf bulduysam, lütfen kulunun yanından ayrılma’ dedi, ‘Biraz su getirteyim, ayaklarınızı yıkayın. Şu ağacın altında dinlenin. Madem kulunuza konuk geldiniz, bırakın size yiyecek bir şeyler getireyim. Biraz dinlendikten sonra yolunuza devam edersiniz.” (Yaratılış, 18/2-5) “Adamlar” bu isteği kabul edince, İbrahim karısı Sara’dan pide yapmasını, uşağından da bir buzağı hazırlamasını ister. Buzağıyı yoğurt ve sütle birlikte konuklarına sunan İbrahim, onlar yerken (Kur’an’da, yemedikleri belirtilir) kendisi de yanlarında ağacın altında durur. Çadırda bulunan Sara ile RAB arasında geçen konuşmaya göre de “kocamış” İbrahim ve Sara’nın gelecek yıl bir oğlu olacaktır. “Adamlar” oradan ayrılırken Sodom’a doğru bakarlar. RAB, “Sodom ve Gomora büyük suçlama altında” der. (Yaratılış, 18/20)
Kur’an’daki Allah-Biz ortak özneli tekil-çoğul anlatımı Tevrat’ta da vardır. Şu ifadeler açıktır: RAB kendisine görünür, İbrahim karşısında üç adam görür … Adamlar oradan ayrılırken Sodom’a doğru bakarlar. RAB, Sodom ve Gomora büyük suçlama altında, der.
Kur’an’dan devam edelim…
İbrahim konuklara sorar: “Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?” Konuklar; “günahkâr bir kavme gönderildiklerini, onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar” yağdıracaklarını söylerler. “O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir.” Sonunda Biz, “müminlerden/inançlılardan orada bulunan kimseleri” çıkarır. “Zaten orada, içtenlikle boyun bükenlerden/ müslümanlardan sadece bir ev halkı” bulabilmişlerdir. Biz, “can yakıcı azaptan korkanlar için, orada bir işaret” bırakmıştır. Yok edilen Lut kavmidir. Daha önce de aynı bağlamda verdiğimiz şu bilgiyi hatırlatalım. Lut kavminin yok edilişi için arkeolojik bölge Tell el-Hammam’da araştırmalar yapılmış ve bölgede; havada meydana gelen, yüksek basınçlı bir patlama olduğu ve eldeki bulgulara göre de bunun o bölgeye düşen bir meteorla ilgili olduğu tespit edilmiştir.
Musa ve Firavun… Biz, Musa’yı “apaçık bir delille” Firavun’a göndermiş, “Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında, ‘bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir,” demiştir. Sonunda Biz, kınanmayı hak ettiği için “onu ve ordularını yakalayıp hepsini” denize atmıştır.
Âd kavmi … Firavun olayında olduğu gibi bu kavmin yok edilişinde de bir ibret vardır. Biz, onların üzerine “köklerini kesecek bir rüzgâr” göndermiştir. O rüzgâr “uğradığı hiçbir şeyi” bırakmamakta, onu kül gibi dağıtmaktadır/toza çevirmektedir. Kum tepeleri/ kumluk anlamına gelen “Ahkaf” suresinde anlatılan da bu bölgede yaşayan Âd kavmidir.
Semud kavmi … Bu kavmin “yok edilişinde de ibret vardır.” Onlara, “belirli bir süreye kadar dünyadan yararlanıp geçinin,” denmiştir. “Onlarsa Rablerinin emrine karşı” büyüklük taslamışlar/“Rablerinin buyruğundan” çıkmışlardır. Bunun üzerine, bakıp dururlarken, kendilerini, “yıldırım yakalayıp,” çarpmış ve ne ayağa kalkabilmişler ne de yardım görmüşlerdir.
Nuh kavmi… Nuh’un kavmi helak edilmiştir çünkü onlar “yoldan çıkmış fâsık bir kavimdir.”
Kur’an’a göre yoldan çıkmanın anlamının, Allah’ın elçilerini sorgulamak ve onları onaylamamak olduğunu, yok ediliş öykülerinin de sadece Yahudi kavimleri ve onların elçileri ile oluşturulduğunu hatırlatalım.
Yok ediliş anlatılarında sonra; “Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz. Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz! Biz her şeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.” ifadeleri gelir ve Biz, elçi Muhammed’den şunları söylemesini ister:
“Öyleyse Allah’a koşun, gerçekten ben size O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. Allah’la beraber başka bir tanrı uydurmayın. Gerçekten ben size O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.”
Arap kavmini kastederek; “böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka, ‘bir sihirbazdır veya bir delidir’ dediler. Onlar birbirlerine bunu mu önerdiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir,” diyen Biz, Muhammed peygamberden onlardan yüz çevirmesini ister. Elçi, bu yüzden kınanacak da değildir ve şöyle denir:
“Öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.”
Sure, Allah’tan doğrudan hitap ifadeleri ve tehditle sonlanır:
“Ben cinleri ve insanları ancak bana tapsınlar diye yarattım. Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini/doyurmalarını da istemiyorum. Doğrusu, rızıklandıran sağlam güç sahibi olan, Allah’tır. Şüphesiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azap payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler. Kendilerine vaat edilen günlerinde uğrayacakları azaptan dolayı vay inkâr edenlerin haline!”
Zâriyât suresi anlatımı tamamlanmıştır. Mekki surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.
Canan Murtezaoğlu
