Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” (2)


Yunus suresi (Mekkî) anlatımı sürmektedir…

Muhammed peygambere hitapla, insanların tek bir ümmet olduğu belirtilir ve şöyle denir: “Sonra ayrılığa düştüler. Eğer, daha önce Rabbinden verilmiş bir söz olmasaydı, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm çoktan verilirdi.” İnkârcıların: “Ona Rabbinden daha başka bir ayet indirilse ya!” cümlesi üzerine de Muhammed peygamberden şunu söylemesi istenir: “Gaybı/görünmeyeni bilmek ancak Allah’a mahsustur, bekleyiniz bakalım, ben de sizinle beraber bekleyeceğim şüphesiz.”

Tekrar sıkıntı konusuna gelinir ve şöyle denir:

“İnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra kendilerine bir rahmet tattırdığımız zaman, ayetlerimiz hakkında derhal birtakım hilekârlıklara girişirler/tuzak kurarlar. De ki: ‘Allah’ın hilesi daha çabuktur/tuzak kurmakta daha çabuktur. Haberiniz olsun ki elçilerimiz yaptığınız hileleri/tuzakları yazıp duruyorlar.”

“O, sizi karada ve denizde yürütür.” cümlesiyle konu, gemi-deniz-fırtına örneğine gelir. İnsanlar gemilerde keyif içinde giderken, “fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar.” Bittiklerini sanıp “tam bir samimiyetle Allah’a yalvarır ve dindar olurlar. Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız.’ derler.” Ancak Allah onları oradan kurtarır kurtarmaz “yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar.” Şöyle seslenilir: “Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz.” Devamla dünya hayatı örneği üzerinden tehdit gelir:

“Kuşkusuz, dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir. İnsanların ve hayvanların yiyeceği olan bitkiler, onunla birbirine karışıp yetişir. Yeryüzü süsünü takınıp bezendiği ve yerin sahiplerinin bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz, buyruğumuz o yere geliverir de orayı biçilmiş bir yere çeviririz ve sanki bir gün önce bir şey yokmuş durumuna döner/sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için ayetlerimizi işte böyle açıklarız.”

Ardından, “Allah esenlik yurduna çağırır ve dileyene doğru yolu gösterir.” cümlesiyle hesap, cennet-cehennem döngüsüne geçilir. İyi iş (amel) yapanların, güzel davrananların bulacağı karşılık “daha güzeli ve daha fazlası” olacaktır, “yüzlerine ne kara (toz) bulaşır ne de aşağılanırlar. Cennet ehli işte bunlardır. Orada ebedî kalacaklardır.” Kötülük kazananların karşılığı ise “kötülükleri kadar ceza” görmeleridir “ve onları bir aşağılık ve eziklik kaplar. Onlar için Allah’tan başka hiçbir kurtarıcı yoktur. Yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar cehennem ehlidir. Orada ebedî kalacaklardır.”

Hepsi mahşerde toplanacak, ortak (şirk) koşanlara: “Haydi yerlerinize! Siz de ortak koştuklarınız da!” denecek ve onların araları iyice açılacaktır. Ortak koştukları şeyler de şunu diyecektir:

“Siz bize tapmıyordunuz ki. Şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Sizin bize ibadet ettiğinizden/tapınmanızdan bizim haberimiz yoktur.” Sonuç olarak; “herkes geçmişte yaptığını bulacak. Ve gerçek dostları (mevla) olan Allah’a döndürülecekler. Uydurup durdukları aracılar ortadan kaybolmuşlardır.”

Sure, daha önce de benzer şekilde verilen şu soru-yanıt tarzıyla sürer:

“De ki, ‘size gökten ve yerden kim rızık veriyor? O, kulaklara ve gözlere hükmeden kim? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim? İşleri idare eden kim?’ Hemen ‘Allah’tır’ diyecekler. De ki: ‘O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? İşte o Allah sizin gerçek Rabbinizdir. Gerçeğin dışında sapıklıktan başka ne vardır? O halde haktan nasıl çevriliyorsunuz?”

Böylece, yoldan/hak dininden çıkanlar için Rabbin sözü şudur: “Onlar artık imana gelmezler.”

Muhammed peygamberden şu soruları sorması ve de yanıtlaması istenir:

“De ki: Allah’a eş tuttuğunuz ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden diriltecek var mı?’ De ki; ‘Önce yaratıp, sonra da onu yeniden yaratacak olan Allah’tır. O halde nasıl yoldan saptırılıyor, döndürülüyorsunuz?’ De ki: ‘Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?’ De ki: ‘Allah, hak olan doğru yola hidayet eder. O halde doğru yola hidayet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. O halde ne oluyorsunuz? Nasıl hükmediyorsunuz?” Ardından şu yargı cümlesi gelir: “Onların birçoğu zandan (sanıdan) başka bir şeye uymaz. Zan ise haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz ki, Allah onların ne yaptıklarını bilir.”

Anlatım, Kur’an’ın tartışılmazlığı üzerine sürer. Ayetleri verelim: “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulamaz, ancak kendinden önceki kitapları doğrular ve o kitabı (Allah’ın levh-i mahfuz’da yazdığını) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiçbir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir/âlemlerin Rabbi katından olduğunda şüphe yoktur. Senin için ‘Onu uydurdu’ mu? diyorlar. De ki: ‘Doğru sözlü iseniz, Allah’tan başka çağırabileceklerinizi de çağırarak, ona benzer bir bölüm getirin.”

Ardından gelen açıklamaya göre, “onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, yorumu da kendilerine hiç gelmemiş olan bir şeyi” yalan saymaktadır. Onlardan önce gelip geçenler de böyle inkâr etmiştir ve şöyle denir:“Amma bak zalimlerin akıbeti nasıl oldu!”

Onların aralarında ona yani Kur’an’a inanan da vardır, inanmayan da ve Rab fesatçıları/bozguncuları en iyi bilendir. Muhammed peygambere şöyle denir: “Eğer seni inkâr etmeyi sürdürürlerse de ki: ‘Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.” Bu anlatım; “De ki: ‘Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Sizler de benim taptığıma tapmazsınız. Ben sizin taptığınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” ayetlerini içeren Kâfirûn suresi ile benzerdir. Biz devam eder: “İçlerinde sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara üstelik akılları da almıyorsa, işittirebilir misin? İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri/kalp gözleri de yoksa hidayet edip yol gösterebilecek misin?”

Allah’ın insanlara zerre kadar zulmetmediği ancak insanların kendilerine zulmettikleri vurgulanır. Allah’ın onları toplayacağı günde “sanki onlar dünyada gündüz bir parça kalmışlar da aralarında tanışmışlar gibi” olacaktır. Allah’ın huzuruna çıkacaklarına inanmamış ve doğru yolu tutmamış olanlar da “en büyük ziyana” uğramış olacaktır. Biz sözlerini sürdürür: “Onlara söz verdiğimizin bir kısmını sana göstersek de seni öldürsek de nasıl olsa dönüşleri Bizedir. Ve Allah yaptıklarına tanıktır. Her ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler.”

Onlar yani inkârcılar sorar: “Eğer doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman yerine gelecek?”

Muhammed peygamber yanıtlar: “Ben, Allah’ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık bir an bile onu geciktiremezler ve öne de alamazlar. Allah’ın azabı size geceleyin veya gündüzün gelse ne dersiniz? Suçlular bunda niye acele ediyorlar? Bu azap meydana geldikten sonra mı iman edeceksiniz, yoksa şimdi mi? Halbuki onun çarçabuk gelmesini istiyordunuz.” Haksızlık edenlere/zulüm yapanlara seslenilir: “Sonsuz azabı tadın. Vaktiyle kazandığınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?” Biz devam eder: “O azap gerçek mi?’ diye sana soruyorlar. De ki: ‘Evet. Rabbim hakkı için o kesin bir gerçektir. Ve siz bundan yakayı kurtaramazsınız.” Ardından; zulüm yapmış herkesin, yeryüzündeki her şeye sahip olsa da azaba karşılık onu gözden çıkaracağı, içten içe pişmanlık duyacağı belirtilir. Ancak “aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulüm yapılmaz.”

Sure şu satırlarla sürer: “Dikkat! Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır ve dikkat! Şüphesiz, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Ancak çoğu bilmez. Yaşatan da O’dur, öldüren de O’dur. O’na götürüleceksiniz. Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir doğruluk göstergesi (hidayet) ve acıma (rahmet) gelmiştir.” Devamında Muhammed peygamberden kavmine şunları söylemesi istenir:

“Allah’ın ihsanıyla ve rahmetiyle, yalnızca bunlarla sevinç duysunlar. Bu, onların biriktirip durduklarından daha hayırlıdır. Baksanıza, Allah sizin için nice rızıklar indirdi, siz onlardan bir kısmını haram, bir kısmını helal yaptınız. Size Allah mı izin verdi, yoksa siz Allah’a iftira mı ediyorsunuz/yalan mı uyduruyorsunuz? Allah’a yalanı iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar? Allah bolluk sahibidir. Fakat çokları şükretmez.”

Biz devam eder: “Hangi işi yaparsan yap, Kur’an’dan ne okursan oku ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz/Biz sizi görüyoruzdur. Yerde de gökte de hiçbir zerre Rabbine gizli değildir. Şüphesiz, bundan daha küçüğü de veya daha büyüğü de apaçık bir kitaptadır.”

Yunus suresi anlatımı sürmektedir.

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir