Yapılar görüldükleriyle sınırlı değildir
Bir bina hangi amaçla kullanıldığı fark etmeksizin sadece bir barınak, ticarethane, mabet vb. değildir, aynı zamanda o toplumun gerek yerel gerekse ulusal olarak kültürel bir yansımasıdır.
Ülkemiz açısından bu durumu ele alacak olursak Türkiye topraklarında tarihin akışı içinde Türklerin Anadolu’ya yerleşmesinden Roma, Bizans ve Araplar başta olmak üzere çeşitli medeniyetlere ait birçok eser ülkemizin farklı yerlerinde karşımıza çıkmaktadır.
Türklerin Anadolu’ya gelişinden sonra ise Malazgirt Savaşı ile birlikte Kars’ın Ani ilçesinin Ocaklı köyü civarında inşa edilen Ebu’l Menûçihr Camii başta olmak üzere Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminde ülkemiz sınırları içinde farklı işlevlere ait birçok eser inşa edilmiştir. Bu eserlerin birçoğu günümüze kadar gelmiş olmakla birlikte azımsanmayacak bir miktardaki eser de ne yazık ki çeşitli nedenlerle günümüzde mevcut değildir. Ülkemizdeki tarihi yapıların bir bölümünde ise onarım ve yenileme çalışmaları yapılmaktadır. Bu konu ile ilgili olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığının ilgili Kültür Varlıkları Bölge Koruma Kurulları ile Belediyelerin ilgili KUDEB Yöneticilikleri veya KUDEB Müdürlükleri ülke çapında çalışmalar yürütmektedir.
Konumuz olan mevcut eserlerden yola çıkarak şu tespitleri yapmış bulunmaktayız:
Tarihin akışı içinde geçmişten günümüze kadar yapılar; yerel özelikleri var olmakla birlikte zamanla önce ulusal daha sonra uluslararası kimlik kazanmıştır. Bu durum, örneklemek gerekirse, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde taş, Doğu Anadolu Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesinde kerpiç, Karadeniz Bölgesinde ise ahşap konut mimarisi başta olmak üzere örneğin cami gibi dini eserlerde de karşımıza çıkmaktadır. Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminde Türk sanatına ait mimari, süsleme, malzeme ve teknik Türk milli karakterini yansıtmakla birlikte bu eserlerin inşasında görev alan ve ağırlıklı olarak Rumlarla Ermenilerden oluşan gayrimüslim kalfa, usta, mimar gibi çeşitli meslek gruplarının katkıları da fazlasıyla mevcuttur. Bu durum tarafımızca günümüz için uluslararası bir karakter taşımakla birlikte dönemi için aslında ulusal olarak değerlendirilmektedir çünkü ulus devletlerin tarih sahnesine çıkışından önceki süreçte imparatorluklar hüküm sürmektedir.
Konumuz ile ilgili olarak Osmanlı Mimarisi Erken ve Klasik dönemde önceki dönemlerle benzer bir anlayış içindedir ancak III. Selim dönemi itibariyle Batılılaşma Dönemi Osmanlı Mimarisi tam bir uluslararası karakter taşımaktadır çünkü bu dönemde ve sonrasında inşa edilen dini yapılar arasında İstanbul’daki Nuruosmaniye, Nusretiye, Ortaköy Camii gibi dini yapılar; Beylerbeyi, Çırağan, Yıldız ve Dolmabahçe gibi saraylar gibi kamu binaları; birçok köşk, kasır, yalı, apartman farklı işlevlere ait sivil yapılar o dönemin yeni dünya düzenini yansıtmaktadır. Bu durum sadece İstanbul ile sınırlı olmakla kalmamış Anadolu’da Ağrı Doğubeyazıt’ta bulunan İshak Paşa Sarayı başta olmak üzere Anadolu’nun birçok kentinde yer alan tren İstasyonları ve kamu binalarıyla da vücut bulmuştur.
Cumhuriyet dönemi ile birlikte 1923 ve 1950 arasında 1. ve 2. Ulusal Mimarlık dönemlerinin atmosferine uygun olarak bu defa da özellikle başkent Ankara’da hem yerli hem de yabancı mimarların eserleri inşa edilerek Türk mimarisinin yönü değişmiş ve bu dönemde gerek yerli gerekse yabancı mimarlar tarafından ülkemizde çok sayıda eser inşa edilmiştir.
Mimar Kemalettin Ankara Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi, Mimar Vedat Tek Ankara Palas (inşa sürecine Vedat Tek tarafından başlanmıştır ama eserin inşası Mimar Kemalettin tarafından tamamlanmıştır) ve İstanbul Büyük Postane, Bruno Taut Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Binası ve Trabzon Fen Lisesi Binası, Guilio Mongeri Ankara İş Bankası Binası (günümüzde Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi) ve Clemens Holzmeister T.C. Merkez Bankası Merkez Binası başta olmak üzere birçok esere imza atmışlardır.
Türkiye’de mimari açıdan 1950’li yıllardan itibaren ise uluslararası üslupta inşa edilmiş eserler mevcuttur ve bu durumun ilk örnekleri olarak Ankara’da Ulus İş Hanı ve Kızılay Emek Hanı gibi eserler inşa edilmiştir. O zamandan günümüze geldiğimizde ise çok katlı apartmanlar, dış cephesi cam kaplı iş merkezleri, aynı üslupta meydana getirilen ve gerek konut gerekse kamu yapısı olarak kullanılan ve TOKİ tarafından inşa edilen eserler günlük yaşamımızın bir parçası olmuştur.
Son söz olarak ilk satırlarda yazdığımız gibi mimari eserler sadece görüldüklerinden ibaret olmadıkları gibi her biri zamanının ruhunu yansıtmaktadır ve tarihin birer canlı tanığıdır.
Sinan Çakan
