“Bin yıldan elli yıl eksik” (2)
Ankebût suresi anlatımı devam etmektedir…
Yeğeni Lut’un kendisine uyması/iman etmesi üzerine de İbrahim şöyle der: “Ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphe yok ki O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Bunun üzerine Biz, İbrahim’e İshak ve Yakup’u (İshak’ın oğlu) bağışladığını, peygamberliği ve kitapları onun soyundan gelenlere verdiğini, onu dünyada ödüllendirdiğini ve onun ahirette de salihler/iyiler zümresinden olduğunu belirtir.
Dikkat edilirse burada İbrahim’in Yahudi kavminden eşi Sara’nın (Saray) çocuğu ve torunundan bahsedilmekte, peygamberliğin ve kitapların onlar eliyle süreceği bilgisi verilmektedir. Sara’nın Mısırlı cariyesi (Tevrat) Hacer’in, İbrahim’den olma oğlu İsmail’den ise bahis yoktur. Bilindiği gibi Muhammed peygamberin soyu İsmail’e dayanmaktadır.
Lut ve kavmi… Kavmine: “Doğrusu siz, dünyalarda sizden önce hiç kimsenin/milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz. Bu ilâhî ikazdan sonra siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” cümleleriyle seslenen Lut’a kavminin yanıtı şöyle olur: “Doğru söyleyenlerden isen bize Allah’ın azabını getir.”
Lut Rabbine yakarır: “Şu fesatçılar güruhuna/bozgunculara karşı bana yardım eyle.” İbrahim’e müjde için (iki oğul verileceği) gönderilen elçilerle İbrahim arasında, Lut’la ilgili olarak bir konuşma/tartışma geçer. Elçilerin: “Biz bu memleket halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.” cümlesi üzerine İbrahim, orada Lut’un olduğunu söyler. Elçiler de “orada kimlerin bulunduğunu” çok iyi bildiklerini, onu ve karısı dışında ailesini elbette kurtaracaklarını belirtir. Lut’un karısı “geride/azapta kalacaklar arasındadır.”
Elçiler Lut’a gider. Lut, tasalanır ve canı çok sıkılır. Elçiler Lut’a şöyle der: “Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de aileni de kurtaracağız. Yalnız azapta kalacaklar arasında bulunan karın müstesna. Biz şüphesiz bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık gökten elbette bir azap indireceğiz.” Lut anlatımı Biz’in, “düşünen kimseler için geride apaçık bir belge bırakmışızdır,” cümlesiyle sonlanır.
Medyen halkı ve Şuayb… Biz tarafından Medyen halkına gönderilen Şuayb şöyle seslenir:
“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, ahiret gününe ümit bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!” Kavmi onu yalanlar. “Derken, kendilerini bir sarsıntı/titreme” yakalayıverir ve yurtlarında diz üstü çökekalırlar.
Âd ve Semud… Biz, şöyle der: “Ad ve Semud’u da helak ediverdik. Sizin için, onların başına nelerin geldiği oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.”
Karun, Firavun ve Haman… Biz açıklar: “Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da helak ettik. Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki azabımızı aşıp geçebilecek değillerdi.”
Ardından Biz âdeta özet yapar: “Nitekim onlardan her birini günahları sebebiyle suç üstü yakaladık: Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.”
Sureye adını veren ayetteki benzetmeye göre; “Allah’tan başka veliler edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise doğrusu dişi örümceğin yuvasıdır. … Allah, onların kendisini bırakıp da hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz ki bilir. O mutlak güç ve hikmet sahibidir.”
Biz, bunları insanlara örnek olması için vermektedir ancak “onları bilenler düşünüp anlayabilir. Allah gökleri ve yeri hak olarak/gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu, bunda inananlara bir belge vardır.”
Devamla, önce: “Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” cümleleriyle Muhammed peygambere, ardından da kavmine seslenilir: “İçlerinden zulmedenleri bir yana, Ehl-i kitapla (Tevrat ve İncil’e inananlar/Yahudiler ve Hristiyanlar) ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: ‘Bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.”
Hitap tekrar Muhammed peygambere döner: “İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) bu Kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder. Sen bundan önce ne bir yazı okur ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı.”
Biz şöyle devam eder: “Hayır, o (Kur’an) kendilerine ilim verilenlerin sinelerinde yer eden apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi ancak ve ancak zalimler bile bile inkâr eder. (Zalim olmanın anlamı bu ifadede de açıktır yani ayetleri inkâr etmektir.) ‘Ona Rabbinden (başkaca) mucize indirilmeli değil miydi,’ derler. Cevaben de ki: ‘Mucizeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
Biz, soru-yanıt şeklinde anlatımını sürdürür:
“Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan Kitabı, kendilerine yetmedi mi? Bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır. De ki: ‘Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir.! Batıla inanıp inkâr edenler var ya, işte ziyana uğrayacaklar/kaybedenler onlardır. Senden azabı acele istiyorlar. Eğer bir süre belirtilmiş olmasaydı, azap onlara hemen gelirdi. Andolsun yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir.”
Biz, azap konusunu vurgular: “Senden azabı acele istiyorlar. Doğrusu, azap, tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini sardığı gün cehennem inkârcıları kuşatacaktır. O gün Allah, ‘yaptıklarınızın karşılığını tadın.’ der.”
Anlatımdaki özne Biz-Ben olarak sürekli değişmektedir.
“Ey inanmış kullarım! Doğrusu Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip, yalnız Bana kulluk ediniz.” ifadesinden sonra: “Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döndürüleceksiniz.” ifadesi gelir.
Biz, “inanan ve yararlı işler işleyenleri altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere” yerleştirecektir. Cennet betimlemelerindeki kalıp ifadeler burada da tekrarlanmıştır.
Sonraki ayette; nice canlının/hayvanın kendi rızkını elde edemediği belirtilir ve “sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir,” denir. Birkaç kez örneğini gördüğümüz soru-yanıt anlatımı burada da tekrarlanır:
“Andolsun ki onlara, ‘gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir,’ diye sorsan, ‘Allah’ derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar? Allah, kullarından dilediğine rızkı bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Andolsun ki onlara, ‘gökten su indirip, onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir,’ diye sorsan, mutlaka, ‘Allah’ derler. De ki: Öyleyse hamd/övgü de Allah’a aittir. Fakat çokları akıllarını kullanmazlar/çoğu bunu düşünemiyor.”
Ardından; dünya yaşamının “sadece oyun ve oyalanma,” sonraki yani ahiret yaşamının da “asıl yaşam” olduğu belirtilir. Devamla bir önceki Yunus suresinde verilen gemi-deniz-fırtına örneğine gönderme yapılır: “Baksana, gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na has kılarak (ihlasla) Allah’a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah’a) ortak koşmaktadırlar. Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler ve safa sürsünler/zevklensinler bakalım! Ama yakında bilecekler.”
Arap kavmine hitap sürer: “Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken (öldürülürken, ya da esir edilirken), bizim (Mekke’yi) güven içinde kutsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ bâtıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?” Bu kayırmacı ilginç ifade daha önce de Kureyş suresinde verilmiştir.
Sure inkâr-iman ekseninde sonlanır: “Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine hak gelmişken onu yalan sayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirlere yer mi yok? Ama bizim yolumuzda cihat edenleri/çabalayanlar, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.” Bu bağlamda zulüm kavramının Allah’ı, ayetleri ve peygamberleri inkâr, iyi davranmanın da Allah’a, ayetlere ve peygamberlere imanla özdeşleştiğini bir kez daha hatırlatalım.
Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Ankebût suresi olarak yukarıda verilen satırları okumaktadır.
Mekkî surelerin anlatımı sürecektir.
Canan Murtezaoğlu
