“Sedefteki inciler gibi gençler”
Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?
Önceki Secde suresi anlatımında; iplerin göklerin elinde olduğunun bir kez daha hatırlatıldığını, insanın doğru yolu bulabilmesi için Biz’in dilemesi gerektiğini, ilgili ayetlere dayanarak ifade etmiştik.
Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın elli yedincisindeyiz. İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre yetmiş üçüncü sure “Tur” dur. (Dağ)
Sure: “Andolsun Tur’a/dağa,” yeminiyle başlar. Tur, Musa’nın, Rabbin sözünü işittiği kabul edilen dağın adıdır. (Elmalılı) “Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba, (Tevrat mı Kur’an mı olduğu tartışmalıdır) mamur/bayındır eve, yükseltilmiş tavana, kaynatılmış/kabaran denize” sözleriyle süren bu yemin, “Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir.” ifadesiyle bağlanır.
Tefsirlerdeki bir rivayete göre Bayındır Ev (Beyti Mamur) “yedinci semada bir beyttir ki her gün onu yetmiş bin melaike ziyaret eder, Kıyamet’e kadar bir daha avdet etmezler. Hasan Basri’ den bir rivayette de murat Kâbe’dir. Allah teala onu her sene altı yüz bin kişi ile mamur kılar. Eğer insanlar ondan eksik olursa melaike ile doldurur. Beyzavî’ ye göre de mamur ev, inananın kalbidir.” (Elmalılı)
Bu tür yorumlar için, birilerinin dine bakışıdır, deyip geçebilirsiniz; ancak iş bununla kalmamaktadır. Yüzlerce yıl önce yapılan dinsel yorumlar bugün hâlâ “İslam” olarak sunulmaktadır.
Sureden devam edelim ve kıyamet, hesap, cehennem-cennet döngüsü anlatımına bakalım.
Rabbin azabına engel olacak hiçbir şey yoktur. “O gün gök, bir çalkanış çalkalanır, dağlar da bir yürüyüş yürür.” O günü yalanlayanların “vay halinedir ki onlar, daldıkları bir batakta oynayıp” durmaktadırlar.
Cehennem … Yalanlayanlar o gün, “cehennem ateşine itilip kakılacaklar.” Ve onlara şöyle denecektir:
“İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur. Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz? Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız.”
Cennet… Önceki surelerin cennet betimlemeleri burada da yinelenir. “Korunanlar/saygılı olanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler. Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk ü sefa sürerler. Rableri onları alevli ateş/cehennem azabından korumuştur.” Onlara, “yaptıklarınıza karşılık afiyetle/ağız tadıyla yiyin, için,” denir. Korunanlar, “sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar” ve Biz onları “ceylan gözlü hurilerle/güzel iri gözlülerle/şahin gözlü hurilerle evlendirir/eşlendirir.” Biz, “inanan ve soyları da inançta kendilerine uyan kimselere, soylarını da” katar. Biz, onların işlediklerinden hiçbir şeyi eksiltmeyeceğini belirtir; “herkes kendi kazandığına bağlıdır.”
Biz, korunanların cennette elde edeceklerini sıralamayı sürdürür; hitap yine Arap erkeğinedir:
“Onlara dilediklerinden/canlarının istediklerinden meyve ve et sunarız. Orada, saçma söyletmeyen ve günaha sokmayan kadeh çekişirler/kapışırlar. Sedefteki inciler gibi olan gençleri yanlarında dolaşırlar./Kendilerine ait birtakım hizmetçiler (gılman) de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.”
Ayetlerde geçen “gılman” kelimesini açalım. Sözlüklere göre gılman “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki gulam kelimesinin çoğuludur. “Eski İslam devletlerinde orduda, idarede ve sarayda çalıştırılmış köle ve esirler,” anlamı da olan gılmanın, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisindeki açıklaması şöyledir: “Kur’an literatüründe, ‘cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler.” Bu açıklamalar şu soruları akla getirmektedir:
Cennete girebilecek olanlar, hizmetçileri/köleleri de olan bir üst sınıf mıdır?
Efendi-köle işleyişi cennette de sürecek midir?
Önceki surede cennet adlarının; yerleşme yeri, barınma, geçim ve maddi-manevi tüm nimetler anlamına geldiğini ve insanın dünyadaki gayesinin de zaten bunlara ulaşmak olduğunu belirtmiştik.
14 asır önce Arap kavmine verilmiş olan mesaj şu mudur: Allah’ın yanında taptıklarınızı bırakırsanız hem dünya hayatında yaşadığınızı hem de hayalini kurduğunuz şeyleri size göklerde de sunacağız.
Daha önceki bir sorumuzu da yineleyelim:
Göklerdeki düzen mi yeryüzüne inmiştir, yerdeki düzen mi iş ve oluşu göklere bağlamıştır?
Sureden devam edelim… Cennettekiler birbirlerine yönelip sorarlar: “Doğrusu, bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik, Allah lütfedip bizi kavurucu azaptan/sam yeli/sıcak yel azabından korudu. Doğrusu, bundan önce de O’na yalvarıyorduk, doğrusu, O iyilik yapandır, acıyandır.”
Ardından konu değişir. Önceki surelerde de yer alan bir ifadeyle Muhammed peygambere seslenilir:
“Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin ne de mecnun/deli.”
Biz, yine önceki surelerdeki söz kalıplarıyla Muhammed peygambere sahip çıkar ve bu söz kalıplarının tümünü âdeta bir araya toplayarak inkârcılara meydan okur. Daha iyi anlaşılması için tüm ayetleri verelim:
“Yoksa, senin için, ‘şairdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz’ mu derler? De ki: ‘Gözetleyin; doğrusu, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim.’ Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa, onlar azgın bir topluluk mudur? Yahut ‘onu kendi uydurdu’ mu? diyorlar. Hayır! İnanmıyorlar! Eğer, doğru iseler, benzeri bir söz meydana getirsinler. Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar? Ya da yaratanlar kendileri midir? Yoksa, gökleri ve yeri kendileri mi yarattı? Hayır! Kesinkes bilmiyorlar. Yahut da Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa, onlar mı işe hâkimdirler? Yoksa, üzerine çıkıp dinledikleri bir merdivenleri mi vardır? Öyleyse, dinleyenleri açık bir kanıt getirsinler. Yoksa, kızlar O’nun da oğullar sizin, öyle mi? Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Veya görülmeyeni bilmek kendilerindedir de onlar mı yazıyorlar? Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Oysa, asıl tuzağa düşecek olanlar inkârcılardır. Yoksa, Allah’tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından arıdır.”
Biz, Elçi’sine seslenir ve ondan; “gökten düşen bir parça görseler, ‘bulut kümesidir” diyecek olan inkârcıları “çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar” kendi hallerine bırakmasını ister; “o gün, tuzakları kendilerine bir fayda vermez, yardım da görmezler.”
Biz, “haksızlık edenler” için başka bir azap olduğunu da belirtir “ancak onların çoğu bilmezler.”
Elçi’sinden, “Rabbinin hükmüne” sabretmesini isteyen Biz, ona şu güvenceyi verir ve ibadeti konusunda yol gösterir: “Bizim gözetlememiz altındasın, kalktığında Rabbini överek an/hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O’nu tesbih et.”
Tur suresi anlatımı tamamlanmıştır. Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Tur Suresi olarak yukarıdaki satırları okumaktadır. Mekkî surelerle ilgi çalışmamız sürecektir.
Canan Murtezaoğlu
