Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler”


Zâriyât suresi anlatımında; Kur’an’a göre yoldan çıkmanın anlamının, Allah’ın elçilerini sorgulamak ve onları onaylamamak olduğunu, yok ediliş öykülerinin de Yahudi kavimleri ve onların elçileri ile oluşturulduğunu belirtmiştik. Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk dokuzuncusundayız.

İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış beşinci sure “Gâşiye” dir. (Kaplayan)

Sure adını; “her şeyi saran, kaplayan, dehşeti her şeye ulaşan kıyamet günü anlamına gelen ‘gâşiye’ kelimesinden almıştır.” (Elmalılı) Kısa ayetlerden oluşan surenin anlatımı kıyamet ve ahiret yani cennet ve cehennem üzerine kuruludur. Elçi Muhammed’e; “her şeyi kaplayacak olayın/her şeyi kuşatacak olan Kıyamet’in haberi sana gelmedi mi,” diye sorulur, cehennem ve cehennemlikler anlatılır:

O gün, çalışan, yorgun düşen birtakım yüzler aşağı eğiktir. Onlar kızgın ateşe yaslanırlar. Onlar kaynar bir kaynaktan su içirilirler. Semirtmeyen, açlığı gidermeyen, kötü kokulu bir dikenden (darî) başka yiyecekleri yoktur.” Tefsirlerde, İbn Cerîr’den şu bilgi verilmektedir: “Arap’ta darî, şibrık denilen bir nebattır ki kuruduğu zaman ehli Hicaz darî namını verirler. Bir zehirdir. İkrime’den rivayetinde: Yere yapışık dikenli bir ağaçtır ki baharın Kureyş ona şibrık derler. Kuruyup çöp olduğu zaman da darî derler. Ebu Hayyan’ın nakillerine göre darî şibrıktır ki fena bir meradır. Üzerinde yayılan hayvan ne yağ bağlar ne et.”

İsmail Hakkı İzmirli de mealinde “darî” ile ilgili şu dipnotu düşmüştür: “Kedi tırnağı gibi öyle fena kokulu bir dikendir ki ona hayvan yaklaşamaz. Nazım-ı Kerim’de dünyada malum olan bir şeyle misal getirilir.” Bu misal getirme ifadesi önemlidir. Önceki surelerin açıklamasında, Kur’an’daki anlatımların Arap kavminin bildiği konuları örneğin; deprem, volkanik patlama, fırtına, kuraklık, susuzluk gibi bölge yaşamını binlerce yıldır etkileyen doğa olaylarını, günlük yaşantısında var olan unsurları örneğin; yetiştirdikleri ürünleri, faydalandıkları hayvanları, ticaret hayatını, vs. içerdiğini ayetlerdeki ifadeleri kaynak göstererek belirtmiştik. Bu bağlamda en ileri örnek de Arap kavminin İslam öncesi ilah olarak inandığı, her konuda iletişim halinde olduğunu düşündüğü cinlerdir. Kur’an da bu durumu onaylamış görünmektedir. Bütün bu anlatımlarda çoğunlukla edebi sanat olarak görülen metafor kullanılmaktadır. Cehennemde sunulacak olan “semirtmeyen, açlığı gidermeyen, kötü kokulu bir diken” benzetmesi de böyledir.

Cennetliklerin ise “yüzleri o gün pırıl pırıldır” ve “yaptıklarından hoşnutturlar. Yüksek bir cennettedirler. Orada boş söz işitmezler. Orada akan bir kaynak vardır. Orada yüksek tahtlar, yerleştirilmiş kâseler, sıra sıra yastıklar, serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.” Cehennem bir işkence “odası” gibi anlatılırken, cennetin “odası” da özenle ve konforla döşenmiştir.

Arap kavmi, özellikle de Arap erkeği için ceza ve ödül son derece açıktır; ya dünya hayatında yaşadığı sıkıntıların, işkence dolu son varış noktasını bulacak ya da dünyada hayal ettiği yaşamın tüm nimetlerine sahip olacaktır. İnsan doğaldır ki somut kavramları soyut kavramlardan daha iyi idrak eder. Cehennem-cennet betimlemeleri ile de yapılmak istenen, bu soyut kavramları elle tutulur hale getirmektir diyebiliriz.

Biz daha önceki benzer söz kalıplarıyla, hemen her surede olduğu gibi, burada da soru sorar:

“Onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl düzletildiğine/yayıldığına bir bakmazlar mı?” Bu bağlamda Yrd. Doç. Dr. Behlül Tokur’un “Kur’an’da Soru Kalıpları ve Metaforlar” * başlıklı makalesinden şu satırları verelim:

Sorular, bilinçaltında saklı olan anlamların ortaya çıkmasında ve bilinci etkin olarak harekete geçirmede, yalın ifadelerden çok daha güçlüdürler. Birey, herhangi bir soruya cevap vermese veya o soruyu düşünmemeye çalışsa dahi, bir takım zihinsel süreçlerin etkisinde kalabilmektedir. İşte bu sorgulayıcı etki, duyumsal arayışı teşvik etmekte ve değişme bilinçli ve etkin bir şekilde gerçekleşmektedir. …  Sorular bir düşüncenin sonuca dönüştürülmesine yardımcı olabilir. Dikkatlice seçilmiş bir soru, dinleyicinin düşünme süreçlerini hareketlendiren en etkili iletişim unsurlarından biridir. … Aynı yöntem felsefede de bulunmaktadır. Nitekim ilk çağ filozoflarından Sokrat da yine benzer şekilde soru kalıplarını kullanarak insanların bilinçaltında saklı olan bilgilere ulaşmayı amaçlamıştır. Sokrat’ın ironi yönteminin kullanımıyla ilgili belki de en güzel örnekleri Kur’an’da Vakıa süresinde görmek mümkündür: “Attığınız o tohumu hiç düşündünüz mü? Onu yaratan siz misiniz, yoksa Biz miyiz onun yaratılış kaynağı? … Toprağa ektiğiniz tohumu hiç düşündünüz mü? Onu büyütüp yeşerten siz mi siniz, yoksa Biz miyiz onun büyüyüp yeşermesinin sebebi?” 

Sureden devam edelim… Muhammed peygamberden kavmine öğüt vermesini isteyen Biz, ona kendisinin sadece bir hatırlatıcı olduğunu söyler ve “onların üzerinde bir zorba” olmadığını belirtir. Ancak yüz çevirip inkâr edenlere/kâfir olanlara “Allah, en büyük azap ile azap edecektir.” İşlemi tamamlayan ise Biz olacaktır. Şöyle denir: “Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler. Sonra da bize hesap verecekler.”

Gâşiye suresi anlatımı tamamlanmıştır. Mekki surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.

Canan Murtezaoğlu

 

Yrd. Doç. Dr. Behlül Tokur; Atatürk Üni. İlahiyat Fak. Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 36 Erzurum 2011

 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir