Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Rehber ve rahmet olarak Musa’nın kitabı” (1)


Câsiye suresi anlatımında; Arap toplumuna gelen vahyin bir amacı da Yahudi kavmini ikna etmek miydi, sorumuzu yinelemiştik.

Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk yedincisindeyiz. İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış üçüncü sure “Ahkaf” tır. (Kum Tepeleri) Âd kavminin yaşadığı bölgedeki rüzgârların, “ahkaf” denen kum tepeleri/yığınları oluşturduğundan bahsedildiği için sureye bu ad verilmiştir. (Elmalılı)

Surenin anlatımına geçmeden önce birkaç konuya değinmek istiyorum. İnanç konusu kimileri için hassas ya da dokunulmaz olabilir ancak sorgulayanlara, fikir üretenlere de saygı duyulmalıdır. Neticede herkes kendinden sorumludur; kimse diğerinin günahını yüklenmez ve varsa bir hesap verme, o da kişisel olacaktır. Kur’an’la ilgili yaptığım bu çalışmanın amacı temelde şu sorunun yanıtını aramaktır: Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an çevirisi, bir meal aldığında ne okuyor?

Meal okuyan kişi hangi ifadelerle karşılaşıyor? Bu ifadeleri içselleştirebiliyor mu, sorgulayabiliyor mu ya da imanı zedelenir endişesiyle çeviri okumayı bırakıp anlamını bilmeden okumaya devam mı ediyor? Çalışmamı yaparken Elmalılı meal ve tefsirini esas almaktayım ancak bunun yanı sıra şu çevirilere de sıklıkla başvurmaktayım: Hüseyin Atay, Hasan Basri Çantay, İsmail Hakkı İzmirli, Yaşar Nuri Öztürk, Diyanet, Muhammed Esed ve Muhammed Marmaduke Pickthall. (İngilizce)

Sureye dönelim…

“Ha-Mîmler” grubunun yedinci ve sonuncusu olan sure, “Bu kitabın indirilişi, çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.” ifadesiyle başlar. Biz, “gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirli bir süre için” yaratmıştır ancak inkâr edenler uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.”

Biz, Elçi Muhammed’den kavmine şunu sormasını ister:

“Allah’tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Onlar yerden ne yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların göklerin yaradılışında bir ortaklıkları mı var? Eğer siz doğru söyleyen kimseler iseniz bana bu Kur’an’dan önce indirilmiş bir kitap veya ilimden bir eser getirin.  Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiçbir cevap veremeyecek olan putlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.”

Bu ayetler, 14 asır öncenin Arap toplumundaki din anlayışı ile Elçi Muhammed’in getirmek istediği inancın arasındaki çatışmaya çok net bir örnektir. Toplumdan istenen, sadece “Allah” kavramını Yaratan olarak kabul etmesi ve onun yanında taptığı ilahları/putları kaldırıp atmasıdır. Ancak o günün Arap toplumunda işleyiş ve amaç farklıdır. Arş. Gör.  Hakan Şahin’in makalesindeki şu satırları tekrar hatırlatalım:

“Her inançtan insanı Allah’ın evine çekmek için onların yüce saydığı kişi ve figürlerin birer temsilini Kâbe çevresine yerleştirerek Mekke’yi bir azizler şehrine çevirmek suretiyle kazanç elde etmekteydiler. Bu sayede dini inancı ne olursa olsun herkes Mekke’yi ziyaret etmekteydi. Kâbe’nin çevresinde, hac rotalarının üzerinde melekleri ve Arapların veli addettiği bazı atalarını sembolize eden heykeller bulunmaktaydı. Kâbe’nin içinde ise heykel yoktu. Sadece İbrahim, İsmail ve İsa peygamberler ile Meryem ananın resimleri vardı. Tüm bunlar Kâbe’nin bakımını, çevre düzenlemesini pek mühim ve prestijli bir iş haline getirmekteydi.” (Hakan Şahin, 2015, Liberal Düşünce Dergisi, Sayı 78, 2015, 45-60)

Prof. Dr. Casim Avcı’nın, konuyla ilgili olarak, ünlü şehir tarihçisi Ebu’l-Velîd el-Ezrakî’den alıntıladığı şu satırları da verelim: “Ezrakî’nin (Ahbaru Mekke, s.111) rivayetine göre 630 yılında Mekke’yi fetheden Hz. Muhammed Kâbe’deki putları temizledikten sonra içeriye girip elini bir resmin üzerine koymuş ve bunun dışındaki resimlerin imha edilmesini istemişti. Diğer resimlerin imha edilmesine rağmen korunması istenen resim, kucağında çocuk İsa ile birlikte resmedilen Hz. Meryem’den başkası değildi.” (Casim Avcı; İslam-Bizans İlişkiler, Türk Tarih Kurumu, 2020, s.102)

Muhammed peygamber, bu hareketi ile neye işaret etmiştir? Bilemiyoruz ancak yoruma açık olduğunu söyleyebiliriz.

Sureden devam edelim…

Kıyamet günü, “insanlar bir araya getirildikleri zaman taptıkları onlara düşman olur ve tapınmalarını reddederler. İnkârcılar, “kendilerine gelen hak kitap için, ‘bu apaçık bir büyüdür,” demişlerdir. Biz: “Yoksa, onu uydurdu, mu diyorlar?” sorusunu sorar ve Muhammed peygamberin şöyle yanıtlamasını ister:

“Eğer onu ben uydurmuşsam Allah’tan bana gelecek cezayı savmaya sizin gücünüz yetmez. O sizin yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. O çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

Devamla, şunları da söylemesi istenir:

“Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım. Eğer bu Allah katından ise ve siz de onu inkâr etmişseniz; İsrailoğullarından bir tanık da bunun böyle olduğuna tanıklık edip de inanmışken/İsrailoğulları’ndan bir şahit de onun bir benzerini (Tevrat’ta görüp) inanmışken siz yine de büyüklük taslarsanız, kendinize yazık etmiş olacağınızı görmez misiniz? Doğrusu, Allah haksızlık eden kavme doğru yol göstermez.”

Kâfirlere göre; “eğer din iyi bir şey olsaydı” inananlar, kâfirlerden öne geçemezlerdi. Ancak kâfirler doğru yola girmedikleri için, “bu eski bir yalandır,” diyeceklerdir. Ardından Kur’an-Tevrat ilişkisi verilir: “Ondan (Kur’an) evvel de bir rehber ve bir rahmet olarak Musa’nın kitabı vardı. İşte bu da zalimleri korkutmak ve iyi hareket edenlere bir müjde almak üzere Arapça bir dille gönderilen ve Tevrat’ı tasdik eden bir kitaptır.”

Buraya şu notu bırakalım. Kur’an’da Yahudi kavmine indirilen Tevrat, (Maide, 44) Musa’ya verilen levhalar, (A’raf, 145) levhaların saklandığı Ahit Sandığı (Bakara, 248, Tabut/Tevrat’ın sandığı) ve İsa’ya verilen İncil (Maide, 46; Hadid, 27) ile ilgili bilimsel bir kanıta insanlık henüz ulaşılabilmiş değildir. Kaynaklara göre, Tevrat ki Zebur’u da içerir ve İncil, rivayetlerin, hikâyelerin ve sözlü tebliğlerin aktarılması sonucunda yazılmıştır. Bu bağlamda Kur’an’daki “kitap” kelimesi üzerinde de düşünülmelidir.

Sureden devam edelim… “Rabbimiz Allah’tır,” diyenler korkmamalıdır, onlar cennetliktir ve yaptıklarına karşılık orada temelli kalacaklardır.

Biz, “insana ana ve babasına iyilik yapmayı/iyi davranmayı” öğütler, çünkü, “annesi, onu karnında zorluğa uğrayarak taşımış, onu güçlükle doğurmuştur.” Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay süren insan; “ergenlik çağına erince ve kırk yaşına varınca, ‘Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın yararlı bir iş yapmamı bana özendir. Soyumda bana dirlik ver; doğrusu, Sana yöneldim ve doğrusu, doğruya içtenlikle bağlananlardanım/müslümanlardanım’ demelidir.”

Biz şöyle der: “İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.”

Ardından bir inkâr örneği verilir: “Annesine babasına, ‘Öf ikinizden! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken diriltileceğimi mi bana öğütlüyorsunuz,’ diyen kimseye, ikisi Allah’a sığınarak, ‘sana yazıklar olsun! İnan! Doğrusu Allah’ın sözü gerçektir.’ Bunun üzerine, ‘bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir,’ der. İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan milletleri içinde sözün aleyhlerine gerçekleşeceği kimselerdir. Doğrusu, onlar kaybedenlerdir.”

Herkes yaptığının karşılığını Allah’tan tam olarak alacaktır; haksızlık olmayacaktır.

Kur’an’a göre Allah’a, peygamberlerine ve kitaplarına inananlar “iyiler ve kazananlar,” inanmayanlar ve inkâr edenler de “kötüler ve kaybedenlerdir.” Kur’an’daki bu yapı; yaşamını iyilik yaparak, yararlı iş üreterek geçiren ancak bir yaratıcıya inanmayanın durumunu açıklamaz ancak ve aksine iyilik yapan sonuç almak istiyorsa Allah’a iman etmelidir. “İnanıp yararlı iş işleyenlere… İman edip iyi işler yapanları…” gibi ifadelerle bu duruma sık sık dikkat çekilir. Diğer yandan inandığını fiziksel olarak başkalarına gösterip de her türlü ahlak yoksunluğu içinde olanın durumu ne olacaktır? Fizikselden kasıt; namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, Cuma’ya gitmek, tesettüre girmek, vs. olarak verilebilir. Örneğin, Maun suresindeki “gösteriş için namaz kılarlar” ifadesinin bir karşılığı olacak mıdır? Ya da Hud suresinin örtünüp bürünme ile gelebilecek olumsuzluklara dikkat çeken: “İyi bilin ki, onlar örtülerine bürünürlerken, neyi gizleyip, neyi açığa vurduklarını Allah biliyor.” ayetinin karşılığı olacak mıdır?

Tekrar inkâr edenlere dönülür ve şöyle denir: “Ateşe arz edilecekleri gün onlara, ‘siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz, artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.”

Yahudi kavminin yok ediliş öyküsünün tekrarı… Muhammed peygamberden Âd’ın kardeşini hatırlaması istenir. Kastedilen Hud peygamberdir. “Ondan önce ve sonra, ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin,’ diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf (kumluk) bölgesindeki kavmini uyarmış, ‘doğrusu, sizin için büyük günün azabından korkuyorum,” demiştir. Kavmi ise şöyle yanıt vermiştir: “Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen o bize vaat edip durduğun azabı haydi getir.” Hud da azabın ne zaman geleceğine dair ilmin Allah katında olduğunu, kendisinin gönderileni tebliğ ettiğini, onları da “cahillik eden bir kavim olarak” gördüğünü belirtmiştir.

Âd kavmi, “azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman, ‘bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur,” der. Hud yanıtlar: “O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azap vardır. Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder.” Sonunda helak gerçekleşecek, evlerden başka bir şey görünmez olacak ve Biz şöyle diyecektir:

“İşte günahkâr kavmi böyle cezalandırırız. And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkânlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.”

Ahkaf suresi anlatımı devam edecektir…

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir