Millîlik ruhu


Her toplumun oluşturduğu devletin, ortak acı ve sevinçlerinin birlik içinde paylaşıldığı tarihî günleri vardır. Bugünleri, o zaferin mutluluğunu aklı, canı ve kanı ile bizlere yaşatan büyüklerimizdir. Hem onları yâd eder hem de o zaferin tadını yudumlarız.

Bu, millet olma bilincidir.

Son iki-üç yüzyıl, bugünkü dünyamızı hem biçimlendirmiş hem de ortak kimliklerin tarihini oluşturmuştur. Gelin, tarih nehrimizdeki kayığımıza binip küreklere asılalım.

Toplumlar ortak dil ve inançlarla yaşamlarını sürdürür ve de bunların taşıdığı hassasiyetlere özen gösterirler. Daha önceki nehir turumuzda milli” olmanın zaruret, gereksinim ve sonuçlarından kısaca söz etmiştim.

Milli olmak yalnız bütün yönleri ile bir yaşam tarzını içerir. Bu; diliniz, dininiz ve de düşünebilme çapınız ve de erdem  düzeyiniz kapsar. Kayığımızı önemli bir rıhtıma yanaştırıp dil ve dinin kişilik ve davranış yapımıza örneklerle etkileşimini görelim.

Tarihin ilk millî devleti Büyük Britanya adası sakinleridir, demiştim. Büyük Britanyalılar 10/11. yüzyıldan başlayarak önce dillerini zenginleştirdiler. Yazar Chaucer’ın (Canterbury Hikâyeleri yazarı) İngilizceye 11 bin kelime eklediği söylenir.

İncil’i Latinceden İngilizceye 1384 yılında John Whycliff çevirmiş ama yayınlayamamıştır. 12. yüzyılda ilk parlamento kurulmuştur. İngiliz toplumu Anglikan kilisesi ile millî bir kilise oluşturmuş ve bunu yaşatmıştır. Gerek İngiliz emperyal düzeninde gerekse son savaşta kilisenin millî direnci yüksektir.

Keza Fransızlar, Fransızcanın gelişimi için Kardinal Richelieu döneminde 16. yüzyılda Fransız Dili Akademisi‘ni kurmuşlar, 18. yüzyıldan başlayarak Fransız Katolik kilisesi oluşmuştur.

Yunanlılar 1453’te bütünü ile yönetimimize girmelerine karşın Yunan Ortodoks kilisesinin çabaları ile millî birliklerini koruyup 1821’de bu güçle bağımsız olmuşlardır.

İranlılar Sünnî kültürün Arap hegemonyasını görerek Şiî kültürü ile millî bir Fars dini hüviyeti oluşturabilmişlerdir.

Kayığımızı Türk özel rıhtımına çekelim. Biz Türkler 950 yılından itibaren önce Sünnî esasa sonra Şiî ve Alevî inanca yönelmişizdir. Hatta o kadar aşırı benimseme olmuştur ki, bütün Selçuklu sultanlarının Türk adları yanında Arap adları da ayrıca alınmıştır. 

Arap ve Fars kültürü karşısında yukarda örneğini verdiğim toplumların aksine Türk dili zayıflamış millîlik ruhu gerilemiştir. Anadolu Selçukluları ve Beylikler devrinde Türkçe hakim kılınmak istenmiş, Alevilik bu konuda tam bir Türklük millî direnişi göstermiştir.

Sonuçta Atatürk’ümüz bu eksik millî koşullara karşın bir millî devlet kurmuştur. Ne yazık ki bugün olduğu gibi dünlerde de cami, bir kilise gibi millî olma yeterliliğini gösterememiştir.

Bunun acı örneklerini Kurtuluş Savaşı’ndan biliyoruz. Ne yazık ki son yirmi senede, millî olan ortak sevinç ve acılarımızın günleri camilerde yok sayılmaktadır.

Cami içi ile cami avlusunun dışı farklı düşüncelerde ve kabullerde olmamalıdır, kaybeden hepimiz oluruz.

Sevgi ile kalın…

Cenap Murtezaoğlu – İşletmeci