İnsanlık imecesi


Yeryüzü, “mantığa uygun şüphe” ardından beklenen araştırmacı görgü, sorgulayıcı akıl ve açık yürekli tartışma yerine; sahne arkası sohbetleri, örtülü yaklaşım ve soğuyan kalplerin gruplaşmasıyla yitip giden uygarlık mezarlarıyla dolu…

Belki de seyirci konumuna düş (ürül) en insan (lık), bu yüzden kendi yaşamında rol alamıyor; bilgi, bilinç ve gerçek dostluklardan uzak veya yoksun kalıyor.

Soğuyup uzaklaşarak gruplaşma gücünü bulan kalpler, ötekileştirdikleri olmadan yükselmeye, böylelikle aklen ve maddeten güçlenirken dengini aşağılamaya zorunlu kalıyor.

Çünkü yeteri kadar akılcı davranmazsak, gerçeği içeren nesnel bilgi yerine güven yokluğu ve korku yozlaşmasına yer açıp, katılımcı toplumsal etkileşim yerine de tek taraflı yargıcı kalıplar üreterek bunları konfor ve güç için araçlara dönüştürüyoruz.

Nesnel doğru bilgiler de yerlerini algı yönetimi eliyle yasama, yürütme ve yargı ile medya araçlarını yöneten “yargıcı” insan gruplarımızın yerleştirdiği korku ve güvensizlik telkin eden yapay gündem ve bilgi (siz) lendirmelere bırakıyor.

Sahnede yalnız kalan ve arkasında da seyirciye danışıp katılımcılığı sağlamak yerine grup içi çıkarcı kurgular oluşturup bireyci oynayan soğuyan kalpler de, akılcılıklarını teslim ettikleri güvensizlik, korku ve güç tatmini gibi duygular ile beslenerek, üşüyen canlarını ısıtmaya, aydınlatmaya çalışıyorlar.

Doğruların değerini, değerlerin doğrusunu bil (e) meyen bizler, sevgi ve birlikte çalışmakla güncellenip ayaklarının üstüne yeniden dikilecek yüzyıllık bir uygarlık girişiminin yanında durup küçük derebeyliklerimizi besleyerek zamanın ruhunu yok sayıyoruz.

Ne demiş sevgili Atamız: “Hakikat nerede?”
Gençliğe Sesleniş ile Andımız’a, yazarlarına, sonra da aynaya bakalım.

Sevgiler.

Cengiz Gökdeniz