Finansın üstünlüğü üretimsiz olmaz


Finansallaşan bir dünyada yaşıyoruz. Finans ürünlerine duyulan iştah sürekli artıyor, yani paradan para kazanma amacıyla, finansal ürünlere yatırım yapmak için fırsat kollayan, ülke içinde ve dışındaki sıcak para sahipleri her an pusuda bekliyorlar.

1990’lı yıllardan itibaren, özellikle uluslararası arenada geçerli olan vur kaç modeli; finansal yatırım ürünlerinin fon gelirleri arttığı zaman alınıp, getirilerin düşmeye başladığı zamanlarda ise geri satılıp piyasadan çeklime sürecini geliştirmiştir. Kapitalizm, kâr artışlarını yine gelişmekte olan ülkelerden elde etmenin yolunu bu şekilde bulmuştur.

Gelişmekte olan ülkeler, sıcak para girişi sağlayan bu tür finansal ürün yatırımlarına fazladan vergi muafiyeti ve teşvikler vererek, kamu açıklarının artmasına veya vergide adaletsizliğin oluşmasına neden olabilmektedirler.

Para ile para kazanmaya gelen ve bir risk durumunda anında ülkeyi terk edebilecek nitelikteki bu tür portföy yatırımları tamamen farklı karakter taşımaktadır.

Türkiye’de 2001 krizinin ana nedeni, bu türdeki finansal yatırımlara bağlı sıcak paranın geri çekilmesi ve ülkeyi terk etmesidir.

Fakat yeni bir yatırım ürünü olarak ortaya çıkan finansal türev ürünlerinin ABD’de konut fiyatlarının artmasına bağlı olarak yüksek kâr getirili ve garantili olarak satılması sonucunda, bu ürünlerin gelir artışlarının gerçek olmadığı ortaya çıkmış, küreselleşmenin etkisiyle bütün dünyayı sarsan bir finansal kriz ortaya çıkmıştır. Türev ürünler toksik kâğıtlar olarak anılmaya başlamıştır.

Elbette gelişmiş kapitalist ekonomiler, günümüzde, rekabetin baskısıyla ana amaçlarını oluşturan kâr elde etme güdüsüyle, finansal varlıklardan artı değer elde etme yoluna gidebilirler. Çünkü bu ülkeler 18. yüzyılda, kitle üretimi temelleri üzerine kurulmuş sanayi gelişimlerini tamamlamış, sanayilerinde uzun soluklu bir canlanma ve ilerleme gerçekleştirmişlerdir. Bunun sonucunda ulus ötesi kapitalist işletmeler, küresel üretim ve ticarete egemen olmuşlardır. Finansal varlıkların gelişimi bu gelişmelere bağlı olarak gerçekleşmiştir.

Üretimin yarattığı değerin sonucunda gelişmesi gereken, finansallaşmaya ayak uydurmak isteyen gelişmekte olan ülkelerin ise, öncelikle üretime bağlı olarak dolaşım, dağıtım ve toplum ilişkilerini geliştirmesi gerekir, kurumların gelişmesi ilerlemesi üretimle bağdaştığında, teknoloji yaratma yönünde de adım atılmış olunur.

Ne yazık ki; önemli görevleri arasında yatırımlara kredi temin etmek olan bankaların, doğrudan borç (kredi) almak ve vermek yerine, finansal işlemler üzerinden kâr elde etmek amacıyla işlem yapmaya odaklandığı zaman veya aynı bankaların, bireyleri ve hane halkını kâr kaynağı olarak görmeye başladığı gelişmekte olan ülkelerde, üretime ait katma değerin oluşmadığı görülür.

Ama gelgelelim gelişmekte olan ülkeler kategorisine giren ülkemizde, düşük peşinatlarla, donuk yatırımlar olan ve üretime katkısı olmayan bir binek oto veya konut almak için kredi istediğinizde krediniz hemen çıkabilir veya finansal yatırım fonlarına yatırım yapmak istediğinizde işlemleriniz yıldırım hızıyla halledilir.

Fakat bütün reklamlarına rağmen bir yatırım projeniz olduğu zaman, bankalardan ucuz kredi talebiniz olduğunda, yatırımın karşılığı nakit değeriniz az ise krediniz çıkmaz, yatırımın karşılığında bankaların istediği türde artı yüzde 100 veya artı yüzde 200 finansal ürünler sunabilirseniz belki krediniz çıkabilir.

2008 dünya finansal krizi göstermiştir ki; kaynağı konuta bağlı fiyat artışlarının sonucunda oluşan fon getirisine dayalı finansal yatırımlar temelsiz kalmıştır. Oysa üretim en önemli değeri yaratır. Bu değer sonucunda finansal yatırımlar kendiliğinden zaten oluşacaktır.

Cengiz Hergünlü – SMMM – Bağımsız Denetçi
www.hergunlu.com

 

Dinlemek için tıklayın