“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz”


Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan…

1993 yılı faili meçhul cinayetler ve şaibeli ölümler ile anılan bir yıl olarak tarihe geçti. Bu yıl gazeteci ve yazar Uğur Mumcu,  Jandarma İstihbarat Binbaşı Cem Ersever, Maliye Bakanı Adnan Kahveci, şüpheli bir trafik kazasına, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis de şüpheli bir uçak kazasına kurban gider. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, kalp krizinden ölse de ailesi zehirlenerek öldürüldüğü kanaatinde…

Bu yazıda ölüm yıldönümü nedeniyle Uğur Mumcu ve Ali Gaffar Okkan’dan bahsedeceğiz.

Uğur Mumcu ölümüne kadar Kürt sorunu ve aşırı dinci cemaatlerle ilgili çalışmalar yapmaktadır. Bu konularda uyarıcı kitaplar ve yazılar yazmakta, sık sık televizyon programlarına çıkmaktadır. Avrupa’da faaliyet gösteren “Avrupa Millî Görüş teşkilatları”, “Süleymancılar” ve özellikle Almanya’da faaliyet gösteren İslam Cemiyet ve Cemaatler Birliği (Kaplancılar)’ni anlattığı “Rabıta” adlı kitabının ilk satırları şöyle başlıyor:

“İslami Devlet, kurulacak elbet”

Cami bu sloganla inliyor. Cemaatin çoğu sakallı, bereli ve sarıklı insanlardan oluşmuş. Çoğu ya çocuk ya da genç… Cemalettin Kaplan’ın ağzından her Allah sözü çıktığında cemaat sağ ellerini öne uzatıp hep birlikte ‘Tekbir Allah’ diye birkaç kez bağırıyor: ‘İslami devlet, kurulacak elbet.’

Caminin kapısında Mercedes marka arabalar duruyor. Biraz sonra cemaat dağılacak. Ve bu siyah cüppeli, yeşil şalvarlı beyaz sarıklı ve sakallı insanlar Mercedeslere binip evlerinin yolunu tutacaklar.

Sarık ve Mercedes!..

Sarık ve Mercedes, sanki Federal Almanya’da Türkler arasındaki dinsel akımların simgesi olmuş. Sarıklı, sakallı ve Mercedes’li Türk yurttaşlarının istedikleri ‘İslâm devleti’ dir.” 

Uğur Mumcu, İsrail-ABD-Barzani ilişkisini ortaya döken bir yazısından iki hafta sonra;  cemaatlerin tehlikeli tırmanışlarını anlattığı ve Cumhuriyet’te yayımlanan “İmam-Subay” başlıklı yazısından ise iki gün sonra öldürülür. Son yazısında;

“Cumhurbaşkanı Evren ve Milli Güvenlik Konseyi, sabah akşam ‘Atatürk, Atatürk’ diye diye Atatürk’ün ‘Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu rafa kaldırarak imam-hatiplilere yüksek öğrenim kapılarını açtılar.”

“Tarikatlara ve cemaatlere alınan genç çocuklar, 30 yıl sonra general olacaklar ve Cumhuriyet’e karşı ayaklanacaklar!” demekte ve yıllar sonrasına bir uyarıda bulunarak şöyle sormaktadır:

“İmam-hatip liselerini bitirenler neden ilahiyat fakülteleri ve İslam enstitülerine gitmiyorlar da illa da kaymakam, vali, savcı, yargıç ve subay olmak istiyorlar? Bu, uzun vadeli eğitim ve bürokratik yerleşim projesini kimler planlıyor?”

Yanıt 16 Temmuz 2016’de gelecektir ve gelmiştir…

Türkiye üzerinde planlar yapan, oyunlar kuran ülkeler denilince genellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere gelir. Ancak, bunlardan belki de daha tehlikelisi, cemaatlere sonuna kadar kapılarını açarak onların palazlanıp, güçlenmesini sağlayan ve maddi-manevi her türlü desteği veren Almanya’dır. Tıpkı ABD ve İngiltere gibi Almanya’nın düşünce kuruluşları da Türkiye’de cirit atmaktadır.

Tıpkı Uğur Mumcu gibi bir 24 Ocak günü (2001) öldürülen diğer isim ise Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan’dır.

Diyarbakır’a “evim” diyen, Diyarbakırlıların da ona “baba” dediği Gaffar Okkan, halka güven vermek adına emniyetin etrafındaki barikatları kaldırtmış, kendisine tahsis edilen zırhlı aracına ise binmeyi reddetmiştir. Öldürüldüğü gün de zırhlı aracı garajdadır. Halkın arasında gezmekten, spor müsabakalarına gitmekten çekinmeyen Okkan, buralarda halkla her zaman iç içe olmaktan çekinmemiştir. Şöyle bir olay anlatılır:

Diyarbakır’a gittiğinin ilk günü sivil kıyafetle bir restorana gider ve bir çorba söyler. Çorbasını içerken bir yandan da etrafı izlemektedir. Restorana gelen polisler, hesabı ödemeden kalkmaktadırlar. Çorbasını bitirdikten sonra kendi hesabını ödeyeceği kişiye; “Amca” der, “polislerinkini de ben ödeyeyim.” Adam, “Bırak, Allahlarından bulsunlar; boş ver!” diyerek cevaplar. Gaffar Okkan “Ödeyeceğim!” diyerek ısrarını sürdürür ve ekler; “Ben yeni emniyet müdürüyüm, bir derdin olursa uğra çekinme.”

“Diyarbakır halkına eziyet edeni yakarım!” diyerek her kesimi aynı şekilde kucaklamaya çalışan dürüst, cesur ve insancıl bir Emniyet Müdürü’ne alışık olmayan sistem, Gaffar Okkan’ı da potasında eritmekte kararlıdır. Teröristlerin çapraz ateşi sonucunda öldürülür. Kendisiyle birlikte beş koruma polisi de hayatını kaybeder. Bu kahpe saldırıyla Türkiye başarılı bir emniyet mensubunu, Diyarbakırlılar ise Gaffar ağabeylerini kaybetmişlerdir.

Okkan cinayetinde parmaklar Hizbullah örgütünü işaret etmektedir. Gaffar Okkan, yakalanan Hizbullah militanlarının ifadelerine göre ölüm listesinin başındadır.

Başbakan Ecevit, Gaffar Okkan cinayeti üzerine şunları söyler: “…Terör örgütlerinin Batı Avrupa ülkelerinden yönetildiğini düşünüyorum. Son ayda Almanya’daki bir örgüt liderinin yönlendirici olduğu anlaşıldı. Bunun üzerinde duruluyor.”*

Her iki cinayetin failleri ne yazık ki bugüne kadar bulunamadı. Aradan geçen bunca yıla bakacak olursak, bulmak gibi bir niyetin olmadığı çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Yazıyı Uğur Mumcu’nun sözleriyle bitirelim.

“Ben Atatürkçüyüm… Ben, cumhuriyetçiyim… Ben lâikim… Ben antiemperyalistim… Ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım… Ben insan hakları savunucuyum… Ben, terörün karşısındayım… Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın, her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır.”

Uğur Mumcu ve Ali Gaffar Okkan’a Allah’tan rahmet diliyoruz.

Unutulmayacaklar…

Tülay Hergünlü SMMM

 

Dinlemek için tıklayın