Askıda insanlık


Yeryüzünün en “akıllı”, akıllı olduğu kadar da acımasız yaratığı nedir desem, herhalde hemen herkes “insan” cevabını verirdi tereddütsüz.

Sadece kabuk kısmındaki yaklaşık 20 milyar, tamamı düşünüldüğünde, 80-100 milyar arası hücreye sahip gelişmiş beynine ve üzerinde taşıdığı “insan” etiketine rağmen, adının gereğini yapamayan, yani “insan” olamayan; Kabil’den bu yana kan döküp, yakıp yıkan bir varlığız vesselâm!

Âleti yapan, yaptığı âletin esiri olan,
Medeniyet kuran, kurduğu medeniyetin altında kalan,
Doğayı katletmeye kalkan, günün sonunda kendini tüketen,

“Yaratıcının sanatını anlama gayreti” diye tanımladığım “bilim” ile uğraşan, sonra bilimi yaratıcının yerine koyan,

Kulaktan dolma inançlarını din sanıp tapınan, din olmayan o şey uğruna hunharca kan döküp cennet uman, acayip bir canlı türü şu insan.

Öte yandan, doğaya sinmiş ilahî müziği duyabilen, kâinatın muhteşem kitabını okuyabilen, uzayın derinliklerine uzanıp, aklın sınırlarını zorlayan, karıncadan, arıdan, sineğin kanadından ilham alabilen, titreyen gönülleri hisseden de yine aynı insan!

Dünyanın en vahşi ve en naif canlısı olma özelliğini aynı bünyede barındırmak ne acayip değil mi?

Aslında acayip mi yoksa muhteşem mi demeliyim, tam kestiremedim doğrusu. Hem “şeytan” kadar kötü, hem de “melek” kadar iyi… Bunun altından, sadece aklı olan bir varlık kalkabilirdi. Aklı olan ve aklının bedelini ödemek zorunda kalan… Aklın bedeli mi olur demeyin. Hayatta bedeli olmayan ne var ki?  Güzelliğin, çirkinliğin, aptallığın bedeli olur da aklın olmaz mı?

Yolculuğumuzun şu kısacık dünya faslında, topu topu yetmiş-seksen, bilemedin yüz yıllık hayat serüveninde; nereden gelip nereye gittiğini düşünmek, nasıllara olduğu kadar nedenlere de kafa yormak, benden beklenen nedir diye sormak, ancak akıllı insan işi.

Sürpriz yumurta gibi hayat, içinden ne çıkacağı belli değil. Keşfedilmeyi bekleyen, merak edilmesi gereken yığınla sırrı varken yaşamın, üstelik kafamızın içinde dünyalara sığmayan bir cevher taşıyorken, kendimize yazık etmekle meşgulüz durmadan! Ne acı!

Sanırsın ki ölümsüzlüğü bulmuş birileri. Hiç tükenmeyecekmiş gibi nefesleri, bitmeyecekmiş gibi zamanları.

O kadar güvenmeyeceksin zamana. Acıları bırakıp onun koynuna, iyiliklerini alacaksın yanına.

Bak, su misali geçiyor zaman ömrümüzü de önüne katarak. Geriye dönüp, muhasebesini yapacaksın hayatın; kaç kalbe şifa sundum, kaçına nefret ektim diyeceksin meselâ.

Düşüneceksin, sorgulayacaksın, bilinç geliştireceksin. Ama öyle kuru kuruya değil; bilgiyle düşüneceksin. İmanın bile bilinçli olacak, yok öyle kuru kuruya inanç sahibi olmak. Kulağından girenler, boğazından inip, yüreğine nüfuz edecek önce. Her aldığın nefesin farkına varacaksın.  “İnandım” demekle bırakılacağını mı sandın?

Akıl bütünlük ister. Uç uca ekleyince halkaları, ardındaki büyük resmi göreceksin, göreceksin ki önce akıl ikna olsun, sonra gönül tatmin olsun.

Ağzından çıkana dikkat edeceksin. Bakarsın sınanmışsın kendi ettiğin sözle, ya da merhem olmuşsun yaralı bir yüreğe, kim bilir.

Düşünceni bile kirletmeyeceksin, unutmayacaksın tüm insanlıkla olan görünmez bağını.

Hayallerin kadar, amellerin de büyük olacak. Cenneti hayal ediyorsan, dünyadaki amellerini de büyüteceksin. Ne demişler, dünya ahiret tarlasıdır, ne ekersen onu biçersin.

Kötü olanın yerine, üstelik cazip geliyorken nefsine, inadına iyi olanı seçeceksin özgür iradenle. Ardından bedelini ödeyeceksin seçimlerinin de; önce burada, sonra imanın varsa öte tarafta.

Hayat, siyahla beyaz arasındaki grilerde saklı. Herkesin bedeli, rengine göre farklı farklı. Önce rengini seçip, sonra çaba sarf edeceksin o rengi tutturmaya.

Hırslarının yularını alacaksın eline, gözünü toprak doyurmadan önce.

Bak, virüs bile yok edemedi hırslarımızı. Görünmez ordular durdurunca dünyayı, ders almamızı beklemiştim içimden. Meğer Kabillerin saltanatı devam ediyormuş kaldığı yerden.

Yine oluk oluk kan akıyor dünyanın her yerinden. Yine ölüyor bebekler, yine yetim kalıyor çocuklar, kanıyor masum yürekler… Ders almadıysak başımıza gelen onca şeyden,

Ey akıl ne anladık biz bu işten?
Acaba biraz insanlık mı bıraksak diyorum askıya?
Belki bir alan çıkar da, nur yağardı dünyaya.

Meltem Kaynaş Kazezyılmaz – Planlama Uzmanı

 

Dinlemek için tıklayın