Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Rabbiniz ne indirdi” (3)


Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın elli birincisi ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış yedinci sure olan “Nahl” suresi anlatımı sürmektedir.

Biz’in, her ümmetten bir tanık getireceği günde, “inkâr edenlere izin verilmez ve özürleri de dinlenmez.” Azabı gördüklerinde de ne azapları hafifletilir ne de süre verilir. Daha önce de çeşitli bağlamlarda gördüğümüz kıyamet sonrası canlandırma burada da şu şekilde anlatılır:

“Allaha ortak koşanlar, ortaklarını gördükleri zaman, ‘Rabbimiz! Senden başka yalvardığımız ortaklarımız işte bunlardır,’ derler. Koştukları ortaklar onlara, ‘doğrusu, siz tam yalancısınız,’ diye söz atarlar. O gün Allah’a teslim bayrağını çekerler, bütün o uydurdukları şeyler kendilerini bırakıp kaybolup gitmişlerdir.”

Biz, inkâr edip de insanları Allah yolundan çevirenlere, azap üstüne azabı artıracaktır. Bu ifade yukarıda geçen: “Kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir.” cümlesinin devamı gibidir ve yine yukarıda bu bağlamda verdiğimiz “hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez,” anlatımına ters düşmektedir.

Tanıklık konusu pekiştirilir. Biz, her ümmete kendi içinden kendileri üzerine tanık getireceği gibi Muhammed peygamberi de onların üzerine tanık getirecektir. Biz, Kitabı da her şeyi açıklayan ve müslümanlara/içtenlikle doğruluğa bağlı olanlara, doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak” indirmiştir. Ardından Arap kavmine hitap edilir: “Şüphesiz ki Allah size adaletli olmayı, iyi davranmayı/iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan yasaklar. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.” Yemin konusu ile topluma hitap devam eder. Bir anlaşma yapıldığında Allah’ın ahdi yerine getirilmeli ve pekiştirildikten sonra yeminler bozulmamalıdır. Yemin konusu sürer:

“Bir ümmet, diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda aldatma vasıtası yaparak, ipliğini sağlamca eğirdikten sonra onu söküp bozmaya çalışan kadın gibi olmayın. Allah sizi bununla imtihan eder ve şüphesiz hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.” Sıkça tekrarlanan, “Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet verir. Şüphesiz ki, (kıyamet gününde) bütün yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.” ayeti ile iplerin göklerin elinde olduğu bir kez daha hatırlatılır. Tekrar yemin konusuna dönülür ve şöyle denir:

“Yeminlerinizi birbirinizi aldatmak için yapmayın, yoksa sağlam basmış olan ayak sürçebilir ve Allah’ın yolundan alıkoymuş olacağınızdan dolayı da kötülüğü tadarsınız ve size büyük azap olur. Allah’ın antlaşmasını/ahdini az bir değere satmayın/az bir bedel karşılığında değişmeyin. Doğrusu, bilmiş olsanız, ancak Allah’ın katında olan sizin için çok daha iyidir.” Biz, “Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle” ödüllendirecektir. Biz, “inanmış olarak kadın ve erkekten kim yararlı iş işlerse,” ona hoş bir hayat yaşatacak, “ödüllerini yaptıklarının en güzeli ile” ödeyecektir. Dikkat edilirse burada da Biz için önemli olan inanmış olarak yararlı iş yapmaktır. Bu kalıp da sıklıkla tekrarlanmaktadır.

Muhammed peygambere hitap edilir ve Kur’an’ı okumak istediğinde, “önce o kovulmuş/taşlanmış şeytandan Allah’a sığınması” istenir. Gerçi, “Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu/baskısı, ancak onu dost edinenlere ve Allah’a ortak koşanlaradır.”

Biz, “bir ayeti değiştirip yerine başka bir ayet getirdiğinde” inkârcılar elçi Muhammed’e, “sen sadece uyduruyorsun,” derler. Hayır! Onların çoğu bilmiyorlar,” diyen Biz de Elçi’sinden şunu söylemesini ister: “Kutsal ruh onu Rabbinin katından inananların inançlarını pekiştirmek ve müslümanlara doğruluk göstergesi ve müjde olarak gerçekle indirmiştir.” Bu söz kalıbının da tekrar olduğunu belirtelim.

Biz, kâfirlerin, “Kur’an’ı Muhammed’e bir insan öğretiyor,” dediklerini de bilmektedir ve şöyle der: “İşaret ettikleri insanın dili yabancıdır./O nispet ettikleri insanın lisanı acemîdir, Arabî değildir. Oysa bu, apaçık, düzgün bir Arapçadır.” Tefsirlerdeki rivayetlere göre bu ayetin iniş nedeni, Muhammed peygamberin görüştüğü yabancı kişilerdir. Bunlardan biri, Âmir ibni Hadramîn’in, Cebrâ ya da Yeıyş adındaki okur-yazar Rum kölesidir ki Muhammed peygamber onu Merve’de meclisine davet edip konuşmaktadır. Diğerleri Cebra ile Yesâra adlarında Mekke’de kılıç yapan, Tevrat ve İncil okuyan iki Rum’dur. Muhammed peygamber bunlara uğrar ve okuduklarını dinler. Bir diğeri de Huveytıb ibni Abdül’uzzâ’nın kitap sahibi kölesi Âbisâ’dır, sonradan Müslüman olmuştur. Bütün bu görüşmeler nedeniyle Kureyş müşriklerinde, elçi Muhammed’e Kur’an’ı bu kişilerin öğrettiği yolunda bir kanı oluşmuş ve bunu dile getirmişlerdir.

Ardından, Allah’ın ayetlerine iman etmeyenleri Allah’ın hidayete erdirmeyeceği, onlara can yakıcı bir azap olacağı, yalanı ancak Allah’ın ayetlerine iman etmeyenlerin uyduracağı ve onların yalancı oldukları vurgulanır.

Azap tehditi sürer: “İnandıktan sonra, gönlü inançla dolu olarak zor altında Allah’ı inkâr edenin dışında kim gönlünü inkârcılığa açarsa, onlara Allah katından bir öfke vardır ve büyük azap da onlaradır. Çünkü, onlar dünya hayatını sonrakine yeğ tutmuşlardır ve Allah kâfirler topluluğunu doğru yola getirmez. İşte, Allah’ın gönüllerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır ve gafiller de işte bunlardır. Kuşkusuz, ahirette kaybedecek olanlar da bunlardır.” Diğer yandan Rab, “eziyet edildikten sonra hicret eden, sonra cihat eden ve sabreden kimselerin yardımcısıdır. … Herkesin kendisi/nefsi için uğraş vereceği gün geldiğinde, haksızlık yapılmadan, herkesin yaptığı kendisine tam ödenir.”

Allah bir kenti örnek verir. “Bu şehir güvenli, huzurludur,” her yerden rızkı bol bol gelmektedir. Ancak onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ederler. “Allah da onlara açlığı ve korkuya bürünmeyi tattırır.” Onlara “içlerinden bir peygamber gelir ancak onu yalanlarlar.” Zulüm/haksızlık yaparlarken azap onları yakalar. Yok edilen kavim döngüsü burada da tekrarlanmıştır.

Arap kavmine hitapla şöyle devam edilir: “Artık Allah’ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah’ın nimetine şükredin, eğer gerçekten O’na ibadet edecekseniz. O size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir.”

Vahiy yoluyla yeni bir toplum düzeni oluşturulmaktadır.

Arap kavmi uyarılır: “Dillerinizin yalan nitelemelerinden dolayı ‘şu helaldir, bu haramdır,’ demeyin, yoksa, Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz.” Biz, Muhammed peygambere anlattıklarını Yahudilere da haram kılmıştır. Yahudiler için yenmesi yasak olanların listesini Tevrat, Levililer 11. Bölümde okuyabilirsiniz. Bir grup Yahudi tarafından kurulan Hristiyanlıkta ise durum farklıdır. Markos 7: 19’da şöyle denir:

“Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.” İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu.”

Sureden devam edelim… Biz, onlara zulmetmemiştir fakat onlar kendilerine zulmetmişlerdir. Bu söz kalıbı da ara ara yinelenen kalıplardan biridir. Rab, “bir cahillikle günah işleyip ardından tövbe eden ve durumunu düzelten kimseleri bağışlar.”

Konu İbrahim’e gelir. “Doğrusu, İbrahim Allah’a yönelen, O’na boyun eğen bir önderdi. Allah a ortak koşanlardan değildi. Rabbinin nimetlerine şükrederdi. Rabbi de onu seçti ve doğru yola iletti.” cümlesinden sonra Biz, ona iyilik/güzel olanı verdiğini belirtir ve İbrahim “ahirette de salihlerdendir.” Biz şöyle devam eder: “Şimdi sana, doğruya yönelen İbrahim’in dinine uy,’ diye vahyediyoruz. O, ortak koşanlardan değildi.”

Daha önce de ara ara işaret edildiği gibi konu; Muhammed peygamberin, Allah ve O’nunla birlikte tapılan putları birbirinden ayırması ve sadece Allah’a bağlı kalmasıdır.

Ardından Yahudi kavminin Cumartesi yasağına değinilir: “Cumartesi yasağı, onda ayrılığa düşenler için konuldu. Doğrusu, Rabbin, ayrılığa düştükleri hususta, diriliş günü aralarında hükmedecektir.” Ayetin “Rabbin, ayrılığa düştükleri hususta, diriliş günü aralarında hükmedecektir.” cümlesi de sık tekrarlanan kalıplardan biridir. Son ayetler elçi Muhammed ve kavminedir. Şöyle denir:

Rabbinin yoluna bilgelikle ve güzel öğütle çağır; en güzel biçimde onlarla tartış. Doğrusu, Rabbin, kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da bilir. Eğer cezalandıracaksanız, size verilen cezanın aynı kadar cezalandırın. Andolsun, kendinizi tutarsanız. Bu kendini tutanlar için daha iyidir. Sabret! Sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlara üzülme ve kurdukları düzenlerden/tuzaklardan da sıkıntıda olma. Doğrusu, Allah saygılı olanlarla ve elbette iyi davrananlarla/iyilikte bulunanlarla beraberdir.” Nahl suresi anlatımı tamamlanmıştır.

Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Nahl Suresi olarak yukarıdaki satırları okumaktadır.

Mekkî surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.

 

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir