Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Rabbiniz ne indirdi” (2)


Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın elli birincisi ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış yedinci sure olan “Nahl” suresi anlatımı sürmektedir.

Daha önce Mümin suresinde Allah’la ilgi olarak gördüğümüz; “O hem yaşatır hem öldürür. O, bir şey yapmak isteyince ona sadece ‘Ol!’ der, o şey de hemen oluverir.” (ayet, 68) anlatımı bu surede karşımıza Biz yani çoğul olarak çıkar. Şöyle denir: “Biz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona sözümüz sadece ‘ol’ dememizdir. O da hemen oluverir.” Bu durumda Allah-Biz birlikteliği ve işleyişi açıktır demek hatalı olmayacaktır. Biz kavramı; Kur’an’ın sahip çıktığı melek, melekler yüksek topluluğu (Sâd, 69-70) Ruh, iblis, cin ve hatta Muhammed peygamberin (Sebe, 24-25) de içinde olduğu bir oluşum mudur? Surenin ikinci ayetinde verilen, “kendi emrinden ruh ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor…” ifadesi de bu oluşumu onaylar görünmektedir.

Alt kollarıyla bir çeşit panteon görüntüsü veren bu oluşum, Allah’ın Vahit sıfatıyla bağdaşır mı?

Vahyin amacı ve peygamberin mücadelesi Arap kavminin yerleşik inanç düzeni olan Allah ile birlikte tapılan putlar panteonundan kurtulmak değil miydi?

Biz, “zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri” dünyada mutlaka güzel bir yere yerleştirir ve bilirlerse “ahiretin ödülü elbette daha büyüktür.” Müşriklerin eziyetlerine sabreden muhacirler, “Rablerine güvenen kimselerdir.” Elçi Muhammed’e seslenilir: “Senden evvel kendilerine vahyeder olduğumuz erkeklerden başkasını biz peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir erbabından/âlimlerden sorun. O peygamberler apaçık mucizelerle ve kitaplarla gönderildiler. Biz sana da Kur’an’ı indirdik. Tâki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın ve tâki onlar da iyice fikirlerini kullansınlar.”

“Kötü işler çevirenlere” tehdit sürer: “Allah’ın kendilerini yerin dibine geçiremeyeceğinden yahut bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden yahut dolaşıp dururlarken azabın kendilerini yakalayıvermesinden yahut ta kendilerini azar azar yakalayıp helak etmesinden” emin midirler?  Şöyle denir:

“Onlar, Allah’ın yarattığı birtakım şeyleri görmediler mi ki? Gölgeleri Allah’ın kudretine boyun eğip secde ederek, sağa sola döner, dolaşır. Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah’a secde ederler. Kendilerine hakim olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları her şeyi yaparlar.”

Allah; iki ilah edinmeyin, yalnız Benden korkun/Bana saygı gösterin demiştir. Göklerde ve yerde olan her şey, din de O’nundur. Şöyle denir: “Böyle iken, siz Allah’tan başkasından mı korkarsınız?” Biz’in Arap kavmine hitabı tehditle sonlanır:

“Sizdeki her nimet Allah’tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O’na yalvarırsınız. Sonra Allah bu sıkıntıyı sizden kaldırdığı zaman, bir de bakarsınız ki, içinizden bir topluluk, hemen Rablerine ortak koşarlar. Bunu kendilerine verdiğimiz nimete nankörlük etmek için yaparlar. Şimdi eğlenin bakalım! Fakat yakında bileceksiniz.”

Allah’a ortak koşanlar, Biz’in “kendilerine rızık olarak verdiği” şeylerden, “ne olduğunu bilmediklerine/putlara pay ayırırlar” ve bu yüzden de hesaba çekileceklerdir. Onlar kızları Allah’a vermekte, kendileri de hoşlarına gideni almaktadır. Şöyle denir: “Onlardan birine kızı olduğu müjdelendiği zaman, öfkesini yutkunarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, kavminden gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa onu toprağa mı gömsün? Ne kötü hüküm veriyorlar!”

En yüce sıfatlar Allah’ındır, ahirete iman etmeyenler için ise kötü sıfatlar vardır. Şöyle denir: “Eğer, Allah insanları haksızlık yapmalarından ötürü/zulümleri yüzünden hesaba çekseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmazdı. Fakat, onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiği zaman ne bir an geciktirebilirler ne de öne alabilirler.” Allah’a ortak koşanlar/müşrikler, hoşlanmadıkları şeyleri “Allah’a mâl ederler. En güzel şeylerin kendilerinin olduğunu dilleriyle yalan yere söylerler. Şüphesiz, onlara ateş vardır ve doğrusu ivedilikle götürülürler.”

Muhammed peygambere hitap eden Biz, kendisinden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdiklerini belirtir. Ancak şeytan o ümmetlerin yaptıklarını kendilerine hoş göstermiştir. Bugün de o şeytan kâfirlerin dostudur ve de onlar için “acıklı bir azap” vardır. Biz’in Muhammed peygambere Kitabı indirmesi, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaması ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olması içindir.

Semavi kabul edilen üç dinin başta yerel olduğu bilinmektedir. Tevrat bağlıları için tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari şu yorumu getirmiştir: “Yahudilik, kendi çıkarları ve önyargıları olduğuna inandığı evrenin üstün gücünün sadece küçük Yahudi ulusu ve önemsiz İsrail toprağıyla ilgilendiğini iddia ediyordu. Dolayısıyla diğer milletlere sunacağı bir şey olmayan Yahudilik, tebliğci bir din olmadı. Bu aşama ‘yerel tektanrıcılık’ olarak adlandırılabilir.”* Harari aynı eserinde, “kırılma noktasının Hristiyanlıkla birlikte” geldiğini ve bu inancın, “Nasıralı İsa’nın uzun süredir beklenen Mesih olduğunu öne süren küçük bir Yahudi cemaati olarak” doğduğunu belirtir. Misyonerlik çalışmaları ile de Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun resmî dini olarak kabul edilir (M.S. 380) ve Avrupa’da yayılmaya başlar. 7. yüzyılda Arap Yarımadası’nda görülen ve küçük bir cemaat olarak doğan İslam da 7-8. yüzyıllarda süren Arap fetihleriyle Atlantik Okyanusu’ndan Orta Asya’ya, Hindistan’a kadar uzanır. Dinlerin yayılmasında büyük rol oynayan kılıç-sömürgecilik-misyonerlik üçlüsünü de hatırlatarak sureden devam edelim…

“Allah gökten su indirir ve onunla ölümünden sonra yeri diriltir,” dendikten sonra Biz, Arap toplumuna hitap eder:

“Gerçekten süt veren hayvanlarda da size bir ibret vardır. Size işkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen, içenlere içimi kolay halis bir süt içirmekteyiz. Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden da hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz.” Rab, bal arısına da vahyetmiş ve “dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin kolay kıldığı yollara gir,” demiştir. Ayet şöyle tamamlanır: “Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır.” Bu anlatımlar arasında: “Şüphesiz ki bunda aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.” ifadesi tekrarlanır.

Allah’ın insan yaşamındaki rolü hatırlatılır ve konu müşriklerin durumuna bağlanır. Allah, yaratır, öldürür, “kimileri de bilirken bilmez olacakları ömrün en güçsüz durumuna ulaştırılır.” Rızık kimine kiminden daha çok verilmiştir ve şöyle devam edilir:

“Çok verilenler, antlaşma yaptıklarına rızıklarını vermezler. Halbuki rızıkta onların hepsi eşittir. Allah’ın nimetini bilerek mi inkâr ediyorlar? Allah size kendinizden eşler var etmiştir. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Temiz hoş şeylerden size rızık verir.” Ardından sorulur: “Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar ve Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? Allah yerine, göklerden ve yerden kendilerine rızık veremeyen ve veremeyecek olan şeylere mi tapıyorlar?”

Sonra gelen iki ayet tefsirlerde; Allah ile putların ya da müminlerle kâfirlerin karşılaştırılmasıdır şeklinde yorumlanmaya çalışılmış olsa da düz okuma yapan bir kişi için ifadeler insan haklarını yaralayacak şekildedir ve Biz kavramının da zenginden yana olduğunu düşündürtmektedir. Çalışmamızın amacını hatırlatalım: Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor? Ve yorumu okuyucuya bırakarak ayetleri verelim:

“Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı bir köle ile kendisine katımızdan verdiğimiz geniş bir servete nail olarak gizlice ve açıkça veren kimseyi örnek veriyor. Bunlar hiç eşit olur mu? Övgü Allah’adır. Ancak, çoğu bilmez. Allah iki adamı örnek veriyor. Hiçbir şeye gücü yetmeyen, efendisine yük olan, bir yere gönderse bir iyilik getiremeyen dilsiz biri ile doğru yolda olarak adaletle buyuran kimse bir olur mu?” Devamında Kıyamet’e değinilir. “Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir.” Ardından şu ifadeler verilir: “Allah sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve gönüller verdi. Göğün boşluğunda Allah’ın emrine boyun eğdirilerek uçuşan kuşlara bakmadılar mı?” Anlatım Arap toplumunun yaşam tarzı ile sürer:

“Allah size evlerinizden bir huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek yolculuğunuzda ve gerekse konaklama zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız hafif evler (çadırlar vs.) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (giyinecek, kuşanacak, serilecek ve döşenecek) bir eşya ve ticaret malı yaptı. Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler/zırhlar yarattı. Esenlik kazanasınız/teslimiyetle itaat edesiniz diye size olan nimetini böyle tamamlıyor.”

Bütün bunlara yüz çevirirlerse, Muhammed peygambere düşen “sadece açık bir şekilde tebliğ” dir. Şöyle denir: “Hem Allah’ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfir kimselerdir/nankördür.”

Nahl suresi anlatımı sürecektir.

Canan Murtezaoğlu

 

 

*Harari; Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Kolektif Kitap, Ağustos 2022, s. 220

 

 


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir