Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Dinsel

“Rabbiniz ne indirdi” (1)


Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?

Kehf suresinin içeriğine göre; yapılan iyiliklerin geçerli olması için kişinin Rabbin ayetlerini ve O’nun huzuruna çıkacağını inkâr etmemesi gerektiğini belirtmiş, insan, nasılsa kabul görmeyecek diye iyilik yapmayı mı bırakmalıdır, diye sormuştuk. Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın elli birincisindeyiz. İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmış yedinci sure “Nahl” dir. (Bal Arısı)

Sure Allah anlatımıyla başlar. Allah’ın emri gelmiştir ancak acele istenmemelidir. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir.” O, emrinden olan ruh ve melekleri kullarından dilediği peygamberlere” indirir ve şu gerçeğin insanlara bildirilmesini ister: “Benden başka hiçbir ilah yoktur. Ancak benden korkun/bana saygılı olun.” Allah gökleri ve yeri hikmetle/gerçeğe göre, insanı da bir meniden/oğulcuktan yaratmıştır. Öyleyken insan, “Rabbine karşı apaçık bir düşman/hasım” kesilmiştir.

Konu hayvanlara gelir ve Arap kavmine günlük yaşantısından örnekler verilerek Allah’ın ne kadar acıyan ve şefkatli olduğu vurgulanır. Şöyle denir: O, davarları/hayvanları da sizin için yaratmıştır. Onlarda sizi sıcak tutacak ve daha birçok faydalı şeyler vardır. Onlardan kimini de yersiniz. Akşamleyin getirirken de sabahleyin salıverirken de onlarda sizin için bir güzellik vardır. Ve kendi kendinize zor varacağınız yerlere ağırlıklarınızı taşırlar. Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve süs için yarattı. Bilmediğiniz nice şeyler yaratmaktadır.”

Elmalılı, tefsirinde şöyle bir yorum yapar: “Biz, şimendiferler, otomobiller, tayyareler gibi türlü binitler gördük. Kim bilir bundan böyle de Allah tealâ bizim bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz daha neler yaratmış ve yaratacaktır.” Elmalılı’nın, insan elinin ürünü taşıtları Allah’ın yaratması olarak sunması belki yüzyıl öncenin bir zorunluluğu idi. Günümüzde de birçok yorumcu Kur’an’ı korumak (!) adı altında gerçekleri, ifadeleri tevil ediyor, her şeyi Kur’an’a uydurma, güzel gösterme çabası içine giriyor. Görünen o ki değişen pek bir şey yok. Bu çabanın asıl nedeni kişinin, zedeleneceğini düşündüğü imanını koruması mıdır, diye sorabiliriz.

Sure şu kalıp ifadenin tekrarı ile devam eder: Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.”

Allah’ın neden dilemediğini bilmek mümkün değildir. Bu durumda hesap neden vardır?

Konu bitkilere geçer ve yine Arap kavminin yaşantısı ile ilgili olarak şöyle denir:

“Sizin için gökten su indiren O’dur. İçecek su ondandır; hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o su ile yetişir. Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler/bağlar ve her çeşit meyveleri bitirir.”

Arap kavmine hitap “siz” zamiri ile sürer, daha önceki anlatımlar tekrarlanır ve aklını kullananlar için bunlarda ibretler olduğu belirtilir: “Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı sizin için boyunduruk altına almıştır. Yıldızlar onun buyruğuna boyun eğmektedir. Yeryüzünde rengârenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Taze et yemeniz, takındığınız süsleri elde etmeniz ve Allah’ın bolluğundan faydalanmanız için gemilerin yara yara gittiğini gördüğün denize boyun eğdiren de O’dur. Sizi sallar diye yeryüzüne oynamaz dağlar, ırmaklar ve doğru yolda olasınız diye yollar, işaretler yerleştirdi. Onlar yıldızlarla da yol bulurlar.”

Ardından Kur’an’ın tekrarlanan sorularından biri gelir: “Yaratan, yaratamayana hiç benzer mi? Anlamaz mısınız?” Allah ile putların karşılaştırılması sürer. Hitap yine “siz” zamiri ile Arap kavminedir. Allah’ın nimetlerini teker teker saymaya kalkışsalar, sayamazlar. Allah, gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Allah’tan başka yalvarılanlar/tapılanlar ise “hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar, kendileri yaratılmışlardır. Onlar (putlar) hep ölüdürler, diri değildirler ve insanların öldükten sonra ne zaman dirileceklerini de bilmezler.” Tanrı tek bir tanrıdır. Ahirete inanmayanlar bunu inkâr etmekte ve büyüklük taslamaktadırlar. Yukarıdaki cümle tekrar edilir: “Şüphesiz, Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Doğrusu, O, büyüklük taslayanları sevmez.”

İnkâr edenlere “Rabbiniz ne indirdi,” diye sorulduğunda, “öncekilerin masalları/efsaneleri,” derler. Ardından şu ifade gelir: “Kıyamet günü, kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri günah ne kötüdür!” Bu ayet daha önceki bazı ayetlerle çelişir durumdadır. O ayetleri hatırlatalım ve yorumu okuyucuya bırakalım.

“Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun.” (Fatır, 18) “Ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.” (Necm, 38) “… Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez…” (İsra, 15) “… Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. … Ve sorumlu olan başkasının sorumluluğunu çekmez/Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü çekmez.” (En’am, 164) “De ki: ‘Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız.” (Sebe, 25) “… Hiçbir günahkâr da diğerinin günahını çekecek değildir. Sonra dönüşünüz, Rabbinizedir. …” (Zümer, 7)

Sure, cehennemliklerin durumu ile sürer. Arap toplumuna hitapla; onlardan öncekilerin de tuzak kurduğu, ancak azabın onlara fark edemedikleri bir yerden geldiği, Kıyamet günü Allah’ın onları rezil edeceği ve “hani uğrunda müminlere karşı düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede,” diye sesleneceği belirtilir. “Kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: ‘Doğrusu, bugün rezillik ve iğrençlik inkârcılaradır.” Onlar, meleklerin canlarını aldığı kimselerdir ve teslim olurken, “biz hiçbir kötülük yapmıyorduk,” derler. Ancak Allah, ne maksatla yapmakta olduklarını bilmektedir. Onlara, içinde temelli kalacakları cehennemin kapılarından girmeleri söylenir ve “büyüklenenlerin durağı ne kadar kötüdür,” denir.

Cennetlikler ise kötülüklerden sakınanlardır. Onlara, “Rabbiniz ne indirdi,” diye sorulduğunda yanıtları “iyilik” tir. Şöyle denir: “Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Allah’tan korkanların/saygılı olanların yurdu ne güzeldir!” Onların gideceği yer, altlarından ırmaklar akan Aden cennetleridir. “Orada diledikleri vardır. Allah böylece, saygılı olanları/takva sahiplerini ödüllendirir.” Melekler onların canlarını alırken; “size esenlik/selam olsun! Yapmış olduğunuza karşılık cennete girin,” derler.

Burada Aden cennetleriyle ilgili, Tevrat’ın Yaratılış kitabından şu satırları da verelim:

“RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu.” (2: 8) Devamında, ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı olan Aden’den bir ırmak doğduğunu, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrıldığını, bunların da Pişon, Gihon, Dicle ve Fırat olduğunu okursunuz. Devamla şöyle denir: “RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu.” (2: 15) Tevrat’ın Aden cenneti yer altı zenginlikleriyle (özellikle altın) doludur. Tevrat’ta dört ırmakla sınırları çizilmiş olan ve Kur’an’da da sıklıkla adı geçen bu Aden cenneti ya da cennetleri; günümüzde Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu ve İran’ın aşağı Zagros Dağlarını içine alan bir bölümünü kapsamaktadır. Tarih boyunca çatışma ve zulümden hiç kurtulamamış olan bu bölge, bugün de Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı altında bölünmek istenmektedir. Bölmekteki amaç, dünya hayatında da “cennet” in tüm yer altı zenginliklerine sahip olmak mıdır?

Hitap tekrar Arap kavmine döner ve önceki surelerde yer almış olan ifadeler tekrarlanır:

“Onlar, kendilerine ancak meleklerin gelmesini veya Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi. Ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. Bundan dolayı, işledikleri kötülükler başlarına geldi ve alay edip durdukları şeyle kuşatıldılar.”

Tekrar durumu sonraki ayetlerde de sürer:

“Allah dileseydi, O’ndan başka hiçbir şeye biz de atalarımız da tapmazdık ve O’nsuz da hiçbir şeyi haram kılmazdık. … Andolsun, her millete ‘Allah’a tapın/ibadet edin, azgınlardan/putlara tapmaktan kaçının,’ diyen elçi göndermişizdir. Allah içlerinden kimine doğru yolu gösterdi ve kimi de sapkınlığı hak etti.  … Yeryüzünde gezin ve yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bakın. … Sen onların/kâfirlerin doğru yola gelmelerine/hidayete ermelerine özensen de Allah saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur. … Kâfirler, ‘Allah ölen kimseyi diriltmez,’ diye en kuvvetli yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah’ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler. Allah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.”

Nahl suresi anlatımı sürecektir.

Canan Murtezaoğlu


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir