“Seçtiğimiz kimselerdir” (1)
Ülkemizde olan biten her türlü olumsuzluğa, haksızlığa, hukuksuzluğa inat “her şey çok güzel olacak” demeye devam edeceğiz. Şunu da belirtelim: Laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, 19 Mart’ta başlatılan siyasi süreçle 18 Mart şehitlerimiz de dahil tüm şehitlerimiz yok sayılmıştır. Millet iradesine ket vurmaya çalışanlara, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu tekrar hatırlatalım ve “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözüne inancımızı koruyarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda olmaya devam edeceğimizi belirtelim. Şu soruyu da kendimize soralım: Türk milleti olarak nasıl bir Ramazan yaşıyoruz ve hangi bayrama hazırlanacağız?
Fâtır suresini işlediğimiz önceki yazımızı; insanoğlu, “ya Trump’ın dinindensin ya değilsin” tehditi ile karşılaşılırsa, 14 asır öncenin ya da onun da öncesinin inkârcıları ile bir mi tutulacaktır, diye sorarak sonlandırmıştık. Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın yirmi altıncısındayız.
İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre kırk ikinci sure “Meryem” dir. Surede geçen göksel kavramlar; Rab Biz, Ben ve Allah’tır. Elçi Muhammed’den birçok ismi anması istenir. Bunlar; Zekeriya, Yahya, İsa’nın doğumu bağlamında Meryem, İbrahim, Musa, İsmail ve İdris’tir. Musevilik ve Hristiyanlığın özünü ifade eden bu kişilerin Yahudi kavminden olduklarını hatırlatalım.
Arap alfabesinin “Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd” harfleriyle başlayan surenin ilk konusu: “Rabbinin, kulu Zekeriya’ya olan rahmetini anmadır.” şeklinde verilir. Rabbine “gizli seslenişle” seslenen Zekeriya, kendisinden sonra yerine geçeceklerden korkmaktadır; kendisi ve Yakup oğulları için bir mirasçı ister ve şöyle yakarır: “Tarafından bana yerime geçecek birini bağışla!”
Biz, Zekeriya’ya Yahya adlı bir oğlan müjdeler; bu ad, daha önce kimseye verilmemiştir. Zekeriya sorar: “Doğrusu Rabbim! Karım kısır ve ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?” Yanıt veren Ben, şöyle der: “O Bana kolaydır. Sen hiçbir şey değilken seni de daha önce yarattım.” Rab’dan işaret vermesini isteyen ve “senin işaretin, sağlıklı olduğun halde insanlarla üç gece konuşmamandır” yanıtını alan Zekeriya, mabetten (mescit, çardak) çıkar ve kavmine “sabah, akşam tesbihte bulunmalarını işaret eder.” İsmail Hakkı İzmirli bu işaret etmeyi, “yahut yere yazdı çünkü dil ile konuşamadı” şeklinde de açıklar tefsirinde.
Zekeriya kimdir? Kaynaklara göre; “Kitab-ı Mukaddes’te (Eski ve Yeni Ahit) bu adı taşıyan otuz bir kişiden bahsedilmektedir. Bunlardan biri Luka İncilinde, bir Yahudi kâhini diye gösterilen ve Yahya’nın babası olan Zekeriyya’dır ki Kur’an’da da bir Yahudi peygamberi olarak tanıtılmaktadır.” (TDV, İslam Ans.)
Biz Yahya’ya “kitaba kuvvetle sarıl,” demiş ve ona daha çocukken hikmet/bilgelik, bir acıma ve arılık vermiştir. Yahya, “ana babasına iyilik eden/iyi davranan” saygılı biridir, isyankâr ve zorba değildir. Şöyle denir: “Ve doğduğu günde ve öleceği günde ve dirileceği günde ona esenlik olsun.” Anne adı Elizabet (İbranice Elişeba, İslamî kaynaklarda Îşâ/İşbâ) olan Yahya, İsa’nın müjdecisidir.
Ardından Muhammed peygambere “ve kitapta Meryem’i de an,” denir. Meryem, ailesinden ayrılmış, doğu yönünde bir yere çekilmiş, ailesi ile arasına bir perde koymuştur. Biz şöyle der: “Ona elçimizi gönderdik de, ona düzgün bir beşer şeklinde göründü.” Elmalılı elçiyi, melek (Cebrail) olarak vermiştir. Meryem Rahmana sığındığını belirtir. Elçi/melek şöyle der: “Ben ancak, Rabbinin sana gönderdiği bir elçisiyim, sana arı bir oğlan bağışlamak için geldim.” İffetsiz olmadığını, hiçbir insanın kendisine dokunmadığını söyleyen Meryem, “benim nasıl çocuğum/oğlum olabilir,” diye sorar. Elçi/melek, Meryem’in dediklerini onaylar ancak Rabbi şöyle buyurmuştur: “O bana kolaydır. Onu insanlara bir belge/mucize ve Bizden bir acıma/rahmet kılacağız.”
İş kesinleşmiş, Meryem gebe kalmış ve uzak bir yere çekilmiştir. Doğum sancısı gelen Meryem, hurma ağacına dayanmaya çalışır ve “keşke, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim,” der. “Aşağısından ona bir nida” gelir ve “mahzun olma, Rabbin ayağının altından küçük bir çay akıtmıştır, hurma ağacının kütüğünü kendine doğru salla. Ondan sana taze hurma düşer. Ye, iç, gözün aydın olsun,” denir. Bir insanla karşılaşırsa da Meryem’den, “ben Rahmana bir oruç adadım. Onun için bugün hiçbir kimseyle konuşmayacağım,” demesi istenir. Meryem, çocuğu “kucağında taşıyarak” kavmine getirir. Şaşılacak bir şey yaptığını söyleyen kavminin: “Ey Harun’un kız kardeşi! Baban kötü bir kişi değildi. Annen de iffetsiz değildi.” ifadeleri üzerine Meryem, çocuğu gösterir. Kavmi, “biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz,” diye sorar. Bunun üzerine çocuk konuşur: “Doğrusu, Ben Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Ve nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı ve sağ oldukça bana yakarmayı/namazı ve arınmayı/zekâtı emretti. Anneme iyi davranmamı, öğütledi. Beni yüzsüz bir zorba kılmadı. Ve doğduğum günde ve öleceğim günde ve dirileceğim günde bana esenlik olsun.” Bazılarına göre Meryem, Harun’un kız veya erkek kardeşinin soyundan, bazılarına göre de doğrudan Harun’un soyundandır. (Beyzavî)
Ardından şöyle denir: “İşte, tartıştıkları Meryem oğlu İsa konusunda gerçek söz budur. Çocuk edinmek Allah’a yaraşmaz. O arıdır. Bir işe hükmederse, ona sadece ‘ol’ der, o da oluverir.” Kanonik (genel olarak kabul edilen ya da otoritelerce doğrulanmış) İncillerde ise Meryem ile Melek arasındaki “söz” farklıdır: “Melek ona şöyle yanıt verdi: ‘Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek.” (Luka; 1: 35)
Kur’an’dan devam edelim… Anlaşmazlığa düşenlerin, büyük günü görmeyi inkâr edenlerin “o gün apaçık bir şaşkınlık içinde” olacakları belirtilir ve elçi Muhammed’den onları uyarması, ardından da İbrahim’i anması istenir. “O dosdoğru (sıddık, özü-sözü doğru) bir peygamberdir.” cümlesiyle tanıtılan İbrahim, babasını sorgular: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?” Kendisine bir ilim geldiğini söyleyen İbrahim, babasını, “şeytana tapma. Doğrusu, şeytan Rahmana baş kaldırmıştır,” diyerek uyarır. Babasının yanıtı: “Ey İbrahim! Sen mi benim tanrılarımı beğenmiyorsun? Bundan vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım, (sövüp sayarım) bir süre benden ayrıl,” demek olur. Bunun üzerine babasına esenlik ve Rabbinden onun için bağışlanma dileyen İbrahim, Rabbin, kendisine karşı lütufkâr olduğunu belirtir ve onları Allah’tan başka taptıklarıyla bırakıp çekileceğini söyler. Biz şöyle der: “Böylece onları Allah’tan başka taptıklarıyla baş başa bırakıp çekilince, ona İshak ve Yakup’u (İshak’ın oğlu) bahşettik ve her birini peygamber yaptık. Ve onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Her birinin, üstün doğrulukla anılmalarını sağladık. / Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.”
İbrahim kimdir? Tevrat’a göre İbrahim, (Avram) Terah’ın oğludur. Avram çok zengindir; “sürüleri, altınları, gümüşleri” vardır. (Yaratılış, 13: 2) Avram’la çok yakın olan RAB ona; “ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git,” der. (Yaratılış, 12: 1) Sözlerine, “Seni kutsayanları kutsayacak, Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak.” (Yaratılış, 12: 3) cümleleriyle devam eden RAB, şunu da söyler: “Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım.” (Yaratılış.17: 5) Bilindiği gibi, günümüzde de İbrahim peygamber üç büyük dinin ortak atası kabul edilmektedir. Tevrat’ın “birçok ulusun babası” sözü hayata geçirilmiştir!
Ardından, elçi Muhammed’den Kitap’ta Musa’yı anması istenir; çünkü o ihlaslı ve gönderilmiş bir peygamberdir. Biz ona Tur’un sağ yanından seslenmiş, özel bir konuşma için onu yaklaştırmış, kardeşi Harun’u da bir peygamber olarak ona bağışlamıştır. Musa, Harun ve kızkardeşleri Miryam, Levi oğlu Kehat’ın oğlu Amram’ın çocuklarıdır. (1. Tarihler, 6: 1-3)
Anılması istenen diğer bir isim İsmail’dir. O da sözünde doğru biridir ve elçi bir peygamberdir. “Ailesine ve çevresine, yakarmayı/ namaz kılmayı ve zekât vermeyi” emreden İsmail, “Rabbinin katında hoşnutluğa ermiştir.” İsmail, İbrahim’in oğludur ve İslam kaynaklarına göre Muhammed peygamberin dedesidir. (Hâzin, Medarik) Tevrat’taki İsmail anlatımına kısaca değinelim: “Karısı Saray Avram’a çocuk verememişti. Saray’ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avram’a, ‘RAB çocuk sahibi olmamı engelledi’ dedi, Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.’ Avram Saray’ın sözünü dinledi.” (Yaratılış, 16: 1-2) Hamile kalan Hacer, hanımını küçük görmeye başlar. Çölde bir pınar başında iken onu gören ve “nereden gelip nereye gidiyorsun,” diye soran RAB’bin meleğini de “Hanımım Saray’dan kaçıyorum” şeklinde yanıtlar. Bunun üzerine RAB şunları söyler: “Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti.” (Yaratılış, 16: 10-11; İsmail, Tanrı işitir anlamına gelmektedir.)
İbrahim’e görünen RAB Saray’ın (Sara) ilerlemiş yaşına rağmen bir çocuğu olacağını söyler; İbrahim, doğan çocuğuna İshak adını verir. Bir zaman sonra Sara, İbrahim’den cariye ile oğlunu kovmasını ister; “bu cariyenin oğlu, oğlum İshak’ın mirasına ortak olmasın,” der. (Yaratılış, 21: 10) İbrahim çok üzülür çünkü İsmail de öz oğludur. “Ancak Tanrı İbrahim’e, ‘oğlunla cariyen için üzülme’ dedi, ‘Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak’la sürecektir. Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.” (Yaratılış, 21: 12-13)
Şu yorumu yapabiliriz: İbrahim’in eşi Saray ile cariyesi Hacer arasındaki çekişme bugün savaş, toprak istilası olarak hâlâ sürmekte ve görünen o ki RAB, tercihini ilk günkü gibi “eş” ten yana sürdürmektedir.
Devam edecek…
Canan Murtezaoğlu