Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Kalem Kardeşliği

Kara Çarşamba


Türkiye Cumhuriyeti tarihinde doğrudan “Kara” ismiyle anılan ilk ekonomik kriz,  14 Nisan 2000’de yaşanan “Kara Cuma” dır. Apple, Microsoft, Amazon ve Google gibi dünya teknoloji şirketlerinin aşırı yükselişlerinin sonucunda balonun (dot-com balonu) patlamasıyla yaşandı. Amerika’nın en aktif hisse alım satım borsası Nasdaq çöktü. Türkiye’de de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) bir günde %8,2 değer kaybetti.

İkinci ve en büyük “Kara” ekonomi, 21 Şubat 2001’de yaşanan “Kara Çarşamba” krizidir.

19 Şubat 2001’de Millî Güvenlik Kurulu (MGK)  toplanır. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında o meşhur “Anayasa kitapçığını fırlatma” olayı yaşanır. Ardından gecelik faizler %7500’e fırlar; İMKB bir günde %18,1 değer kaybeder. Cumhuriyet tarihinin en büyük borsa kırılmasıdır. Zaten bıçak sırtında duran Türkiye ekonomisi tamamen dibe vurur. Arka arkaya meydana gelen iflaslar nedeniyle çok sayıda işyeri kapanır, binlerce çalışan işsiz kalır. Piyasalar durgunlaşır. 

Sonuç olarak ABD’den ithal edilen Kemal Derviş ile IMF’nin “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programı uygulamaya konulur. (Sonuç ortada…)

5 Ağustos 2024’te yaşanan “Kara Pazartesi” yine küresel çapta yaşanan Japonya merkezli bir krizdir. Tabi bizim Borsa İstanbul (BIST) çakılır ve güne %6,72 düşüşle başlar. Gün içinde iki kez devre kesici uygulanır.

Ve gelelim günümüze…

Ekonomideki son “Kara” günümüz, 16 Eylül 2026’da fon piyasasında yaşanan kriz oldu. Adına  “Kara Çarşamba” denilen bu günde neler yaşandı görelim.

16 Eylül günü Borsa güne düşüşle başladı. Gün içinde düşüş %6’ya yaklaştı. Finans piyasalarından kaçış başladı. Altın yükselişe geçti. Ortalık yangın yerine dönerken anlı şanlı haber kanallarında gıda piyasasına yapılan büyük operasyon haberleri dönüyordu. Halkın gündemi bir anda buna kilitlendi: “Acaba ucuza sebze, meyve yiyecek miyiz?”

O esnada bizler cambaza baktırılırken birileri piyasaları allak bullak ediyordu. Saat 16:04 civarında devre kesici uygulandı. Borsa Kara Çarşamba’yı -%5,75 kayıpla kapattı. Biz, neler oluyor demeye kalmadan Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 7 portföy yönetim şirketinin Türkiye Elektronik Fon Alım satım Platformu’nda (TEFAS) işlem gören tüm yatırım fonlarını alım ve satıma kapattığını, ayrıca belirlenen 131 yatırım fonunun tasfiye edilmesine karar verildiğini öğrendik.   

Neyse ki bu krizin, gıda şirketlerine yapılan operasyon haberleriyle perdelenemeyecek kadar büyük olduğu anlaşıldı ve konu ekonomi manşetlerine taşındı. Yaşanan fon krizi, binlerce küçük yatırımcının varını yoğunu kaybetmesi demekti. Çünkü fon paylarındaki fiyatların gerçek değeri yansıtmadığı yönünde çok sayıda iddia vardı; yani basitçe söyleyecek olursak, ortada “şişirilmiş bir balon” duruyordu.

Ekonomistlerin verdiği örneklere göre de özetleyecek olursak durum şuydu:

1 lira değeri olan bir kalem, paravan şirketler aracılığıyla defalarca alınıp satılarak 10 liraya yükseltilmişti ve aradaki 9 lira sanaldı. Yani küçük yatırımcıya ödenecek para 1 lira üzerinden ve payı oranında ödenecekti. Ayrıca fon şirketlerinin borçları alacaklarından düşülecek ve kalan tutar üzerinden -tabii o da kalırsa- payı oranında bölüştürülecekti. Sonuç olarak küçük yatırımcı 1 lira bile alamayabilirdi.

Bir önemli bilgi; banka mevduatlarında devreye giren devlet güvencesi (TMSF) yatırım fonlarında yoktur.

Katılımevim ve Birevim gibi tasarruf finansman şirketlerine para yatıranların alacakları Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. (Emlak Katılım) güvencesine alınacakmış, peki; TEFAS üzerinden işlem yapan Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy firmalarından fon alan vatandaşa kim güvence verecek?

SPK, aralarında Tera, A1 Capital ve Atlas’ın da bulunduğu 7 portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu 131 yatırım fonunun tasfiyesinin, İş Bankası ve Ziraat Bankası saklamasında yürütüleceğini açıkladı. Ne yazık ki yatırım yapan vatandaş, bankadaki yatırım hesaplarına baktığında daha şimdiden kazandığı getirinin uçtuğunu, anaparasından da ciddi eksilmeler olduğunu görüyor.

Fon şirketlerindeki küçük yatırımcı sayısının kimilerine göre 350 bin, kimilerine göre ise 500 bin civarında olduğu iddia ediliyor. Bu insanların yatırımları ne olacak? Büyük yatırımcı geçen zamanda zaten voleyi vurmuştur. Bir kaybı olsa da kârdan kaybeder ama o zavallı insanlar ne yapacak?

Bu enflasyonist ortamda, bankaların sunduğu düşük mevduat faizleriyle birikimlerinin erimesine seyirci kalmak istemeyen vatandaş; hem parasının değerini korumak hem de üç kuruş daha fazla getiri elde edebilmek umuduyla arkasında SPK denetimi olduğunu düşündüğü bu firmalara güvenmiş, varını yoğunu buraya yatırmış. Şimdi sormak gerekiyor: Bu insanların göz göre göre uğratıldığı zararı kim, nasıl karşılayacak?

Çarşamba gününden bu yana ekonomistler; “sanal şişkinlik 2025’ten beri gündemdeydi; bizler çok uyardık ama kimse dinlemedi. Yetkililer de olayın farkındaydı. Bir yıldır neden müdahale edilmedi,” diye soruyor.

Sahi neden müdahale etmediler? Neyi beklediler? Birilerinin biraz daha küpünü doldurmasını mı?

Bu 7 şirketteki fonlar Bakan’ın dediği gibi “sorunlu” ise bu soruna neden zamanında çözüm bulunmadı da küçük yatırımcı bu şirketlere kurban edildi?

Ekonomist İbrahim Kahveci, “fon şirketlerinin tamamı AKP çocuğu,” derken aklımızdaki deli sorulara cevap mı vermiş oluyor?

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptığı açıklamada “sistemik risk yok,” diyerek piyasaları rahatlatmaya çalışsa da ekonomik depremin etkilerini gelecek günlerde Türkiye, özellikle de dar gelirli vatandaş yoğun bir şekilde hissedecek gibi görünüyor.

Fon şirketlerinde mağdur olan küçük yatırımcının zararı devlet tarafından karşılanmalıdır. En azından vatandaşın anaparasının ödenmesi devlet güvencesine alınmalıdır.

Devlet denilen güç bu günler için vardır.

Tülay Hergünlü


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir