İyi ki varsın Cumhuriyet
29 Ekim 1923’te, bir kanlı Doğu-Batı rekabetinin finali, dünya çapında, o günün telsizleri ve matbuatı bugünün medyası ile her yere ulaştı.
Birinci Dünya Savaşı 1918’de bitmiş; Alman, Avusturya ve Osmanlı İmparatorlukları yenilip teslim olmuş ama tek bir yer, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile başlayıp kongreler ve seçimlerle işgal altında Büyük Millet Meclisini kurarak Mustafa Kemal ve arkadaşları ile “ya istiklal ya ölüm” diyerek teslim olmamıştır.
Süreç sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Lozan’la dünyaya akredite olmuş, bağımsız ve seküler hukuk anlayışı ile bin yıldır süren Haçlı çekişmelerine tarafların varlığına ve sınırlarına saygı üzerine anlaşarak bir dünya devrimi başlatmıştır.
Bu devrimler nedir?
İlk defa İslam hukukunun geçerli olduğu topraklarda laik ve medeniyetin ulaştığı eşitlikçi hukuk düzeni ile bir yeni yaşam biçimi, güncele yerleşmeye başlamıştır.
Yine ilk defa, İslam’ın ümmet anlayışından çıkarak bir millî devlet oluşmuş olur ve halkın ismi ile anılır: Türkiye!
Ve uzun yıllar emperyalizmin baskısı ile yarım insan kabul edilenler, Gandhi dahil, bir Mustafa Kemal mucizesi değil, akıl ve iradenin insana saygı yaklaşımı ile oluşan birlikteliğin gücünü görürler.
Bu kurtuluş ve kuruluş dönemi, insani ve maddi kalkınma dönemini ve toplumsal kucaklaşmanın empatisini de beraberinde getirir.
Süreç o kadar hızlıdır ki tebaa olarak doğanlar eşit vatandaş ve kısa sürede yönetime katılmanın simgesi sandığın hem neferi hem eseri olurlar.
1923-1950 arası hem kalkınma hem de II. Dünya Savaşı’nı, tam ortasında olmasına karşın tek kayıp vermeden 1950’de sandıkta ikinci bir devrimle sonlandırılır.
Amaca ulaşılmıştır, muasır medeniyetlerin yüzyıllardır kanla ulaştıkları demokrasi, 25 yıl önce biatla yaşayan insanların çabaları ile tarihsel bir sıçrama yaparak bu topraklarda kök bulmuştur.
Sandık bir yönü ile Pandora’nın da sandığıdır. İçinde insan haklarına saygı ile yaşamak isteyenler olduğu gibi, bir önceki dönemin dinî ve şer’î hukuku ile yaşamaktan nemalanan güçler de vardır.
Bu çekişme, aralarında demokrasiyi çıkarlarına uygun kullanmak isteyen güçlerin müdahalesi ile durgun ve baskı dönemleri yaratır.
Ama cumhuriyetin emanet edildiği ve dirliğini, kimliğini sandıkta bulduğunu anlamış kahir ekseriyet, sabır ve hesaplı dokunuşlarla günümüze kadar sandık bekasının önemini taşımışlardır.
Demokrasi zor ama yaşanması gereken, vazgeçilmez bir hak arama yaşam modelidir.
Laiklik, egemen bazı çevrelerin çarpıttığı gibi dinsizlik değil tam aksine inançlara saygı ile dini koruyan bir hukuksal anlayıştır.
Demokrasinin en önemli yönü eksik gördüğünüz ve size yaşam sıkıntısı veren maddi manevi durumları ifade özgürlüğü ve bunu isteme ortamıdır.
Günümüz, 103 yıllık birikimin iç ve dış etkenlere karşı hem dayanıklılığını hem de çözümünü vermektedir.
Dünya kaynarken, roketler uçup TV ekranının yarısında yıkımı görüp üzülürken, diğer yarısında cumhuriyetin sokaklarında, bir otobüsün üstünde gece geç saatlerde neşe ve hırs ile çözüme haykırılmasını görüyoruz.
Cumhuriyetin başarısı budur, demokrasi ve insanca yaşayabilmenin genleri insanımıza yerleşmiştir.
İkinci yüzyıla zor geldin ama hoş gideceksin Türkiyem!
Sevgi ile kalın…
Cenap Murtezaoğlu
