Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Kalem Kardeşliği

Borç köleliği


Şirketlerde, ücretle çalışanların çok önemli bir bölümünün üzerinde kredi kartı borcu yükünün olduğu, işten çıkarılan ücretlilerin ağızlarından dökülen, “kredi kartı borcum var” ben şimdi ne yapacağım serzenişlerine şahit olduğum durumlar, zorunlu borçlanmaların yarattığı baskıların küçük bir göstergesidir.

Tarihi olarak baktığımızda, halkın önemli bir kısmının üzerinde oluşan borçların başladığı durumlar, bazı ayrıcalıklı sınıfların doğmasından itibaren, eşitsizliklerin arttığı ve hâlâ devam ettiği geçmiş yüzyıllardan gelmektedir. Son günlerdeki gelişmeler, ayrıcalıklı olan ve her geçen gün ayrıcalıkları artan yönetim-baskı sınıflarının, hak arama konusunda, ellerindeki bütün imkânlarla, uyguladıkları baskılarını daha da artırmaya devam görüntüleri, günümüz için bir göstergedir.

Böylesi bir durumun varlığı, toplumun önemli bir kısmının, sanki bilinçli bir şekilde borçlandırılarak, günümüzün şartlarıyla geçmiş yüzyılların şartları kısmen de olsa eşitleniyor bence. Kaynakların eşit dağıtılmaması, GSMH’nın bölüşümün adaletli yapılmaması sonucu, fakirleşen halkın borç yükü daha da artarak, hak aramanın ekonomik baskı altında sanki göz ardı edilebilmesi amaçlanmaktadır. Neticede fakirleşme-borç yükü baskısı ile fakirleşmeye verilen tepkiler sonucu meydana gelen eylemler, paradoksa dönüşmüş durumdadır.

Günümüz bilgi ve iletişim çağında, geçmiş yüzyıllardaki gibi hak aramanın daha kısıtlı olduğu dönemlere göre, artan oranda eyleme dönüşmesi, baskı yönetimlerinin karanlık çağlardan bir tık daha sonraki çağlara ait zihniyetlerini değiştirip, ülkelerin daha da geriye gitmelerini önlemeleri gerekir.  Tarihi anlamda, çok detaya girilmeden, günümüzdeki eşitsizliklerin benzerliğine kısaca bakalım.

Kazanç yoksa birlik var: M.Ö. 12. yüzyıldan 9. yüzyıla kadar olan dönem karanlık dönem olarak adlandırılıyor. Karanlık çağlarda ekonomide ciddi gerilemeler olduğu için temel ekonomisi tarım ekonomisine bağlı olan kabilelerde, topraklar,  topluluğun ortak malı olarak kabul edilmiş, topraklar, topluluk üyelerine, şöyle ya da böyle eşit bir biçimde paylaştırılmış -yani kazancın olmadığı yerde birlik ve beraberlik doğmuş olup, toplulukların kültleri ve kültürleri değişmeden, birbirlerine bağlılık ve eşitlikçi kurallara göre yaşamı devam ettirebilmişler.

Kazanç varsa ayrıcalıklı sınıf ortaya çıkar:  M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllar arasında Yunanistan’da şehir devleti olarak doğan Polis’ten sonraki yüzyıldan itibaren, ticaretin ve para ekonomisinin canlanmaya başlamasıyla, bu küçük topluluklarda şefler ve benzeri ayrıcalıklı roller üstlenmiş olan bazı kişilikler, kendilerini aristokratik, soylu sınıflar olarak örgütlemeye ve toprakları yavaş yavaş kişisel mülkleri haline getirmeyi başarmışlar. İşte topluluk içindeki farklı konumlarını, soy bağlarına ve büyük toprak sahipliğine dönüştürme “becerisi” gösterebilenler, ekonomik güçlerini kullanarak, başat rol oynayan bir sınıfa dönüştükleri gelişmelerden itibaren mali-ekonomik sorunların doğduğu döneme girilmiş oluyor.

Asıl sorun; aristokrat sınıfın doğuşuyla birlikte, toplum arasında oluşan eşitsizlik arttıkça, borç köleliğinin başlamış olması. Yani yoksulların, kendilerini ve aile fertlerini borçları karşılığında teminat olarak göstermesi sonucu, o dönemlerde adı konulmuş ama yaşadığımız yüzyılda adı konulmamış olan ve hane halklarının borç yükünün önemli bir kısmını oluşturan kredi kartı borçlarının “borç köleliği” nin devam ettiğinin bir göstergesidir bence. Bizim ülkemizde aristokrat sınıfı oluşmamasına rağmen, aşırı zengin bir sınıfın varlığı, aynı şartlara tekabül etmektedir. Gelişmeleri bilinen bu tarihi aşamaların, siyaset-mekân kavramlarının değişikliğe uğraması dışında, aynı zihniyetle devam ettirilmeye çalışıldığı, çağ dışı yaklaşımların kabul edilmesi mümkün değil, olmaması da gerekir.

Cengiz Hergünlü
SMMM-Bağımsız Denetçi

 

Yararlanılan Kaynak:
Batı’da Siyasal Düşünceler, s. 24-25


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir