Vatandaş Okuması

Bilgi ile büyüyelim, akıl ile yükselelim, beynimizi özgür kılalım!

Kalem Kardeşliği

Cehaletin çaresizliği eşitliğin umutvarlığı


Dünyamızda bugün önemli bir kısırdöngü yaşanmaktadır. Birçok travma yani zarar görme olayı, savaş, çatışma, felaket ve kazalar dördüncü kuvvet medyanın gündem ve gelir kaynağı olmaktan öteye geçememektedir. İlk üç kuvvet olan yasama, yürütme ve yargı ise hak etmeyen, liyakat geliştirebilmek için kendini ve kurumunu geliştirmeyi başaramayanlarla çevrilmiş şekilde atalet içerisinde can çekişmektedir.

Bürokrasi ve siyasetçiler ile desteklenip karşılıklı yarar sağladıkları yakınları, ne yapıp yapmadıkları ile insanın ve çevrenin nasıl zarar gördüğünün bilincinde değillerdir. Üst düzey konumdakiler bilgi ve para odaklı yaklaşım ile olacakları öngörüyor olmalarına rağmen, acımasız davranmaktadır… Bununla birlikte birçok alt düzey birey, daha deneyimsiz olsa bile, kimse “kendi çevreleri” gündemdeki acıları yaşasın istememektedir.

Hiçbir karar verici yakınlarını korudukları ölçüde toplum akıbetini önemseyememektedir. Bilinç ve cesaret düzeyleri buna engel olmaktadır. Bununla birlikte toplumlarının kaynak ve parası ile irade gücünü, kanunları zorlayarak kullanmaya devam etmektedirler. Kayıt dışı veya hukuksuz kazanç ve kayırmacılık ile çevresine para ve varlık kazandırmada ehil ülkeler âdeta birbirileriyle yarışmaktadır. Ancak, ayrımsız tüm süreçlerde topyekün yasal, bürokratik, siyasî ve toplumsal denetim olmak zorunda ve kaçınılmazdır.

Ukrayna devleti; Rusya savaşı için halkını askere çağrı (celp) sürecinde:

1. Çağrı’da % 40,
2. Çağrı’da % 70,
3. Çağrı’da % 80,
4. Çağrı’da % 90 oranında kaçak yaşamış, yani yapılan çağrılara, askere alınacak Ukrayna vatandaşlarının çoğu gelmemiş bulunmaktadır. (Yüz bin Ukraynalı ailenin ülkemizde yaşadığı ifade edilmektedir.)*

Bir milyonu aşkın insanın yaşamını veya sağlığını verdiği bu zorlama mücadele, akraba iki ülke için karşılıklı olarak kayıp ve acıdan başka bir anlam taşımamaktadır.*

Sonuç olarak, Ukrayna, ordusunun on dokuz ülkeden para ile tuttuğu askerler ve ödeyemeyeceği (önemli kısmı kayıp gözüken) devasa borçlar ile hibe görünümlü kredilerden oluşan bir kuvvetle Rusya ile savaşmakta olup, yeni Trump dönemi ve resmî tavrı sonrası savaşın sonuna gelinmekte olduğu umudu geçici ateşkesle de yeşermiştir. *

Ukrayna’nın “Nazi ideolojisi” ile hareket eden bazı guruplarının Rusça konuşan Ukraynalılara yaptıkları söylenenler ise, savaş sona erip durum saptaması dönemine girildiğinde oldukça önemli sonuçlara gebe olunduğu ile değerlendirilmektedir.*

Avrupa Birliği’nin Rusya devletine âdeta bir “Balkanlaştırma” nefreti ile yaklaşıp savaşı sürdürmek yolunda politika uygulamayı teşvik eden, halen Ukrayna’ya ödeme yaparak iki tarafın maddî ve manevî zararını pekiştiren AB’nin ve Batı’nın bazı yöneticilerinin tavrının önemli bir konjonktürel risk oluşturduğu, uzman ve karar vericiler ile politika yapıcılar tarafından göz önünde bulundurulduğu umulmaktadır.

Rusya Federasyonu ile bin beş yüz kilometrelik sınırı olan Avrupa Birliği, Emekli Tümamiral Sayın Kutluk’un deyimi ile “birlikte yaşamanın temel ilkeleri” ni anımsayarak barışçı bir rotaya dönmeyi değerlendirmek durumundadır. Buna göre:

– Kimse kimsenin içişlerine karışmayacak.
– Kimse kimseyi güvenlik bakımından risk altına sokmayacak.
– Ekonomi geliştirilecek.
– Ticaret geliştirilecek.

Avrupa ve dünya ekonomisinde söz ve etki sahibi Almanya’nın politikasının esaslarını da oluşturan ve Rusya ile savaş öncesi altmış milyar ABD Doları dış ticaretini sağlayan bu ilkeler, tekrar bu ülke ve AB’nin hareket esaslarını oluşturması gereği değerlendirilmektedir.*

Soğuk Savaş döneminde; bugünkü ülke başına gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) % 2 oranında katkı sorumluluğuna kıyasla; NATO’nun %25 oranında giderini “ABD’nin kendi payı” olarak NATO’ya ödeyip, Almanya’nın yüz seksen ABD üssü ve yüz seksen bin askerinin tüm masraflarını karşıladığı ifade edilmektedir. * Dolayısı Almanya bir barış dönemi yatırımcısı olarak, artık kendi politikalarını kıtasal ve uluslararası müttefik ve stratejik ortakları ve paydaşları ile “tartışmak ve örnek olmak” durumunda olmalıdır. Ülke, Avrupa Birliği’nin artık Joseph Biden dönemi ABD’sinin savaş destekleyen politikasının destekçisi olamayacağını kabul etmelidir. Almanya kendi barışçı ulusal politikaları ile coğrafyasında ayrışma yerine denge ve ortaklaşma liderliğini benimseyebileceğini değerlendirmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti, artık Avrupa Birliği’nin tam üyesi olmayı düşünmesi olası olmamakla birlikte, evrensel değerleri ve üye ülkelerinin zengin Avrupa bilimsel ve kültürel ögelerini Anadolu ve Avrasya eğitim ve kültürü ile harmanlamayı değerlendirebilir. Bu meyanda barış temelli olarak ve ekonomik iş birliği ile, kıtalararası adil, güçlü ve demokratik ilişkileri öngörecek bir Avrupa kıtasının ortağı ve destekçisi olmayı ciddiyetle değerlendirecektir. Dünya siyasetinin gidişatı ve değişkenlik baskısı altındaki ülkelerarası tavır ve ilişkiler yoğun, belirsiz bir dönemden geçilmekle birlikte, akılcı idareler önünde sonunda ipleri ele alarak Atatürk’ün 20. yüzyılda öngördüğü bir “yüksek siyaset yörüngesi” ne girecektir. Çünkü bugün yüzler ve binlerle yıllık geçmişin karşılıklı yanlış politikaları;

* yoksulluk ve göçler,
* yapay ve sayısız düşmanlıklar,
* çağdaş ve diğer ülkelerdeki zayıflayan hukuk ve eğitim,
* gerileyen toplumsal yaşam standartları (ölçütleri),
* gerçeklikten kopuk, tabanı olmayan politika üretim gayretleri,
* sevgisizlik,
* doğa bilinci eksikliği,
* bireyler ve kurumlar arasında empati yokluğu olarak toplumlara, kurum ve ilişkilerine yansımış olup, köklü bir gözden geçirim ve ulusal güncellenmeleri zorunlu kılmaktadır. Daha da önemlisi bireysel ve toplumsal temelde, “mağdur olanın yerine kendini koymak” şeklinde empati kurmayı öğreneceğimiz bir;

– eğitim, hukuk ve yaptırım sistemi,
– zorunlu staj,
– mecburi hizmet ve
– mahalle gönüllülüğü, tüm ülke ve göçmen ve sığınmacılar için zorunlu olmak durumundadır. Vatandaşlar eğitim ve adil refah yoksunu kalınca, çocuğunu pamuklara sarıp yaşatmakta veya tam tersi ilgisiz kalabilmekte, aşırı koruyucu, kayıtsız ya da dengesiz tutum ile zarar verebilmektedir. Ülkelerde yüzbinlerce eğitimci ve birçok alandaki uzman işsiz veya zorunlu ya da erken emekli durumdadır. Kamusal inisiyatif; adil ve yasal düzlemde büyük bir mobilizasyon hamlesi ile bireysel ve toplumsal güvenlik, dostluk ve refah sağlayıcı mekanizmalarını geliştirip yaşama geçirmek durumundadır. Bu noktada merkezî kamu planı ile desteklenecek yerel yönetimlere belki de herkesten çok iş düşmektedir.

Ülkemiz dahil birçok coğrafya “değerbilim” diye bir disiplin oluşturup eğitimini de zorunlu kılarak ortaya koymakta geri kalmaktadır. Bunun için de dünyadaki çağdaş gelişmeler takip edilememekte, ahlak (aktöre) çöküntüsü yaşanılıp farkında bile olunmamaktadır. Toplumsal ilişkilerde saygı ve sevgi fakirleştikçe ve de dar bir çevre maddeten zenginleştikçe yazının başında değinilen acıma duygusu ve sağduyu kaybedilmektedir. Dolayısıyla ülkelerde tüm sıfatların “ayrıcalıksal” yönü bir kenara bırakılıp insanlık ve yasalar önünde tüm vatandaşların eşit olduğu yeniden kabul edilerek bu çağdaş uygarlık kültürünü canlandırmak gerekmektedir. Bu eşitlikten de umut yaratarak toplumsal canlanma ve iyileşmeyi sağlamak gerekmektedir.

Özetle; insanlık ailesinin üyeleri olarak, birbirimize karşı yabancılaşarak çıkarcı hareketimiz ölçüsünde, “cehaletin çaresizliği,” adil ve bilinçli bir şekilde içte ve dışta ulusal ve uluslararası toplum üyeleri olarak bilinçle insanı ve doğayı koruyarak yaşadığımız ölçüde, “eşitliğin umutvarlığı” üzerinden kendi kaderimizi, geleceğimizin nasılını şekillendireceğiz.

Esin vermesi dileği, saygı ve sevgilerimizle…

Cengiz Gökdeniz

 

 

Yararlanılan Kaynak:

* “ABD ve Rusya Neleri Müzakere Ediyor?” Emekli Tümamiral Deniz Kutluk ile Söyleşi, Harici YouTube Kanalı
https://www.youtube.com/live/xdwUuxjCD5Q?si=TXxKVSrgaV3PlqUy


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir