Osmanlıca üzerine
Ülkemizde bazen gündeme gelen konulardan biri de Osmanlıca oluyor. Bu konu hakkında lisans eğitimi süresince üç sene Osmanlıca, bir yıl da epigrafi ve nümizmatik eğitimi almış olup yeri ve zamanı geldiğinde hem günlük yaşamda fiziksel çevresini hem de sosyal medya aracılığıyla kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bilgi içerikli yazılar yazan bir birey ve bu satırların yazarı olarak bu denemeyi kaleme alma gereği duydum.
Osmanlıca, Fars alfabesi ile Arapça harekelerin kullanılmasıyla Türkçenin yazımı demektir. Temeli Selçuklular zamanına dayanmaktadır. Selçuklu tarihi boyunca devlet kurumlarındaki resmi yazışmalarda Farsça, medreseler gibi dönemin bilim merkezlerinde Arapça ve halk arasında da Türkçe kullanılmıştır. Beylikler Dönemi’nde bu uygulama devam etmiştir. Osmanlı dönemine gelindiğinde de alfabenin kullanımı devam etmiş; birçok açıdan hem yazılı arşiv oluşturulmuş hem de tarihe not düşülmesi sağlanmıştır.
Resmi yazışmaların, edebi metinlerin ve minyatür gibi görsel öğeler içeren sanat eserlerinin yanı sıra cami, türbe, mezar taşı, medrese, han, kervansaray, bedesten, arasta, hamam, çeşme vb. dinsel, ticari, iktisadi, eğitim, sağlık ve su yapılarının epigrafi bilimine kaynaklık eden kitabeleri, nümizmatik biliminin konusunu içeren madeni ve kağıt paralar ve evkaf defterleri kayıtları başta olmak üzere örneğin Mimar Sinan’ın değerli eserlerinden “Tezkiretü’l Bünyan” (Yapılar Kitabı) ve “Tezkiretü’l Ebniye” (Binalar Kitabı) ile Şemsettin Sami tarafından yazılan ve Türkçeden Türkçeye ilk Türkçe sözlük olma özelliğine sahip olan “Kamus-i Türki” adlı eserler günümüzde Osmanlıca konusunda hâlâ geçerliliğini korumaktadır.
İçerik açısından ise şu durumlar karşımıza çıkmaktadır: Osmanlıca yazılarda kullanılan alfabe Fars alfabesidir çünkü Arapçada p, ç, j harfi yoktur. Sesli harfleri yazmak için kullanılan harekeler ise Arapça olup Farsçada yoktur. Osmanlıcada harekeler arasında esre e ve i, üstün a ve ı, ötre ise o, u, ü ve ö harflerini karşılamaktadır. Yine Osmanlıcada y harfi ı, i, y harflerini; elif ve vav yan yana gelerek o, u, ü ve ö harflerini, üzerinde yatay çizgi olan a harfi a harfini, ayın harfi ise eksiden şapkalı a denilen uzun biçimde söylenen a harfini meydana getirmektedir. Ayrıca kef harfi k ve üzerinde çapraz çizgi varsa g harfini: gayın harfi g ve ğ harfini, kelime sonlarındaki h harfi ise h harfi ile birlikte bazı cümlelerde e harfi olarak okunmaktadır.
Cumhuriyet döneminde de Osmanlıca yazı dili olarak bir süre daha kullanılmaya devam etmiş olup 1 Kasım 1928’de gerçekleşen Harf Devrimi ile birlikte yerini Latin alfabesine bırakmıştır ve günümüzde Türkçenin yazımı bu alfabe ile gerçekleşmektedir.
Osmanlıca ise günümüzde bazı üniversitelerin Türk dili ve edebiyatı, tarih, sanat tarihi, bilgi ve belge yönetimi (kütüphanecilik) ve çağdaş Türk lehçeleri bölümlerinin yanı sıra ilahiyat fakültelerinde de ders olarak okutulmaktadır. Halk eğitim merkezleri başta olmak üzere gerek kamu kurumlarında gerekse özel eğitim kurumlarında da Osmanlıca eğitim verilmektedir. Ayrıca ülkemizde geçmişte Başbakanlık kurumuna bağlı olan Osmanlıca Arşivleri 16 Temmuz 2018’de T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığına devredilmiştir ve arşiv belgeleri internet üzerinden vatandaşlarımızın erişimine açıktır.
Özetle Osmanlıca arşivindeki yazılı belgeler geçmişimizi meydana getirmektedir ve bu belgeler Osmanlıca öğrenmeye ilgi duyan gönüllülerin yanı sıra bu konu üzerine çalışma yapan araştırmacı ve yazarlar gibi akademisyenler tarafından da okunmayı beklemektedir.
Son söz olarak Osmanlıca çalışmaların daha çok yapılıp bu konu üzerine daha fazla makale, bildiri, kitap vs. yayınlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır çünkü bir toplumun geleceğine yön vermesi o toplumun geçmişini tanımasına bağlı olduğu düşüncesi içerisindeyiz.
Sinan Çakan
