Yunus Nadi’nin arabuluculuğu


Ali Rıza Paşa hükümeti beşinci günündedir.* Atatürk şöyle der Nutuk’ta: “Hâlâ anlaşamıyoruz. Memleketin, İstanbul ile olan resmî haberleşme ve ilişkileri hâlâ kopuk. Başbakan Paşa Hazretleri, önerilerimize karşılık vermiyor ve hiçbir vakit vermemiş olduğunu göreceksiniz. Bakanlardan, hiç kimse, bizimle görüşmek istemiyor.”

Ne yazık ki, 2000’li yıllarda da ülke siyaseti benzer bir durumda olacaktır. Hep ifade etmeye çalıştığımız gibi, zihniyet olarak 1923’ün gerisindeyiz.  

Hükümet adına arabuluculuk görevi bu defa da Yunus Nadi’ye verilmiştir.

Mustafa Kemal; Yunus Nadi ile Selanik’te tanışmıştır. Sofya’da ataşemiliter olarak görev yaptığı sıralarda memleket meseleleri üzerine yazdığı yazıları Yunus Nadi’ye göndermiş, o da bu yazıları Tasvir-i Efkâr’da yayınlamıştır. Osmanlı Mebusu ve gazeteci olan Yunus Nadi, Mustafa Kemal’in fotoğrafını İstanbul basınında yayınlanan ilk kişidir. Nadi, İstanbul’un işgali üzerine Anadolu’ya geçmiş ve Anadolu Ajansı’nın kuruluş çalışmalarına katılmıştır.

Yunus Nadi Bey, Savaşişleri Bakanı Cemal Paşa tarafından çağırılır.  Tarih, 6 Ekim 1919… Atatürk şöyle der: “Cemal Paşa,  anlaşıldığına göre, bizi haksız göstermiş ve kendilerinin her şeyi kabule ve uygulamaya hazır bulunduklarını anlatmış ve her durumda anlaşmazlık çıkaran ve bunda direnen tarafın, Temsilci Kurul olduğunu söylemiş.”

Yunus Nadi’nin çektiği telgraftan da, “Cemal Paşa’nın verdiği bilgileri temel ve gerçek saydığı ve durumu ona göre yorumladığı” anlaşılmaktadır.

Atatürk bu duruma açıklık getirir. Nutuk’tan devam edelim: “Savaşişleri Bakanı’nın beni telgraf başına çağırdığını haber verdiler. Dairemizde bulunan makina başına gittim… Yunus Nadi Bey sizinle görüşmek istiyor Efendim, denildikten sonra, Savaşişleri telgrafhanesinde makina başında hazırım dendi. Hazır olan kimdir, dedim. Telgrafçı, Yunus Nadi Bey ve yanında Bakan’ın yaveri Cevat Rifat Bey vardır Efendim. Bakanı mı istediniz, yoksa … açıklamasında bulundu. Kendileri ile şimdi görüşürüz. Yalnız, beni, telgrafa çağırdıkları zaman Bakan istiyor demişlerdi. Çağıran Bakan mıdır, yoksa siz mi?”

Bunun üzerine Yunus Nadi Bey açıklama yapar ve “Bakan’ın izni ve yaveri aracılığı ile Savaşişleri merkezinden sizi aradık. Yanlış anlaşılmıştır, Efendim.” der.

Ayrıntılar konusunda son derece titiz olan Mustafa Kemal Paşa, karşı tarafın duruma açıklık getirmesi üzerine görüşmeyi kabul eder. Yunus Nadi’nin düşüncesi; kurulan hükümetle ulusal örgütler arasında uyumlu bir birlik oluşmasının gecikmesi durumunun iç ve dış açısından iyi olmayacağı yönündedir. Yunus Nadi bazı başlıklar vesilesi ile görüşlerini iletir: Ferit Paşa hükümetindeki bazı kişilerin yeni hükümette de yer almasına kötü gözle bakılmamalıdır. Örneğin Abuk Paşa, Ferit Paşa hükümetinin düşmesinde rol oynamıştır. Rıza Paşa hükûmeti, geçiş devresi hükûmetidir ve ancak mebus seçimleri sonuçlanıncaya kadar devam edebilecektir. Rıza Paşa hükûmeti, ulusun umut ve isteklerinin hepsini iyi karşılamak için çalışmaktadır. Cemal ve Abuk Paşaların hükûmette, ulusal örgütlerin bir delegesi ve güvencesi olduklarında kuşku yoktur. Yunus Nadi Bey’e göre; “Şimdiki bakanlar kurulu üyeleri ile yapılan görüşmelerden, ulusal örgütlerin isteklerinin tamamının yapılıp uygulanmasına kuvvetle karar verilmiş olduğu” anlaşılmaktadır. Cemal Paşa’ya göre, o gün yayınlanacak bildiride hükümetin resmi dili kullanılacağından “göstermelik birkaç kelimeye” önem verilmemelidir. Yeni Başbakan ve hükümet ise, “ulusal örgütler ileri gelenlerinin göstereceği bir heyetle doğrudan doğruya ilişki kurmak” için isteklidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı bir soru ile başlayacaktır:

“Temsilci Kurul tarafından Başbakan Paşa Hazretlerine yapılan temel ve ikinci derecede öneriler ve onun kurulumuza verdiği yanıtı, özellikle bu karşılığın son bölümlerini gördünüz mü?”

Mustafa Kemal Paşa cevabına devam eder. Yunus Nadi, belli ki bu yazıları görmemiş, önerilerinin nitelik ve içtenliği kendisine anlatılmamıştır. Bu nedenle,  esas üzerine görüşmek zor görünse de bazı noktalarda aydınlatılmalıdır.

Atatürk’ün; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” sözü genç kuşaklar için uyarı niteliğindedir. Özellikle İstiklal Harbi ile ilgili belge ve anı yazılarında görülen ve siyasi kaygılar nedeniyle yapılan çarpıtmalar bu sözün değerini kat be kat artırmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa’nın açıklamalarına özetle devam edelim:

– Birlik düzeninin oluşmasındaki gecikmenin nedeni yeni hükûmetin dört günden beri göstermekte olduğu kararsız davranıştır; yeni hükûmet ile bir anlaşmazlık olduğu bile bildirilmemiştir.

– Yeni hükümette görev alan eski bakanlar -namusları hakkında kuşku duyulmasa bile- eski hükümetin canice davranışlarına bilerek veya bilmeyerek katılmışlardır.

– Abuk Paşa’nın hükümetin düşürülmesinde yapmış olduğu rol bilinmemektedir.

Mustafa Kemal Paşa burada şu cümleyi kurar: “Biz, sonuç almayı sağlayan gücü pek iyi biliriz.”

– Yeni hükümet, ulusun kaderini kararlı kılabilmeli, barışı sağlayacak en önemli bir kurul olabilmelidir.

– Tutulacak yolu, “yabancıların dedikodusuna uydurmak güçsüzlüğü” ne kötü bakılmaktadır; iç ve dış durum “bütün açıklığı” ile bilinmektedir.

Mustafa Kemal Paşa şöyle devam eder: “Attığımız adım rastlantı değil, inceden inceye düşünmelere ve sağlam temellere ve tüm ulusun düzenli örgütlerine bağlı gerçek gücüne ve dayancına ve iradesine dayanmaktadır. Millet, egemenliğini bütün anlamı ile bütün dünyaya tanıttırmaya kesin karar vermiştir. Bunun için de, her yerde her türden önlem alınmıştır. Şimdiki hükûmetin ulusal umut ve istekleri iyi karşılayıp sonuçlandırmaya çalışmasını isteriz. Çünkü başka türlü hükûmet edemez.”

Nutuk’taki açıklamaya göre, Cemal Paşa delege değildir ve davranışları nedeniyle de böyle bir duruma yer yoktur. Ancak Yunus Nadi’nin telgrafı, delege gibi sayılması yönündedir; kendisine “oldu-bitti şeklinde bir delegelik” verilir ve bakan olunca da hükûmetle ulusal örgütlerin görüşlerini birleştirileceği düşünülür. Oysa Cemal Paşa böyle bir ilişkiden kaçınmaktadır.

Yeni hükümete yapılan öneriler ve istekler kişisel de değildir, temelsiz de… Bunlar; bütün iller, bağımsız sancaklar ve onlara bağlı yerler, beş kolordu komutanı ve ulusal örgütlere bağlı üst düzey görevlilerin Temsilci Kurulu’na ilettiklerinin özetidir.

Mustafa Kemal Paşa, başta sorduğu soruyu pekiştirir: “Yalnız Başbakan’ın, Temsilci Kurulumuza 4 Ekim’de gönderdiği yanıt telgrafındaki son bölümler dikkat çekici niteliktedir. Eğer meşru ulusal örgütlenmemiz ve bunun yönetiminin başında bulunanları, meşru olmayan ve kanun dışı olarak tanımlanmak düşüncesi sürdürülecek ise, hiçbir anlaşma olanağı bulunamayacağına kuşku yoktur.”

Açıklamalar sürer…

– Hükümetin yayınlayacağı bildiride ulusal harekât hakkında her ne sebeple olursa olsun yerici bir dil kullanıldığında -önemsiz birkaç kelimeden ibaret kalsa bile- derhal her türlü anlaşma olanağı kalkmış sayılacak ve bildiri hiç bir yerden alınmayacaktır.

– Temsil Kurulu, tüm iller ve bağımsız sancaklar adına, ulusun oyu ile seçilmiş temsilcilerden oluşur. Erzurum ve Sivas genel kurulları tarafından seçilmiş meşru ve ulusal bir kuruldur. “Temsil etme yetenek ve gücü de yaptıklarıyla meydandadır. Meb’uslar Meclisi toplanıp etkin olarak denetime başlayacağı güne kadar, Temsilci Kurul’un ulus ve ülkenin kaderi ile ilgilenmesi zorunludur.”

-Ayrı ayrı yönlerde yürümek,  “ülke ve ulus çıkarları açısından sakıncalar” doğuracaktır.

– Bazı kişilere, eskiden olduğu gibi birer birer hükûmetten çıkarılma tarzında, son sistem hükûmet manevraları uygulanmamalıdır.

Tam burada Atatürk bir not düşer: “Efendiler, bu dediğimizin olduğunu göreceksiniz.”

Mustafa Kemal Paşa, sorulara Başbakanlığın doğrudan cevap vermesini ister. Refik Halit Bey telgrafları/bildirileri kontrol etmeye, çalmaya, durdurmaya devam edecekse bu, hükümetin içten olmadığını gösterecektir.

Mustafa Kemal Paşa açıklamaları şöyle sonlandırır: “Hükûmet bu kararsız durumunu birkaç gün daha sürdürecek olursa, milletin gözünde hâlâ oluşamamış olan inan ve güvenin tümüyle yok olmasına neden olacaktır. Her taraftan aldığımız telgraflarda, yeni hükûmetin güvenilir olup olmadığı hakkında sualler sorulmaktadır.”

Yunus Nadi Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın bu açıklamalarından sonra gerçek durumu anlamıştır. Ertesi gün yani 7 Ekim’de Başbakan’dan değil de Cemal Paşa’dan, “şimdiye kadarki haberleşmelerin özeti” başlığı ile bir telgraf gelir.

Hükûmet, ulusal iradenin egemenliğini kabul eder ancak suçluların cezalandırılması kanuna uygun olarak yapılmalıdır. Haksızlığa uğramış olan valilere hakları teslim edilecek, ordunun onur ve düzeni yeniden sağlanacaktır. Devlet’in onuru dışa karşı sağlanacak ve bu Temsilci Kurul’a dayanacaktır. Temsilci Kurul hükümete yardımcı durumda kalmalıdır. Telgraflar serbestçe çekilecek, komutanlar yola çıkacak ve yeni Meb’usların Seçimi Yasası’nın dağıtılıp ilan edilmesi yararlı olacaktır. Yurdu kurtarma amacının gerçekleşmesi için ayrıntılar üzerinde direnilmemelidir.

Mustafa Kemal’in olumlu ve içten yanıtı, millet adına teşekkürle başlar. Suçluların kanun yoluyla cezalandırılmaları konusunda fikir birliği tamdır. Vali ve komutanlarla ilgili düşüncelerin altında yatan kaygı; ulus tarafından görevden uzaklaştırılan bazı vali ve komutanların geçici olsa bile gene aynı göreve getirilmeleri kabul görmeyeceğinden, bu durumun “hükûmet erkine karşı uymamazlık hali olabilir” kaygısıdır. Birleşmiş ve anlaşmış olarak esenlik sağlanmalıdır. Temsilci Kurul’un, “hükûmetin etki ve gücünü kuvvetlendirip arttırması” vatan ve ulusun esenliği için ödevdir. Telgraf haberleşmelerinin  sürdürülmesine izin verilmesi özellikle rica olunur.

Mustafa Kemal Paşa,  hükûmet bildirisinin yayımlanmadan önce gizli olarak bir örneğinin Temsilci Kurul’a gönderilmesini özellikle ister; seçilen kelimeler milleti yanlış anlayışlara sürüklememelidir. Ayrıca, Temsilci Kurul, Padişah’a sunulacak teşekkür yazısını ve millete yapılacak bildiri örneğini de kendilerine sunacaktır. Mustafa Kemal Paşa, tüm arkadaşları adına da selam ve saygılarını sunar.

Ancak, hükümet yayınlayacağı bildiriyi Temsil Kurulu’na göstermek istemez. Bu durum anlaşılınca da millete olan bildiri hükümete danışmadan yayınlanır ve Padişah’ a, ulus adına teşekkür içeren bir telgraf çekilir. Atatürk şöyle der Nutuk’ta:

“Efendiler, 7 Ekim 1919 tarihli olan bildirimiz; milleti, izlediğimiz yolun doğru ve başarıya ulaştırıcı olduğu ve birliği korumakta, bugüne kadar olduğu gibi, devam edilmesi konusunda, fırsattan yararlanarak halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek ve moral yükseltmek amaçlarını içermekte idi.”

Atatürk bu bölümü bitirirken küçük bir not da sunar. Anadolu ve Rumeli Hakları Savunma Derneği, işgal altındaki İzmir’e de doğrudan doğruya bildirimler yapmaktadır. 7 Ekim günü İzmir Valiliği Yüksek Katına ivedi bir telgraf çekilir: Şimdiye kadarki bildirimler alınmış ve gereği yapılmış mıdır? Alınmamış ise önleyen nedenler nelerdir? Cevapların hızla bildirilmesi istenir. İzmir ve İzmir Valisi’nin durumu elbette bilinmektedir. Bildirileri alıp almayacağı belli olmamakla birlikte uygulayamayacağı da doğaldır. Atatürk şöyle der: “Fakat, biz, bütün ülke kaderi ile uğraşan ve yabancıların yurda girmesini tanımayan bir güç odağı bulunduğunu düşmanlarımıza da bildirmekte yarar görüyorduk.”

Her hal ve şartta milletine, vatanına sahip çıkan, bunun yol ve yöntemini de gelecek kuşakları uyararak anlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hem tarih yapan hem de tarih yazandır.

Minnet ve şükranla anıyoruz, her daim anmaya da devam edeceğiz…

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıklayın 

 

*Hemen öncesi için “Safları belli ederek yürümek” başlıklı yazımıza bakılabilir.
SİTE; NUTUK, 5. Dosya, s. 200-249