Unutulmuş Türk inanç tanımı, KUT alma ve günümüz


Biz Türklerin ilk dinsel inancı Göktengri, Göktanrı’dan gelen kayraya, lütfa, inayete dayanır ve buna “Kut alma” denir. Doğuştan gelen ve yaşam boyunca süren “Kut” un değişik türleri vardır.

BOR KUT: Bu bizim cisimlenmiş, maddesel durumumuzdur.
İYE KUT: Bu bizim varlığımızı sürdüren, enerjimizi veren soyut ruhumuzdur.
SAL KUT: Bu da bizim her türlü davranışımızı anlatır, yaşamdaki bütün ilişkilerimizdir.

Türk inancına göre bu üç “Kut” un bileşiminin sonuçları bizim yaşam gücümüzü, davranışlarımızı, modellerimizi etkiler, yönlendirir.

Her insanın Göktengri’den gelen “Kut” yapılanması vardır. Toplumu oluşturan ve farklılıklar gösteren, örneğin kimini yönetici kimini yönetilen yapan bu “Kut” un sonucudur ve toplumda bireylerin birbirine saygı ve iletişiminde bu önemli bir rol oynar. “Kut almış” kişiler Göktanrı tarafından korunurlar.

Özellikle yönetenlerden beklenen koruyuculuk, yaratıcılık, üretkenlik, güçlü kalmak, yönettiklerine mutluluk ve bereket getirmek “Kut alma” ile olur.  “Kut” un kaynağı Göktanrı’dır ve yöneticilere bu inayet edilir, yani bir “emanet” söz konusudur. Bu “kutsanmış” kişi emaneti doğru kullanmak zorundadır yoksa “Kut” geri alınırsa bu kişilerin yaşaması mümkün değildir. Hatalardan dolayı “Kam” (Şaman) bilgeler yardımcı olabilirler. Bu bir danışma yapılanmasıdır.

Bilinen 2500 yıllık Türk tarihinde dinler değişse de “Kut” anlayışı -bazı çizgileri değişse de- hep sürmüş ve sürecektir. Bu, Türk insanının bir formatıdır.

“Kut alma” olgusu, Batıya doğru Türk kavimleri aktıkça İslamiyet’le beraber Sünni ve Alevi oluşumlar halk arasında biçimlendi. Bu daha sonra, Sünnilikte “devlet ebet müebbettir” anlayışı ile Şiilikte ve Alevilikte ise “baba-dede-şah” tanımlamaları olarak toplumlarımızda kabul gördü.

Türk tarihi başarılı/başarısız, genelde uzun süre sabit ikameti olmayan bir tablo gösterir. Türk tarihinde yöneticilerin “Kut” gücü ile üretken, güçlü, bilgelik dolu ve de güvenilir olma nitelikleri nice devletleri kurmuş aksi durumda ise “Kut” gücü kayıpları da toplumsal felaketlere yol açmıştır.

Tarih üzerindeki çalışmalarımda, “Kut” gücünü en iyi yansıtan ve de sonuçlarından Türk kavimleri için saygın sonuçlar çıkartan üç insanımızı saptayabildim, tartışmaya açıktır. Bunlar Göktürk Kağanı Bilge Kağan, Selçuklu Devleti’ni kuran Tuğrul Bey ve de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Bilge Kağan, Ötüken bölgesinde 683-735 yılları arasında yaşamış ve 17 yıl kağanlık yapmıştır. Adına dikilen Orhun Yazıtlarında, dağılan bir ulusu nasıl toparladığı şu dizelerle anlatılır:

“Ben Kağan olduğumda, her yere gitmiş olan millet, yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi” diye yazar. Sanki İstiklal Harbi başlarken Anadolu gibi…

Bilge Kağan döneminde Türk tarihinde ilk defa Orhun Yazıtları dediğimiz Runik yazı ile (tamga sistemi) yazıtlar dikilmiştir ve bunlar Türk edebiyatının ilk eserleri olarak görülür. Bilge Kağan kavimleri birleştirip kuralları koyarak ülkeyi ekonomik ve sosyal açıdan geliştirerek kendisinden sonra gelecek Türk devletlerinin fikrî ve sistemsel altyapısını oluşturdu. Budizm’e ve kentleşmeye eğilimi vardı hatta girişimlerde bulundu ama her seferinde kayınbabası Tonyukuk onu durdurdu.

Bilge Kağan bir sohbette; “Kentleşmemiz gerekir, kaç-göç yaşamak kavimlerimize ilerleme sağlatmıyor” der. Tonyukuk, “Bizim düşmanımız Çinlilerdir ve nüfusları çok fazladır, kazancımız ticaret ve ganimet üzerinedir, yerleşirsek istila ediliriz” der. Diğer bir sohbette Budizm’in bilgeliğini savunan Kağan’a, “Budizm’de barış ortamı vardır; biz savaşçıyız, yoksa yeteneklerimizi kaybedersek, siliniriz” der. Bilge Kağan “Kut almış”; halkına bereket, bolluk ve yenilikler getiren saygın bir insan olarak, “Kut alma” nın emanetini yerine getirerek yaşamıştır.

Tuğrul Bey, Selçuklu Devleti’ni kuran Selçuk Bey’in torunudur. Tuğrul bey 25 yıl devlet başkanlığı yapmış, 993-1063 yılları arasında yaşamıştır. Onun yönetiminde dağınık olarak yaşayan Türkmen/Oğuz boyları hem İslamiyet’e geçmiş hem de Göktanrı inançlarını koruyabilmişlerdir.

Tuğrul Bey, yönetimi ele alınca farklı bir durum yaratıp gerek kardeşlerine gerek aile üyelerine ve gerekse eğitimli emirlerine Anadolu’yu; Kafkasları, Akdeniz’e kadar Ortadoğu’yu fethetme ve beraberinde Türk insanlarına yurt edindirme görevi vermiştir. Bu anlayış biz Türklerin, tarihsel en önemli karar ve sürecini oluşturmuştur.

Bu muazzam öngörünün sahibi Tuğrul Bey “Kut” emanetini; adil, cömert, iyiliksever ve yapıcı insanları fen ve din bilimleri alanında desteklemekle göstermiştir. Tuğrul Bey, “akılcı” Hanefi Maturidi ve Mutezile anlayışının iyi bir yorumlayıcısı ancak “nakilci” Eşarilik anlayışına sıcak bakmayan bir Müslümandır. Abbasi halifesinin çağrısı üzerine Bağdat’ı alır ve 1055 yılından itibaren Arap devletleri Ortadoğu’da sona erer, bütün bölge Türk kökenlilerin yönetimine girer. Gerek Tuğrul Bey gerekse devamında gelen yeğeni Alparslan ve oğlu Melikşah döneminde, 10-13. yüzyıllar arasında Türk-İran-Arap dünyası bilimin merkezi olur. Bunda Tuğrul Bey’in başlattığı yerleşik düzene geçme, bilim yuvaları büyük etken olur. İranlı, Arap ve Batılı araştırmacıların genelde Selçuklu yöneticilerini eğitim ve öğretim eksiği olan kişiler olarak tanımlamaları yanlıştır.

Örneğin Tuğrul Bey, İmam Eşari’nin -ki Gazali’ye en çok tesiri olan kişidir- Makalat adlı eserine vakıftır. Eşari eserinde Kur’an’ın kadim olduğunu buna karşı Mutezile ekolünün Kur’an sonradan yaratılmıştır söylemini din dışı kabul eder. Tuğrul Bey, bilge bir insan olarak, Eşari’nin bu bidat sözüne kızar ve minberlerde lanetlenmesini ister. “Kut alma” nın emanetini, Ceyhun’dan Fırat’a dev bir ülkeyi bir araya getirerek feraset, merhamet ve azimle yaşatarak yerine getirmiştir.

Ve Mustafa Kemal ATATÜRK… Türk tarihinin yokluğunu varlığa, dağılmışlığını aynen Bilge Kağan zamanı gibi birlikteliğe getirerek, tarihin bütün hata ve başarılarından ders çıkararak, insan ve yurttaş kavramının kutsallığını cisimleştirerek, insanüstü çaba, dirayet ve azimle bizlere ilelebet yaşayabileceğimiz bir vatan vermiştir.

“Kut almış” insan göğün koruyuculuğundadır çünkü görevlidir der Kamlar. Çanakkale’de, Anafartalar’da şarapnel parçası beş santim kaysa idi bir başka tarih yazılacaktı biz Türkler için!

Türk insanı dün de bugün de bu genetik “Kut” formatınla yaşar. Yakın tarihimizin yöneticilerinin, yukarda anlattığım “Kut” kavramının emanet olgusunu nasıl yaşadıklarını ve bizlere neler yaşattıklarını ve de olumlu-olumsuz sonuçlarının takdirlerini siz sayın okurlarıma bırakıyorum.

Kut’lu olsun!

Cenap Murtezaoğlu – İşletmeci

 

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynaklar:
Jean Paul Roux; Altay Türklerinde Ölüm

Bilge Kağan, Türük Bitig, Anıt Kompleksi
Osman Turan, Selçuklular
Mikail Bayram, Anadolu Selçukluları