Türk siyasetinin kırılma noktası; 12 Eylül 1980       


1978 yılında, kaderin bir cilvesi midir yoksa belirlenmiş bir siyasi plan mıdır bilinmez, Türkiye’de çok tartışılacak bir isim Genelkurmay Başkanı olur, Ahmet Kenan Evren…

1950’li yıllardan itibaren işbaşına gelen iktidarlar her an bir darbe ile devrilecekleri paranoyasını yaşamışlardır. Süleyman Demirel de bu paranoyadan kurtulamayan siyasi liderlerdendir. 1977 yılının Kanlı 1 Mayıs gününün ertesinde,  Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’u darbe girişiminde bulunacağı iddiasıyla 200 asker ile birlikte resen emekliye sevk eder. Demirel’in bu korkusu 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren’e genelkurmay başkanlığı yolunu açar.       

Semih Sancar’dan sonra genelkurmay başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Ersun’un beklenmedik bir şekilde emekliye ayrılması TSK içindeki dengelerin ve kıdem geleneğinin bir anda alt üst olmasına neden olur. Bu karışıklık nedeniyle Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın görev süresi bir yıl uzatılır. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile Başbakan Demirel, gelecek genelkurmay başkanı olacak isim üzerinde anlaşamazlar.  Her iki komutanın görev süresi 30 Ağustos 1977’ de biter ve emekliye ayrılırlar. Böylece en kıdemli isim olan Orgeneral Kenan Evren, sürpriz bir biçimde 5 Eylül 1977 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanı olur. 6 Mart 1978’de de Türkiye’nin genelkurmay başkanlığına atanacaktır.  Demirel’in darbe korkusu yaklaşmakta olan ihtilâlin komutanını hazırlamıştır…

Ortalık darbe söylentileriyle çalkalanırken, memleketin evlatları birbirlerini kırarken, MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Kudüs’ü kurtarma peşine düşer. Başka işi gücü yokmuş gibi İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesini protesto etmek amacıyla Konya’da “Kudüs’ü Kurtarma ve Millî Gençlik Yürüyüş ve Mitingi”  düzenler. İstiklâl Marşı okunurken kalabalıktan bir grup Ezan sesi duymak istiyoruz! diye bağırır ve ayağa kalkmaz.  TSK tarafından “şeriat amaçlı bir kalkışma girişimi” olarak değerlendirilen Konya Mitingi, 12 Eylül darbesine sebep teşkil eden olaylar arasında gösterilecektir.

11 Eylül 1980 günü geldiğinde Meclis, 115. tur için toplanır fakat çoğunluk sağlanamaz. Siyasiler “Yarın devam ederiz!” diyerek binadan ayrılırlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan 116. tur ise gerçekleşmeyecektir! Onlar ışıkları söndürüp binayı terk ederlerken, Meclis’in tam karşısında bulunan Genelkurmay Başkanlığı’nın ışıkları ise hâlâ yanmaktadır…

Ve… Yine darbe…

12 Eylül 1980 Cuma günü saat 03.59’da TRT,  İstiklal Marşı’nın çalınmasıyla birlikte yayına geçer. Daha sonra Harbiye Marşı çalınır ve marşın bitiminde Genelkurmay ve Millî Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzasıyla TRT spikeri Mesut Mertcan, MGK’ nin bir numaralı bildirisini okumaya başlar. Bildiri;

 “Türk Silahlı Kuvvetleri el ele vererek İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur!  cümleleriyle başlamaktadır. 

12 Eylül darbesini ilk duyuran ABD’nin resmî sözcüleri ve kanalları olur. Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya’nın müdahaleden bir gün önce yani 11 Eylül günü, ABD’den Türkiye’ye dönmesi dikkat çekicidir. ABD Başkanı Jimmy Carter, başkanlık görevinden ayrıldıktan sonra Türkiye’ye de uğradığı bir gezide yaptığı açıklamayla; 12 Eylül ile ABD’nin rahatladığını, Afganistan ve İran’dan sonra Türkiye’nin istikrarının da kendileri için son derece önemli olduğunu ifade edecektir. Artık “istikrardan” ne anlıyorlarsa…

12 Eylül darbesi; 1970’li yılların CIA Türkiye şefi Paul Henze tarafından Bizim çocuklar başardı! cümlesiyle ABD Başkanı Jimmy Carter’a bildirilecek ve bu, yıllar sonra basında yer alacaktır. Böylece Türk Milleti, “akan kan duracak, çocuklarımız artık ölmeyecek” diye sevinçle karşıladığı darbenin aslında bir ABD oyunu olduğunu yıllar sonra öğrenmiş olacaktır.

12 Eylül darbesi ile ilgili en dikkat çekici açıklamayı Almanya’da faaliyet gösteren İslam Cemiyet ve Cemaatler Birliği kurucusu ve Başkanı Cemalettin Kaplan yapar: Evren geldi. Evren’in bir iyiliği oldu. Partilerin balonlarına bir iğne dürttü, hepsi söndü. Bir-iki sene partisiz yaşadık. O kadar rahattık ki, cemaat de çoğalıyordu, cemaat de ruhen bu particilikte tedirgindi.”

Hırsız içerideyse, evinizi içeriden kilitlemenin bir anlamı yoktur. Hiçbir dış düşmanlık, içeriden destek bulamazsa başarıya ulaşamaz. Silahı kendi elimize verirler ve tetiği kendi parmağımıza çektirirler. Adına “demokrasi” dedikleri trene, içeriden birilerini bindirirler ve yollarına devam ederler. Bu, Osmanlı’da da böyle olmuştur, Türkiye Cumhuriyeti’nde de…

Darbe sonrasında sokaklarda akan kan durur durmasına ama ülke evlatlarının daha çekecek çok cefası vardır… İdamlarla birlikte daha da karanlık bir döneme girilir. Temel insan hak ve özgürlüklerinin askıya alındığı 12 Eylül; sol görüşün, sendikaların, öğrenci hareketlerinin, öğretmenlerin ve fikir hayatının üzerinden silindir gibi geçer. Cumhuriyet Gazetesi kapatılır… Tutuklananlar,  gözaltında kaybolanlar,  dövülerek öldürülenler – yayıncı İlhan Erdost Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde dövülerek öldürülür- ve idamlar…

 “Asmayalım da besleyelim mi?” dediler ve bir sağdan bir soldan gençleri astılar, netekim… Ortaya ise hiç dokunmadılar… Onlar, Türkiye’nin geleceği (!) için hazırlanıyorlardı…

İktisatçı ve yazar Korkut Boratav, 12 Eylül rejiminin hedefini şöyle değerlendirir; “Darbenin iki stratejik hedefi vardı: Türkiye’yi neoliberal dönüşüm aracılığıyla emperyalizmin hegemonyasına kayıtsız-şartsız bağlamak ve Cumhuriyetçi/sosyalist solun Türkiye siyasetindeki etkisine, ağırlığına kalıcı olarak son vermek…”   

Boratav Hoca haklıydı; 12 Eylül darbesinden sonra işbaşına gelecek olan Turgut Özal iktidarı ile neoliberal (serbest piyasa kapitalizmi) dönüşüm gerçekleşecektir. 12 Eylül darbesi, Türk solunu da bitirecektir, netekim…

1983 yılında 12 Eylül darbesine kadar kamuoyu tarafından çok da bilinmeyen Turgut Özal iş başına gelecek ve Türkiye’nin kaderinde on yıl söz sahibi olacaktır. Özal dönemiyle birlikte “Federasyon” tartışmaları ve “Karşı Devrim” hareketleri ivme kazanacak, ikibinli yılların iktidarına çıkan yolların taşları da bu dönemde döşenecektir. Ne demiştik; geçmiş bilinmeden bu günler anlaşılamaz…

Tülay Hergünlü – SMMM

 

 

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynak:
Tülay Hergünlü; İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne 1914-1980, Doğu Kitabevi, s: 344-375 arasından derlenmiştir.