Şeyh Recep olayı


Yılın her ayı içinde “önemli gün ve haftalar” başlığı altında onlarca etkinlik yapılıyor, bildiriler yayınlanıyor, sorunlara dikkat çekiliyor. Örneğin Aralık ayının ikinci yarısında bazı günler; Yoksullarla Dayanışma Haftası, Dünya Göçmenler Günü ve Uluslararası İnsani Dayanışma Günü olarak belirlenmiş. Yani, insanoğlu önce bozuyor, dağıtıp yok ediyor, sonra da onarmak için işe koyuluyor.

Kimi suçlayacağız; doğru iş yapması için “devlet/hükümet emaneti” ni teslim alanları mı yoksa bu emaneti teslim edenleri mi? Bu durumu; “Yönetilenden istenen, iş yapması için emaneti vereceği kişi ya da kişilerin ehil olması konusunda titiz davranıp doğru olanı belirlemesi, yönetenden istenen ise ahlaklı olması, verilen emanete sahip çıkması ve hukukun üstünlüğünü koruyarak adaletle hükmetmesidir.” diye ifade etmeye çalışmışız “OKU!” adlı el kitabımızda. (s.44)

Ekim 1919 günlerinin Savaşişleri Bakanı için şöyle demiştir Mustafa Kemal Paşa: “Bir de Efendiler, Cemal Paşa: ‘Milletin güvenine sahip bulunan şimdiki hükûmet’ sözüyle pek büyük ve açık bir yalan söylemiş oluyordu. Milletin hükûmete güveni daha gerçekleşmemişti. Bu söz ancak ve hiç olmazsa, Millet Meclisi önünde hükûmet güven oyu aldıktan sonra söylenebilirdi. Oysaki daha Millet Meclisinin üyeleri bile seçilmiş değildi.”

Her türlü algının, yönlendirmenin, maddi-manevi aldatmanın rol aldığı, yöneten ve (bir kısım) yönetilenin “yalan” üzerine kurulan bu birlikteliği ayakta tutma gayretinin dün olduğu gibi bugün de varlığını sürdürdüğünü biliyoruz. Sosyal medyaya, basına öylesine göz atsanız bile bugün bu gayretin sayısız örneklerini görebilirsiniz. Böyle durumlarda doğru ve kurallarına göre oynanan bir karşı mücadele şarttır. Bu bağlamda Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’ya yapılan bir girişimden, Şeyh Recep olayından söz edeceğiz. Olay, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Salih Paşa ile Amasya’da buluşmak üzere Sivas’tan ayrılmaları üzerine gelişir.

Amasya’ya varıldığında, “İtilâf ve Hürriyetçilerin, yabancılarla ortaklaşa birtakım haince davranışlara kalkıştıkları” bilgisini alan Mustafa Kemal Paşa bunu hemen genelgeyle bildirir. Ayrıca Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’ya karşı Padişah’a telgraf çekilme girişimi olduğu bilgisi de gelir. Mustafa Kemal Paşa buna inanmaz; Temsil Kurulu’ndaki arkadaşlarının, karargâhındaki bazı kişilerin ve Vali’nin dikkatinin bunu engellemiş olacağını düşünür. Oysa Şemsiddini Sivasî Oğullarından Şeyh Recep ve arkadaşlarından İlyaszade Ahmet Kemal ve Zarelizade Celâl bir gece telgrafhanede, “kendilerine bağlı bir telgrafçı eliyle” istedikleri telgrafları çekmişlerdir. Telgrafta ayrıca din bilginleri ve halkın ileri gelenlerinden yüz altmış kişinin de mührü vardır.

Amasya telgrafhanesinden Salih Paşa’ya ilgili telgraf verilir. Hitap hem Salih Paşa’ya hem de Padişah Yaveri Naci Bey’edir; “ülke ve ulus çıkarları adına” makine başına çağırılmaktadırlar. Emir içeren bir telgraf da Mustafa Kemal Paşa’ya verilir: “Halkımız, Padişah ve hükûmetin düşüncelerini Salih Paşa’nın kendinden ya da güvenilir bir ağızdan işitmedikçe, aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır. Bundan dolayı iki yoldan birini seçmeye zorunlu bulunduğunuzu bildiririz.”

Atatürk şöyle der Nutuk’ta: “Efendiler, biz, bütün memlekete doğru yolu göstermeye uğraşıyoruz. Ama, düşmanlarımız da, bize karşı, her yerde ve üstelik kendi bulunduğumuz ve her açıdan egemen olduğumuz Sivas şehrinde bile, kötülüklerini yaptırabilecek alçak eller bulmakta başarılı olabiliyorlar.” Mustafa Kemal Paşa için bu durum dalgınlık, kayıtsızlık ve yersiz hoşgörü olarak nitelendirilir.

Temsilci Kurul bir telgrafla durumu aktarır. (19 Ekim 1919) Topçu Binbaşısı Kemal Bey soruşturma başlatmıştır. Sivas Telgraf Başmüdürü de aynı gün şu bilgiyi verir: Telgraflar gece getirilmiş ve görevliler korkutularak yazdırılmıştır… Makina odasına rasgelenin girmesi yasak bulunmak şöyle dursun görevlilerin tehdit edilmesi ve korkutulması, kanuna başkaldırı niteliğindedir. Telgraf Başmüdürü Lütfü Bey, Şeyh Recep ve arkadaşları imzalı telgrafları da Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir. Telgrafların içeriğine göre; Padişah’a sunulması istenen telgrafları önleyenler “din ve devlet haini” dirler çünkü şanlı halife ve sevgili padişaha “her bakımdan saygılı ve tam bağlı olmak” dinin gereğidir.

Hangi dinin gereğidir? Sıklıkla “aklınızı kullanın”, “körler sağırlar gibi secdelere kapanmayın” diyen bir dinin gereği midir yoksa bir türlü tatmin bulamayan muhteris hizbinin, Allah ile aldatmak için kılıf yaptığı bir dinin gereği midir? Boyun eğmeyenleri, hak ve adaletten  yana olanları “din ve devlet haini” olarak göstermek, bu toprakların insan eliyle çizilen kaderinde olmaya daha ne kadar devam edecektir?

Atatürk bu vesile ile Sait Molla’nın Papaz Frew’a yazdığı; “Sivas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek.” cümlesini de hatırlatacaktır. Bu satırlar 24 Ekim tarihli 7. mektuptandır.*

Yapılmak isteneni şöyle verir Atatürk Nutuk’ta: “Böyle bir kurulu, kendi bulunduğu yerin, yani Sivas halkı kötüleyince, bütün milletin, aynı duygu ve düşüncede olmayacağını kanıtlamak gerçekten güçtür. Öyleyse, temsilcilik niteliği böyle olan bir kurulun ve onun başkanının dayandığı gücün de çürük olacağına inanmak neden doğru olmasın!”

Mustafa Kemal Paşa, Şeyh Recep ve arkadaşlarının hükûmetçe cezalandırılmalarını ister. Temsilci Kurul üyelerine de şu soruları sorar: Telgrafları gördünüz mü? Telgrafhanede nöbetçi subay yok muydu? Hepiniz orada bulunurken böyle bir küstahlık nasıl yapılabildi? İtilâf ve Hürriyetçilerin birtakım haince davranışlara kalkıştıkları hakkında genelgeyle yapılan bildiri alınmadı mı? Baskı yapılan ve korkutulan görevliler Vali ve öbür ilgililere neden haber vermediler? Nöbetçi subayının aymazlık göstermesinin sebebi nedir? Hangi önlemler alınmıştır?

Vali, işi askerlere havale etmiştir. Mustafa Kemal Paşa bunu da sorgular. Ardından Sivas’ta bulunanlara şu emirleri verir: Telgrafhane tam kontrol altına alınacak, gerekirse silâh kullanılacak, Millî Harekât karşısında küstahlık edenler hakkında gereken yapılacak ve Sivas’ta düzenin sağlanması için kesin önlemler alınacak!

Atatürk şöyle sonlandırır bu bölümü: “Efendiler, İstanbul hükûmetinin Şeyh Recep ve arkadaşlarını cezalandırmış olduğunu, elbette, düşünmediniz, ‘Şemsiddini Sivasî Oğullarından’ diye imza atan bu miskin ve bayağı şeyhin, bundan sonra da düşman maşası olarak işleyeceği kötülüklere rastlayacağız.”
***
Türkiye “yüzüncü yılın seçimi” arifesinde. Anketlerde sıklıkla “dindar kesim” ifadesi yer alıyor. Yeni yayınlanan bir anketin bulgularına göre dindar kesim için “iktidarın değişme ihtimali endişe ve korku yaratıyor çünkü dini özgürlüklerin kötü olacağına dair kaygı var, başörtüsü başta olmak üzere birçok kazanım kaybedilebilir ve sosyal destekler kesilebilir.”**

Bunlar gerçek kaygılar mıdır? Yoksa kaygıların nedeni; 30 tarikat, onlara bağlı 400 kol, İstanbul’da açıktan faaliyet gösteren 445 tekke ve sayıları tespit edilemeyen “apartman medrese” ler ve Anadolu’ya yayılmış faal halde bulunan 800 medrese ile mi ilgilidir?  

Kur’an bağlılarını tenzih ederek soralım: Dindar kesim kimdir? Bu kadar adaletsizlik, yolsuzluk, adam kayırmacılık, yoksulluk, israf, iftira, yalan, çarpıtma ve sadece koltuk korumak için yapılan her türlü aldatma yaşanırken, bunlara ses çıkarmayanlar mıdır “dindar” kesim?

Şeyh Recep’in oyunlarına bugün de inananlar olacaktır ancak büyük kitleyi kandıramayacaksınız.

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kynaklar:
SİTE; NUTUK, 5. Dosya, 200-249 ve 6. Dosya, 250-299

* “Tebaa zihniyetinin sembol ismi Sait Molla: 4-10. mektuplar” başlıklı yazımıza bakılabilir.
**TEAM araştırma bulguları, 18.12.2021