Savaş günlerinde bile temel konu eğitimdi!


2021’in başında, 104 yaşında hayata veda eden siyasetçi ve yazar Cahit Kayra, “Bir Destan”* başlıklı yazısında, Fransa’da üç kez başbakanlık yapmış bir devlet adamı olan Edouard Herriot’nun sözlerini aktarır. 1932’de, La Turquie Kemaliste dergisinin birinci sayısında yayımlanan yazıda Herriot; “Mustafa Kemal 1919’da Anadolu hareketini başlatırken, sonunda uygar ve laik bir devlet kurmayı amaçlamıştı.” demiştir. Ebediyete intikaline kadar devletine ve milletine sahip çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk için eğitim ve öğretim, fevkalade önemli bir konudur.

TBMM’nin henüz açıldığı ve 9 Mayıs 1920’de açıklanan İcra Vekilleri Heyeti programında eğitimin amacı; özgüven ve girişim gücüne sahip çocuklar yetiştirmek ve onları hayat mücadelesinde başarılı olabilmeleri için hazırlamak olarak ifade edilir.

Tarih 15 Temmuz 1921… Kütahya-Eskişehir Savaşları sürmektedir. Eğitim Bakanlığı Ankara’da Maarif yani Eğitim Kongresi’ni toplar. Öncesinde, Fevzi Paşa’dan savaşın yoğunlaşacağı hakkında bilgi alan Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey ve Öğretmenler Derneği Başkanı Mazhar Müfit Bey, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek için Meclis’e giderler. Böyle geniş bir toplantının kendisine ayak bağı olmasından endişe duyduklarını ve gerekirse erteleyebileceklerini söylerler. Mustafa Kemal Paşa ise: “Hayır, hayır, ertelemeyin. Cahillikle, ilkellikle savaş, düşmanla savaştan daha az önemli değildir. Toplantıya katılacağım ve konuşacağım.” der. Sakarya Meydan Muharebesi’ne sadece bir ay kalmıştır.

16-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Maarif Kongresi’ne katılan öğretmenlere hitap eden Mustafa Kemal Paşa, “Bizi yaşatmamak isteyenlere karşı yaşamak hakkımızı savunmak üzere toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi burada, Ankara’da toplandı.” diyecek ve sözlerine şöyle devam edecektir:

“Bugün Ankara, Millî Türkiye’nin ‘Maarif Eğitimi’ni’ kuracak olan Türkiye kadın ve erkek Öğretmenler Kongresi’nin burada toplanmasıyla övünmektedir… Memleket kültürü için ayrılabilen şey, gelecekteki eğitimimize dayanak olacak bir temel kurmaya yeterli değildir. Ancak yeterli şartlar ve araçlara sahip oluncaya kadar geçecek savaş günlerinde bile dikkatlice hazırlanmış bir millî eğitim programı oluşturmaya ve var olan eğitim teşkilatımızı bugünden daha yararlı bir faaliyetle çalıştıracak ilkeleri hazırlamaya zaman ayırmalı ve çalışmalıyız… Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve milli düşünceleri tam bir imanla her karşı fikre karşı şiddetle ve fedakârane savunma gereği telkin edilmelidir…  Silâhıyla olduğu gibi beyniyle de mücadele etmek zorunda olan milletimizin, birincisinde gösterdiği gücü ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur…”

Ve yeni yıl girer…1 Mart 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açış konuşmasını yapan Mustafa Kemal Paşa, konu eğitime geldiğinde reçeteyi verir: “Bu işlerde başarı sağlamak için öyle bir program izlemeye mecburuz ki, o program milletimizin bugünkü durumuyla sosyal hayatın ihtiyaçlarıyla, çevre şartlarıyla ve çağın gerekleriyle tamamen orantılı ve uyumlu olsun. Bunun için büyük, hayali ve karışık görüşlerden tamamen uzaklaşarak gerçeklere etkin bir şekilde bakmak ve el ile dokunmak gerekir… Bir taraftan cehaletle uğraşırken bir taraftan da memleket evladını, sosyal ve iktisadi hayatın doğrudan etkili ve yararlı bir unsuru kılabilmek için gerekli olan ilk bilgileri uygulamalı bir tarzda vermek maarifimizin esasını teşkil etmelidir.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer’in hemen ardından, bu sefer de Bursa’da kalabalık bir öğretmen grubuna hitap edecek ve “Türk milletinin geleceği için düşünce ve güç birliği içinde mükemmel bir eğitim programı hazırlanması gerektiğini” ifade edecektir. (27 Ekim 1922)
***
“Bilgiyi insan için bir süs, baskı aracı veya medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta başarıyı sağlayan uygulamalı ve yararlanılabilir bir hale getirmek.” görüşünde olan Atatürk’ün  “mucize zihniyet” iyle hayata geçen eğitim hakkı köylüyü de geliştirmişti, kentliyi de… İlk on beş yıl, milletiyle her yönden “altın bağ” kurmuştu Mustafa Kemal Atatürk. Ancak ebediyete intikalinin ardından bu “altın bağ” yavaş yavaş çözülmeye başladı. Oysa bu konuda da milletini tevazu içinde uyarmıştı.: “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir.” demişti.

O, hep kalbimizdeydi ama ne gösterdiği yolda gerektiği gibi yürüyebildik ne de aklını örnek alabildik. Aksine genç kuşakların eğitiminde, ilim ve fende çağdaş medeniyeti yakalamak yerine “mucize zihniyet” te gedikler açılmasına izin verdik. Günümüzde, ülke yönetiminde söz sahibi olanların ilim ve fenden hızla uzaklaştığını görmek için gayret sarf etmek gerekmiyor. Türkiye’de eğitim ne yazık ki hırslarına ve egolarına yenik düşenlerin elinde oradan oraya savruluyor, bir türlü dikiş tutmuyor. Bulanık dinci zihniyetlerin, bilimin ve hür düşüncenin üstünü örtme çalışmaları da sürüyor.

İnsanoğlunun gösterdiği direnç, yarına olan umudu nedeniyledir. Biz de 2021-2022 eğitim-öğretim yılında ülkemizdeki tüm öğrencilere başarılar diliyoruz ve Büyük Önder’in vurguladığı, eğitim-öğretimin yapı taşlarını tekrar hatırlatmak istiyoruz:

– Özgüven ve girişim gücüne sahip çocukların yetişeceği bir eğitim sistemi

– Sosyal hayatın ihtiyaçlarıyla, çevre şartlarıyla ve çağın gerekleriyle tamamen orantılı ve uyumlu bir eğitim sistemi

– Sosyal ve iktisadi hayatın doğrudan etkili ve yararlı bir unsuru olabilmek için gerekli ilk bilgilerin uygulamalı olarak verileceği bir eğitim sistemi

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıklayın

 

 

*Kemal’in Türkiyesi, Boyut; Cahit Kayra, Kemalist Türkiye Bir Destan, s.18