Onlar kendileri oldular; Erzurum Kongresi

Temmuz 1919’dayız. Resmi vazifesiyle birlikte askerlik mesleğinden de istifa ettiğini bir telgrafla Padişah’a bildiren Mustafa Kemal, kendisini ziyaret eden İngiliz Yarbayı’na da, toplanacak kongre ile ilgili kesin kararını bildirmiştir. Mustafa Kemal’i aynı gün yani 9 Temmuz’da, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir ziyaret eder. “Hazır ol” vaziyetinde selamlama yapan Karabekir Paşa şöyle der: “Ben ve Kolordum emrinizdeyim! Bundan sonra dahi ne emirleriniz varsa ifayı bir şeref bilirim!” Yine aynı gün, eski Bahriye Nazırı sıfatıyla Rauf Bey, Erzurum’dan vilayetlere telgraf çekecek ve “… Mustafa Kemal Paşa ile beraber nihayete kadar çalışmaya mukaddesatımız üzerine yemin ettiğimizi arz ve ilan ederim.” diyecektir.

Diğer yandan; Refet Bey, yakın arkadaşı Samsun mutasarrıfı Hamit Bey ve Refet Bey’in 3. Kolordu Komutanlığı’nı devrettiği Albay Selahattin Bey’den gelen telgraflardaki ifadeler, kafa karışıklığı yaratmaktadır. Bu isimler, sürekli bir “kararsızlık ya da iki taraflı davranma” (Nutuk, s. 38) gibi bir tutum içindedirler.

Zorba işgalci İngiliz’in de sancıları sürmektedir, boş durmaz! Yüksek Komiser Calthorpe, Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya; Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a dönmesinin temini veya aleyhinde ilgili önlemlerin alınması konusunda yazı gönderir, nota üstüne üstüne nota vermektedir. İngiliz Yarbay Ian Smith de Samsun ve Amasya illeriyle ilgili raporunda; “… Mustafa Kemal buraya varışından sonra, halka, memleketin tehlikede olduğunu, şimdiki hükûmetin Türklerin hak ve önemli çıkarlarını savunmadığını söyleyerek vakti gelince herkesin çarpışmaya hazır olması gerektiğine dair Müslümanlar arasında propagandaya başlamıştır.” ifadelerini yazacaktır.
***
Mustafa Kemal, Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum Şubesi’nin başına geçer. Bu teklif Cemiyet tarafından yapılmış, Mustafa Kemal de Yürütme Kurulu ile toplantı yapmış ve o günkü siyasi ve askeri durumu açıklamıştır. Erzurum’da yayımlanan Albayrak gazetesi bu durumu halka ilan eder. Tarih 14 Temmuz 1919’dur. O ilandaki satırları verelim:

“Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin istifanamesi bir azim ve iman vesikasıdır. Millete, henüz eski kanın sönmemiş olduğunu gösterir muazzam delildir. Anafartalar’da, millî şerefi, tarihin bugünkü nesilden beklemekte olduğu mukaddes vazifeyi yükselten ve yücelten bu muhterem Komutan’ı bugün de Millî Mücadele’nin başında görmek mutlu bir görüntüdür.”

O günkü nesil, gerekeni yapmıştı; üstelik de yarı aç yarı toktu, bir ayağında ayakkabı varsa, diğerinde yoktu! Ya sonra gelenler? Büyük çoğunluk, mirasyedi konumuna düşmekten kendini alamadı. “Tam bağımsız Türkiye” diyebilen bir avuç genç de ABD’nin, adı resmi olarak konmasa da, İslam’ı kullanarak hayata geçirdiği Yeşil Kuşak Projesi’nin kurbanı oldu.

Bir yandan özgür düşünce, demokrasi gibi söylemlerle ülkelerin yönetimlerine müdahale eden, girdiği her yerin sosyal yapısını/dokusunu bozan, aidiyet duygusunu yerle bir eden, yeni nesillerin geleceğini karartan ve kendine mahkûm eden Batı, diğer yandan da kuşakları “x-y-z” gibi adlarla, âdeta cebir denklemlerine, kalıplara sokma gayretinde. Çanakkale’nin ve Kurtuluş’un gençleri ise sadece vatanları için gerekeni yaptılar; ne Batı alfabesinin bir harfi olarak bilindiler ne denklemlerin bilinmeyeni oldular ne de Batı’nın döktüğü kalıplara girdiler. Onlar, kendileri oldular!
***
1919’a dönelim… Erzurum Kongresi’nin açılışına üç gün kala, Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’in, Umumi Kongre Erzurum Temsilciliği’ne seçilebilmeleri için iki kişi istifa eder. Kâzım Karabekir Paşa da, ek görevle, 3. Ordu Müfettiş Vekilliği’ne atanacaktır. İstanbul’da da Damat Ferit Paşa istifa edecek ancak yeni kabineyi kurma görevi üçüncü kez yine kendisine verilecektir.

Yine Kongre’ye üç gün kala Mazhar Müfit sorar: “Başarı takdirinde hükûmet şekli ne olacak?” Mustafa Kemal cevaplar: “Açıkça söyleyeyim: Hükûmet şekli, zamanı gelince cumhuriyet olacaktır.”

Mustafa Kemal Nutuk’ta; Kongre’nin “çok gösterişsiz bir okul salonunda” toplandığını  ve ilk gün, başkanlığa seçildiğini  söyler. Ardından da Kongre üyelerini durum hakkında aydınlatmak için yaptığı konuşmayı verir. Konuşmanın son cümleleri şöyledir: “…Ve ulusun yazgısına egemen bir ulusal iradenin, ancak Anadolu’dan çıkabileceğini açıkladım ve ulusal iradeye dayalı bir ulusal meclis toplanmasını ve gücünü ulusal iradeden alacak bir hükûmetin kurulmasını, kongre çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim.” (Nutuk s. 42-43)

14 gün süren Erzurum Kongresi’nin 1. Maddesi, “Ulusal sınırlar içinde bulunan vatanın bütün kısımları bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz.” şeklinde olacaktır.

Mustafa Kemal Nutuk’ta; Ağustos’un yedinci günü sona eren Kongre’de üyelere yaptığı konuşmayı da verir: “Esaslı kararlar alındığını ve dünyaya ulusumuzun varlık ve birliğinin gösterildiğini söyledim ve tarih, bu kongremizi, ender ve büyük bir eser olarak yazacaktır dedim.” ve devam eder;  “Sözlerimde isabetsizlik olmadığını, zaman ve olayların ispat etmiş olduğuna inanıyorum, efendiler.”

Erzurum Kongre’siyle ilgili ayrıntılar devam eder Nutuk’ta… Mustafa Kemal’in, “Erzurum Kongresi’nde görülen kararsızlıklar” başlığı altında tarihe not düştüğü ayrıntıları özetle verelim.

Temsil Heyeti’ne seçilen insanlar hiçbir zaman bir araya gelerek çalışmayacaklardır! Mustafa Kemal’le birlikte 9 kişiden oluşan heyetin dördü hiç gelmeyecek, ikisi Sivas Kongresi’ne katıldıktan sonra bir daha heyete katılmayacak, Rauf Bey ve Sivas Kongresi’ne katılan Bekir Sami  Beyler de İstanbul’da Mebuslar Meclisi’ne gidene kadar orada bulunacaklardır.

Mustafa Kemal’in Kongre’ye üye olarak katılması ve Kongre başkanı olması konusunda kararsızlıklar yaşanır. Bu kararsızlıklar iyi niyet ve samimiyet olarak görülür ancak bazılarının “alçakça amaç” taşıdıkları kesinleşecektir. Mustafa Kemal, örnek olarak kendini delege seçtiren düşman casusu Ömer Fevzi Bey ve arkadaşlarının ihanetini anlatır.

Bazı yakın arkadaşları Mustafa Kemal’in Temsil Heyeti’ne katılıp açık olarak çalışmasını sakıncalı bulurlar. Onlara göre; çalışmalar ulusal olmalıdır, böylece özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerinin önü kesilebilir. Asi ilan edilmiş birinin ulusal çalışmaların başında olması kişisel çıkar sağlanmaya çalışıldığı yorumlarına yol açabilir…

Mustafa Kemal’in cevapları, liderliğinin de aynası olacak, karşı görüşlerini cümleler ya da sorular halinde verecektir. Nutuk’tan okuyalım:

“Özellikle ben, mutlaka kongreye katılmalı ve onu yönetmeliydim. Çünkü zaman geçirmeksizin, ulusal iradenin faaliyete geçirilmesini ve ulusun doğrudan doğruya etkin ve silahlı olarak önlem almaya başlamasını sağlamak zorunluluğuna inanıyordum.

Erzurum Kongresi’nin daha önce açıkladığım esaslarını ve kararlarını, herhangi bir temsilciler heyetinin uygulama alanına sokturabileceğime güvenim olmadığını itiraf ederim. Nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır.

Yalnız Doğu illerini değil, vatanın bütün kısımlarını aynı dikkat ve duyarlılıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak gibi konuları herhangi bir heyetin sağlayabileceğine inanmadığımı açıkça ifade etmek zorundayım. Çünkü bende böyle bir inanç  var olsaydı, istifa etmemek yolunu bulurdum;  hükûmet, padişah ve halifeye karşı isyan etmezdim. Aksine ben de bazı ikiyüzlü ve iki taraflılar gibi, görünüşte çok tantanalı ve gösterişli olan, o günün ordu müfettişliğini ve padişah yaveri sıfatını korumaya devam ederdim.

Oysa, bütün vatanın  ve koskoca bir ulusun, ölüm kalımı söz konusu olurken, yurtseverim diyenlerin kendi sonlarını düşünmesine yer var mıdır?

Efendiler, tarih itiraz edilemez bir şekilde kanıtlamıştır ki, büyük davalarda başarı için sarsılmaz bir yetenek ve güce sahip bir önderin varlığı gereklidir. Bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve becerisizlik içinde… bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada… süratle yol almak ve en sonunda çok zorlu olan hedefe ulaşmak mümkün müdür? … Ulus, ülke, siyaset ve ordu yönetimleriyle hiçbir ilgi ve bağlantıları, bu konularda başarıları görülmemiş ve denenmemiş gelişigüzel adamlardan, örneğin Erzincanlı bir Nakşi şeyhi ve Mutkili bir aşiret reisi gibi zavallılardan da oluşma ihtimali bulunan herhangi bir Temsil Heyeti’ne söz konusu olan durum ve görev bırakılabilir miydi?

Bu söylediklerimin o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca yadsınamaz gerçeklerden görüldüğüne asla kuşku yoktur.”
***

Bugün, Türk milleti olarak içinde bulunduğumuz durumu anlamak, yönetim sistemindeki değişimle birlikte yok olmaya başlayan “hukuk devleti” kavramını canlandırmak istiyorsak yukarıdaki cümleleri tekrar tekrar okumak ve okutmak zorundayız. O cümlelerde hem ne yapılması gerektiği vardır hem de ne yapılmaması gerektiği…

Erzurum Kongresi’nin kararlarını hayata geçiren iradeyi, yaşananları tüm ayrıntılarıyla milletine anlatmayı; “gelecek kuşakların toplumsal ve siyasal ahlak eğitimi bakımından bir görev” sayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz.

Erzurum Kongresi’nin 102. yılı kutlu olsun…

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynaklar:
Nutuk, İş Bankası Kültür Yayınları

Prof. Dr. Utkan Kocatürk; Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkezi

 

PAYLAŞIM: