Mustafa Kemal Paşa’nın Rahip Frew’a mektubu


Atatürk tarafından tarih sırasına göre okunan, Sait Molla’ya ait 12 adet mektubu sitemizde çeşitli başlıklarda paylaştık. Atatürk bu ihanet ve entrika dolu mektupları okuduktan sonra şöyle der kürsüden: 

“Efendiler; bütün bu gizli düzenlemelerin kaynağının, Rahip Frew kafasında odaklandırıldığı ve oradan din kardeşlerimiz olacak hainlerin kafalarına sokularak uygulama alanına geçtiği kestirildiğinden, Rahip Frew’un bir zaman için olsun durdurulup uzaklaştırılmasını sağlamaya yarar düşüncesi ile, kendisine bir mektup yazdım. Mektubun iyi anlaşılabilmesi için şu bilgiyi de ekleyeyim, ki ben, Mister Frew ile İstanbul’da bir iki defa görüşmüş ve tartışmıştım.”

Rahip Frew’a gönderilen mektubun özgün dili Fransızcadır. Atatürk’ün Türkçe olarak okuduğu mektup şöyle başlar:

“Sizinle Mösyö Martin aracılığıyla, yaptığımız görüşmelerimizin anısını seve seve saklamaktayım. Senelerce memleketimizde ve milletimiz arasında yaşamış olan sizin, hakkımızda en doğru düşünce ve kanılarınız olacağını umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde ilişkiniz olan bazı aymaz ve çıkarcı kimselerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. Bu arada Sait Molla ile düzenleyip uygulamaya başladığınız, güvenilir kaynaklardan öğrenilen plânın, İngiltere halkınca haklı olarak kınanmaya yakışır bir nitelikte olduğunu bilginize sunmama izninizi rica ederim. Milletimiz Sait Molla’nın değil fakat gerçek yurtseverlerin gözüyle görülürse, böyle plânların artık memleketimizde ve milletimiz üzerinde uygulanamayacağı yargısına kolaylıkla varılabilir.”

Atatürk burada Adapazarı ve Karacabey olaylarının yarıda kaldığını yazarak, Rahip Frew’a plânının bir işe yaramadığını ifade etmiştir; kibar ve birçok günümüz siyasetçisinin ne yazarken ne de konuşurken  kullanmayı becerebildikleri bir üslup kıvraklığı ile. Devamı şöyle gelir:

“İngiliz subayı Nowil’ in, Diyarbakır dolaylarında, Müslüman Kürt halkını yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya’da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle Sivas’a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?”

“… Kullandığınız araçlar çok yanlış olup, sonuç alacak ve meyve verecek nitelikte değildir.” diye süren satırlarda, “Sait Molla aracılığıyla Adapazarı’na gönderilen iki bin lira” ya da değinir Mustafa Kemal Paşa ve şöyle devam eder:

“Özellikle, sizinle ilişki kuran sahtekârlar tarafından Osmanlı padişahının da, ortaklaşa yaptığınız çalışma ve işlerde parmağı varmış gibi gösterilmesi çok tehlikelidir. Siz pek iyi anlarsınız ki, Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal irade ve egemenliğimizle ilgili gerçekleri değiştiremez ve bozamaz. Memleketimizde bulunan İngiliz siyasî görevlilerinin, kuşkusuz İngiliz milletinin, eğilim ve çıkarlarına aykırı olarak, vatan ve milletimize karşı insanlık dışı ve uygarlık dışı bir şekilde yapılmakta olan girişimlerini, elimizdeki mevcut bilgilerle İngiliz milletine gösterirsek, sonuç dünyaca beğeni ile karşılanmaz sanırım.”

Mustafa Kemal Paşa, kirli İngiliz siyaseti ile İngiliz milletini/halkını özellikle ayrı tutmakta ve o günkü işgalci İngiliz’i kendi halkını da kandırmakla suçlamaktadır.

Mektubun son satırları ise tüm zamanların en büyük belasına dikkat çekmektedir. Bu dikkat çekişin faturasını Osmanlı da dahil Türk milleti hep ödemiş ve ödemeye devam etmektedir. O satırları verelim:

“Fakat, bu konuda tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki, siz bir din adamı olarak siyaset manevralarında, özellikle öldürüşmeye varacak durumlarda rol oynamak hevesine kapılmamalıydınız. Sizinle yaptığımız görüşmelerde, sizi böyle bir politika adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, hakkı seven erdemli birisi saymıştım. Bunda ne kadar aldandığımı son güvenilir bilgilerin doğruladığını bildirmekle onur duyarım.”

Mustafa Kemal Paşa’nın “din adamı olarak siyaset manevralarında, özellikle öldürüşmeye varacak durumlarda rol oynamak” ifadesi Cumhuriyet kurulur kurulmaz yine kendini gösterecektir. Son örneği de dini paravan yapan FETÖ’nün 15 Temmuz darbesidir. (2016)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1923-1938 yılları arasında iç isyanlarla uğraşmak durumunda kalmıştır. Burada yine İngiliz karşımıza çıkmaktadır; Musul’u Irak’a kazandırma siyaseti çerçevesinde iç isyanları destekleyen İngiliz. İngiltere’nin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devrettiği Kürt politikasının sorunlu mirasıdır Musul meselesi, yani petrol meselesi. Misâk-ı Millî sınırlarımızın bir parçası olan Hatay’ın ana vatana katılması sürecinde de yine dış güçlerin desteğiyle iç isyanlara maruz kalmıştık.

Etnik köken ve özellikle dincilik, yayılmacı (emperyalist) güçlerin temel kışkırtıcı malzemeleri olmuştur. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu onlar için en mümbit bölgelerimizdir. Buraların yerleşik düzeni içindeki aşiretler ve tarikatlar güç kaybetmemek için halkı, “din elden gidiyor” söylemiyle hep kışkırtmışlar ve dış güçlerle işbirliği içinde olmuşlardır.

Bu bağlamda özellikle genç kuşaklara şu isyanları ayrıntılı bir şeklide okumalarını öneririz: 

Nasturî, Şeyh Sait, Şemdinli, Raçkotan ve Raman, Eruhlu Yakup Ağa ve Oğulları, Pervari, Koçuşağı, Hakkâri, Sason, Mutki ve Ağrı isyanları…

Atatürk’ün, Nasturî isyanı  için yaptığı değerlendirme şöyledir: “Cumhuriyet’in, güvenliğin korunmasına verdiği önem, ülkenin her yanında bütün vatandaşlarımızca anlaşılmış ve sürekli olarak artmakta olan sonuçlar, halkın huzurunu sağlayabilecek dereceyi bulmuştur. Gerçi Hakkâri ilimiz içinde bazı Nasturi eşkıyasının yaptığı ağır suçlar özel önlemleri gerektirmiş ise de, olay, halkın güvenliğinin ve Cumhuriyet’in saygınlığının gereği olan bir ivedilikle ve kesin olarak çözüme ulaştırılmıştır.”  (1 Kasım 1924; II. Dönem TBMM’nin 2. yasama yılı açış konuşması)

Bu arada bir not daha düşelim: Doğu Anadolu’daki bazı isyanlar ve  Ağrı isyanları Hoybun Örgütü tarafından düzenlenmiştir. Bu örgütün önemli bir özelliği ve öncekilerden farklı bir yönü vardır. Bu örgütün yapısı, Mütareke döneminde ülkemize karşı İngilizlerle iş birliğine giren Kürt liderleriyle Ermeni Taşnak liderleri arasındaki işbirliğine dayanmaktadır.

Emperyal güçler Türkiye’yi bölgenin istikrar unsuru gibi gösterirler ancak Atatürk İlke ve İnkılâplarını Müslüman kitle içinde gerilim amaçlı kullanmayı da sürdürürler.  Batı’nın ikiyüzlülüğü işte tam da budur. Dürüst olmak gerekirse, bu ikiyüzlülük sadece Batı’ya ait de değildir.

Atatürk, Rahip Frew’a yazdığı mektubu okuduktan sonra; “alçakça girişimler” hakkında şu soruyu sorar: “İstanbul hükûmetinin, Temsilci Kurul’dan daha iyi bilgi edinmiş olması hâlâ kuşku götürebilir mi?”

Ardından, Savaşişleri Bakanı Cemal Paşa’dan gelen “telgrafın anlam ve kapsamını kavramakta” zorluk çektiğini, şaşırdığını ve telgrafın tekrarlanmasını istediğini söyler. Cemal Paşa’nın, “Hükümetin düşüncesi” adına tekrar çektiği telgrafından ibretlik birkaç satıra yer verelim; yukarıda ifade etmeye çalıştığımız ikiyüzlülük konusuna da örnek olarak.

“Yabancıların temsilcileri tarafından, içeride güven ve dirliğin kurulup yerleşmesi direnircesine öneriliyor ve Anadolu’da bir kıyıma uğrayacakları kaygısıyla korkuya kapılan Hristiyan halkın, dalga dalga, işgal altında bulunan yerlere sığınmakta oldukları etken ve dikkat çekici dil ile söyleniyor…  Devletimizin, karada ve denizdeki bugünkü durumunda, kaderimiz üzerine karar alacak olan devletlere gözdağı verecek davranışta bulunması, herhalde zararlıdır… Haklarımızı, bugünkü durumumuzda ancak siyaset ve uyanıklığa yaraşırcasına davranmakla, akıllıca uyumlu davranmakla savunabiliriz…”

Mustafa Kemal Paşa’nın, “telgraf Kurulumuzca incelendi” ifadesiyle başlayan, 11.12.1919 tarihli ve 6 madde içeren cevabından da şu satırları paylaşarak bölümü sonlandıralım.

“Anadolu’da düzen ve güven duyusunun bozulduğu doğru değildir, tersine düşük Damat Ferit Paşa Hükûmeti zamanında yaratılmış olan bu dirliksizlik ve güvensizlik, son zamanlarda ulusal birlik sayesinde ortadan kalkmıştır… İçişleri Bakanı, Millî Harekât’a karşı çıkmalarından dolayı, düşük hükûmet zamanında, millet tarafından kovulan ve her tarafça isimleri bilinen memurları yeniden atamadaki direnmesi ile çok anlamlı bir tutum izliyor… Aynı müsteşar, aynı içişleri genel yönetimi, aynı personel müdürünün görevi sürdürmeleri, gerçekten hem hükûmetinizi ve hem de millete söz vererek yüklenim altına girmiş olan Temsilci Kurulumuzu çok zor bir duruma sokmaktadır… Millet, ateşkes durumunda bulunduğu düşman devletlerden hiçbirisine gözdağı verici bir tavır almış değildir…”

Mustafa Kemal Paşa şu sözlerle son verir telgrafına: “Temsilci Kurul, ne üzüntüye ve bezginliğe düşmüştür ve ne de kutsal ödevlerinde milletin ve vatanın esenliği için gerekenleri anlayamayacak bir bilinçsizliğe düşmüştür. ”

Cumhuriyet’in 100. yıl seçimleri için yine yol göstermiştir Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Ruhu şâd olsun..

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

 

SİTE, NUTUK; 6. Dosya, s. 250-299 ve 7. Dosya, s.300-349