Memleketi ateşe vermek; Sait Molla’nın son iki mektubu


“Ulusal Örgütlere karşı görüşte bulunanları, memleket ve millet düşmanı” saymayan Ali Rıza Paşa hükümeti, Ulusal Örgütlerin varlığını da gereksiz görmektedir. Mustafa Kemal Paşa, Savaşişleri Bakanı Cemal Paşa ile yaptığı telgraf görüşmeleri sonucunda bu kanıya varmıştır. Şöyle der Cemal Paşa’ya verdiği karşılıkta: “Gerçekten, durum böyle olup Ulusal Örgütlere gereksinim olmaksızın, memleketi kurtarma gücüne sahip bulunuluyorsa, ona göre gereği yapılmak üzere, açıkça bildirilmesini, aradaki her türlü yanlış anlamaların ortadan kalkması için çok rica ederiz.”

Kasım 1919 sonlarına doğru Cemal Paşa’nın, özel olarak Sivas’a gönderdiği ve kendi el yazısı ile olan bir mektubuna göre de Meb’uslar Meclisi’nin İstanbul’dan başka bir yerde toplanmasına Padişah kesinlikle razı değildir. Şöyle yazar Cemal Paşa; “İşgal kuvvetlerinin, Meb’uslar Meclisi’ne saldırmalarının, belki Osmanlı Devleti için hayırlı sonuçlar doğurabileceğini, Amerikalılar sezdirdiler ve üstelik açığa vurdular fakat böyle bir taarruzun olabileceğine inanmadılar.”

Devamı satırlara göre, hükûmet, birçok işler yapmayı düşünmüştür ancak “köklü” bir girişim için dayandığı gücün sağlamlığına hâlâ inanmamaktadır. Cemal Paşa, açıkça “bizi suçluyordu” der Atatürk. Cemal Paşa mektubuna imza koyduktan sonra, yine kendi imzası ile bir özet ekler ve “Karşı olanlar ve yabancılar Meclis’in açılmasını engellemeye karar vermişlerdir. Temsilci Kurul da, bu engellemeyi, yer çekişmesi ile sürdürürse işimiz Allah’a kalıyor demektir.” diye yazar.

Atatürk şöyle der: “Efendiler, bu mektuptaki ve bundan evvel gelen yazılarla bundan sonra boyuna bildirilecek olan düşüncelerdeki mantık, yorum ve görüşlerin yerinde olup olmadığı hakkında söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba, 28 Kasım 1919 tarihinde, verdiğimiz açıklamalı yanıtımızın bir bölümünü, olduğu gibi bildirmekle yetineceğim. O bölüm şudur: ‘Yüksek hükûmetin köklü bir girişim için dayandığı gücün sağlamlığına güvenmediğini gösteren sözleri ciddî görmüyoruz.”

Bu bölüm Nutuk’ta Atatürk’ün şu sözleriyle sürer:

“Efendiler şimdi vereceğim kısa bilgiler ve göstereceğim belgeler – ki bu bilgileri doğrulamaktadır – Ali Rıza Paşa hükûmetinin, bizi suçlamada ne kadar haksız ve hükûmet işlerinde, en hafif deyimle, ne kadar ilgisiz olduğunu gözlerinizde canlandıracaktır sanırım.

Efendiler, İstanbul’daki gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden birtakım kişiler – Savaşişleri Bakanı Cemal Paşa’nın da mektubunda kabullendiği gibi sırtlarını yabancılara dayamışlardı – bol para ve Ali Rıza Paşa hükûmetinin çok çok yersiz hoşgörüsü ve hareketsizliği sayesinde, memleketi baştan başa ateşe vermek için olanca güç ve gayretiyle çalışıyorlardı. Ulusal mücadele sırasında karşılaşmış olduğumuz açık ve gizli zorluklar üzerinde, köklü bir fikir edinmeye yarayacak ve gelecek kuşakların ders almasını ve uyanmasını sağlayacak nitelikte bulunan, bahsi geçen belgeleri, oldukları gibi bilginize sunmayı uygun görüyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Derneği’nin sözde başkanı olarak bilinen Sait Molla’nın Mister Frew adındaki papaza gönderdiği mektupların örnekleridir.”

Bu sözlerden sonra Atatürk Sait Molla’nın 12 mektubunu da kelime kelime okur. “Sait Molla nasıl çalışıyordu” başlığı altında okunan bu mektupların ilk on tanesini daha önce yayınlamıştık. (Sait Molla yazarak arama yapabilirsiniz) Kalan ikisini de bu yazımızda vereceğiz.

On birinci mektup, “Kürt Teali Derneği’ndeki yakın dostlarımızla görüştüm.” diye başlar. “Kürdistan’a gönderilecek çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödeneğe gereksinim” vardır ve o arkadaşlar -gösterdikleri mektuba göre- “Urfa, Gaziantep, Maraş’ta Fransızlara karşı gereğinden çok kışkırtmalar” yapmışlar, “kolordu komutanının güttüğü yumuşak politikaya karşı da halkı meylettirmişlerdir.” Mektup şu cümlelerle sürer: “Başbakanlığa Zeki Paşa’nın getirilmemesi hakkında söylenen düşünce doğru değildir. Bu kişiler Kürtlere söz geçirebilirler. Eski Ermeni kırımı unutulmuştur…”

“Kürtlere söz geçirme” düşünce ve niyeti uygulanan bir yol olmaya devam edecektir.

On ikinci mektup, kışkırtma cümleleriyle başlar: “Ulusal Güçlerin başındakilerin, Fransa’ya son zamanlarda dikkati çekecek bir eğilim gösterdikleri gibi Irak’ta çıkardıkları kargaşaya karşın, öbür yönden Suriye’deki egemenliğinize de darbe vurmak istiyorlar. Bu kuvvetin sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve savsama, İslam dünyasında İngiltere’ye karşı olağanüstü kaynaşmalar doğuracaktır. En çok dikkat edilmesi gereken bu noktayı, önemle görmek ve siyaset alanımızın ileri gelenlerine göstermek çok önemli ve çok gereklidir.”

Sait Molla, bu cümlelerin ardından yaltaklanmaya geçer: “Türkiye üzerinde, sizden başka bir gücün erkini ve egemenliğini sürdürmesi, politik amacımıza aykırıdır. Fransa, İtalya ve özellikle Amerika’nın gerek devlet adamları gerek basını ile bu kuvvete gösterdikleri çeşitli eğilimler, politik ve askerî üstünlüğünüzün kıskanıldığının açık bir kanıtıdır.”

Batı bizi kıskanıyor zihniyeti buradan mı kalmıştır, bilinmez! Biz, kaldığımız yerden devam edelim ve İngiliz parası ile ruhları satın alınanların durumunu okuyalım: “Balıkesir dolaylarındaki kuvvetlerimiz bozguna uğrayarak kaçmış ve de gizlenmişlerdir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor. Beş bin liradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor. Karaman’dan gelen mektupta şimdilik beklemek zorunluğunda olduklarını ve Kayseri’ den gelen mektupta da, yakında çarpışmaya başlayacaklarını bildiriyor. Ziya Efendi de ‘işaretli’ yerlerde örgüt bittiğinden sadece ödenekle oraya doğru yola çıkmak zorunda olduğunu ağızdan söylüyor.”

Mektubun sonunda Sait Molla, izlendiklerini, plânlarından Sivas’ın haberdar olduğunu belirtecek ve “Dışa ilişkin plân ve örgütlenmelerde benden başkasını kullanmasanız daha uygun davranmış olursunuz.” diyecektir.

Atatürk şöyle der: “… Bildiğiniz başkaldırıları, bozgunculukları, resmî düşman güçlerinin saldırılarını bastırmak, ortadan kaldırmak için çok uğraştık. Ali Rıza Paşa hükûmeti, gözüne batan Ulusal Güçleri batırmaya ve bunun için bizimle didişmeye bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi, ondan sonra iş başına geçen yüksek arkadaşları da onun yolundan gitmekten ve sonunda yıkımdan yıkıma ve rezillikten rezilliğe sürüklenmekten başka bir iş görmediler.”
***
21. yüzyılın ilk çeyreği neredeyse dolmak üzere. Cumhuriyet’imizin ikinci yüz yılına girmemize de sayılı bir zaman kaldı. Bugün, artık içeride ve dışarıda “memleketi baştan başa ateşe vermek” düşüncesini taşıyan hiçbir güç olamaz, hiçbir güç buna yeltenemez, yeltenilirse de bu, karşılıksız kalmaz; 15 Temmuz’da kalmadığı gibi. Ancak, unutulmamalıdır ki, 15 Temmuz’u yapanlar, Gazi Meclis’i bombalayanlar bugün FETÖ diye ilan edilse de iktidarlar tarafından hep korundular; mevcut iktidardan da istediklerini altın tepsi içinde sürekli aldılar.

Yaşananlardan ders alındığını söylemek mümkün değildir çünkü onların yerini aynı zihniyetin farklı uzantıları doldurmaya başlamıştır. Bunların tarikat ya da cemaat olması ya da adlarının Nakşibendi, Nurcu, Süleymancı, Fetullahçı, Menzil, Işıkçı, v.s. olması bu gerçeği değiştirmiyor. Kur’an’dan onay almamaları da gerçeği değiştirmiyor. Var oluş nedenleri, kafalarında yarattıkları “şeriat” ı uygulamaya koymak; Atatürk Cumhuriyeti’ne, laik hukuk devletine karşı olmak.

Diğer yandan bir ülkede hükümet edenler; akıl ve liyakatı devre dışı bırakarak, her ne pahasına olursa olsun iktidarı elde tutabilmek için dini siyasete bol keseden âlet ederlerse, bu durumda memleket “yıkımdan yıkıma ve rezillikten rezilliğe sürüklenmekten” kendini kurtaramayabilir. Sait Molla-Rahip Frew mektupları bu bağlamda üzerinde durulması gereken metinlerdir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu mektuplar için kullandığı “gelecek kuşakların ders almasını ve uyanmasını sağlayacak nitelikte bulunan” ifadesi öylesine söylenmiş bir söz değildir.

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynak:
SİTE, NUTUK; 6. Dosya, s. 250-299