“Kanunsuz Topraklar” dizisinin hatırlattıkları (1)


“Zonguldak’ın sahibi üç şehit vardır:
Şehit asker…
Şehit madenci…
Ve madenlerin ilk kurbanı efsanevî şehidi, Uzun Mehmet…”

Geçtiğimiz hafta çok iyi bir dizi final yaptı; “Kanunsuz Topraklar”… Dizi, 1939 yılında ve Zonguldak’ta geçiyordu. Konu; buradaki bir kömür madeni üzerinde dönen dolaplar; madenin acımasız patronunun emek sömürüsü ve yörenin yoksulluğunun yanı sıra, dönemin zenginleri ile ülkeye, iş yapmak bahanesiyle çöreklenen Fransızların birlikte kafa kafaya verip madeni ele geçirme planları etrafında dönüyordu.

Dizi ilk yayına girdiğinde çok sevinmiştik. Nihayet, ülke gerçeklerini gözler önüne seren ve yakın tarihimizi özellikle de maden zengini Türkiye’de yaşananları konu alan bir diziyi izleme şansına kavuşmuştuk. Ancak, dizi 16 hafta sonra beklenmedik bir şekilde final yaptı. Hepimiz çok şaşırdık. Bir sürü kalitesiz dizinin birkaç sezon oynadığını düşünecek olursak, böylesine kaliteli ve anlamlı bir konuyu işleyen dizi nasıl olmuştu da bu kadar kısa sürede final yapmıştı, anlamak mümkün değildi. Yetkililer, gerekçe olarak izlenme sayısının düşük olmasını göstermişler ancak böyle bir dizide bu ihtimal çok da gerçekçi olmasa gerek. Tabi, şüpheler peş peşe oluşmaya başladı; acaba dizide işlenen konu birilerini rahatsız mı etti ya da bazı küresel devlerin canı mı sıkıldı, kanala bir yerlerden baskı mı geldi de kaldırıldı, bilemedik.

Diyeceksiniz ki nereden çıktı bu şüpheler…

Öncelikle Osmanlı’dan bugüne Türkiye’nin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin ABD ve Batılı ülkeler tarafından nasıl sömürüldüğünü düşünecek olursak şüphelerimiz pek de yersiz sayılmaz. Kömür de bu zenginliklerden sadece biri. Şöyle bir geçmişe doğru uzanalım ve ülkemizdeki kömür madenlerinin tarihçesini kısaca hatırlayalım. Bakalım şüphelerimizde haklılık payı var mı?

“Tarih 10 Şubat 1920. İstanbul’da çıkan, Yunan taraftarı bir Fransız tarafından çıkartılan BOSFOR gazetesinin haberi: ‘Kömür meselesi; millî niteliği haiz bir meseledir. Türklerin bu meseleyi bu kadar kaydî ile telakki etmelerine müsaade edilmemelidir. Eğer, Mustafa Kemal’in oyunları Türkleri büyülüyor ve eğlendiriyorsa onu alıkoysunlar. Onlar hançer oyununu kömür işine tercih ederler. Rahatlarına baksınlar. Onlar kendi mezarlarını kazarken biz Fransızlar boş münakaşalarla vakit kaybetmeyelim. Entrikalara nihayet verelim, kazmayı alıp çalışalım.”*

Osmanlı, madenlerini ağırlıklı olarak ordusuna silah ve cephane, hazinesine de sikke (para) temini amacıyla işletmiştir. Cevherleri mamul maddeye dönüştürerek ihraç etmek ve bu sayede ülkeye daha fazla para kazandırmak düşüncesi oluşmamıştır. Avrupa’da gerçekleştirilen sanayi devrimine de ayak uyduramamıştır.

Dizinin geçtiği Zonguldak’ta bulunan Zonguldak Maden Kömürü Havzası, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde 19 Kasım 1829 tarihinde, Uzun Mehmet adlı bir asker tarafından bulunmuştur.

Hikâyesi şöyledir: “Askerliğini bahriye eri olarak yapan Uzun Mehmet, bir gün Ereğli’de, Kösedağı mevkiinde bulunan Neyren köyü civarındaki değirmene gider. Dere kenarında dolaştığı sırada bazı siyah taşlara rastlar. Askerde kendisine gösterilen siyah taş (yanan taş) aklına gelir. Bunlardan biraz toplayarak değirmende yanan ocağa atar. Taşların yandığını görünce çok sevinir. Ertesi gün aynı yere gizlice giderek daha geniş bir alanda arama yapar ve bazı yerleri kazar. Uzun Mehmet, Zonguldak kömür yataklarını bulmuştur. Çuvala koyduğu kömür numunelerini İstanbul’a götürür. Padişah II. Mahmut, kömürün bulunuşuna sevinerek, Uzun Mehmet’i 5000 kuruş mükâfat ve 600 kuruş aylıkla ödüllendirir. Dönemin Ereğli ileri geleni Hacı İsmail Ağa, Uzun Mehmet’in kömürü bulmasını hazmedemez ve İstanbul’a fen heyetine gitmek için yola çıkan Uzun Mehmet’i, Leblebici Hanı’nda öldürtür.”

Hikâye böyledir ancak Uzun Mehmet’in bu kadar basit bir nedenle öldürülmüş olabileceği bize çok da mantıklı gelmemektedir. Neyse, konumuza dönelim.

Havza’da 1848 yılında üretime başlanır. 18. yüzyılda enerji kelimesinin karşılığı petrol değil, kömürdü ve kömür tüm dünyanın en değerli enerji üreten madeni olarak Osmanlı Devleti sınırlarının içinde bulunan Zonguldak’taydı. Elbette bu durum emperyalist ülkelerin iştahını kabartıyordu. İngiltere, Zonguldak’ın kıymetini anlayan ilk emperyalist devlet olmuştu. 1849’da Osmanlı’da bulunan İngiliz ve gayrimüslim tacirler aracılığıyla Sultan Abdülmecid’den gerekli izinler alınır ve yasal düzenlemeler yapılarak Zonguldak ve havzasının işletme hakkı kiralanır. Bu arada durumdan yararlanan başka yabancılar da çok sayıda ruhsat alarak Havza’da üretime başlamışlardır. John ve George Berkeley adlı İngiliz maden mühendisi kardeşlerin gelmesi sonucunda Kozlu ve Üzülmez bölgesinde ilk kuyular açılarak sahilde demiryolu döşeme çalışmaları yapılır. 1858 yılında çıkarılan Arazi Kanunu ile ilk kez yasal kurallar konulur.1855-1865 döneminde Havza, İngiliz Kömür Kumpanyası ile idare edilir.

1878 yılında, Havza’nın sınırları tespit edilir. Tren ve dekovil hatları döşenerek ocaklara numara ve damarlara isim verilir.  Kömür üretiminin % 40 oranında ihracına müsaade edilmesi ile kumpanya yani yabancı sömürüsü daha da ileri boyutlara taşınır. (1884-1908) Bu dönemde kurulan şirketler sırasıyla; Ermeni Karamanya Kumpanyası, Gürcü Kumpanyası, Saracazadeler Maden Kömür Şirketi ve Fransız, Ereğli Şirketi Osmaniyesi’dir.  Bu şirketler sayesinde en iyi damarlardan üretime gidilerek kömür havzası yağmaya uğratılır. 1908-1914 döneminde Kozlu Kömür Madeni İtalyan ve Yunan sermayesi ile yönetilir. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Harp Kömür Merkezi kurularak, idarenin bir Alman albaya verilmesi sonucunda Havza, Almanların nüfuzu altına girer. Harbin sonunda Fransız sermayesini korumak bahanesiyle Havza’nın idaresi, merkezi İstanbul’da bulunan “İtilaf Kuvvetleri Kömür Komisyonu” na verilir. (1914-1920)

1906’da Maden Nizamnamesi yürürlüğe girer. Yürürlüğe giren kanunlar ile madenlerle ilgili olarak, Osmanlı Devleti’nde yabancılara tanınan haklar sınırlanmış ve madenlerin üzerinde ulusal çıkarların korunması sağlanmış olsa da tabloya bakıldığında durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılmaktadır.  Bu yasa 1954 yılında Demokrat Parti (DP) döneminde çıkarılan Maden Kanunu ile yürürlükten kaldırılacaktır.

Zonguldak Taşkömürü Havzası uzun yıllar İngiliz, Fransız, İtalyan ve Almanların çıkarları ve yönlendirmeleri doğrultusunda işletilmiştir. Osmanlı döneminde; Almanya, Fransa, İngiltere ve Rusya gibi ülkeler bakır, krom, kurşun, bor ve kömür madenleri ile ilgilenmişler ve küçük işletmeler kurmuşlardır. Örneğin, İngilizler Balıkesir, Susurluk’ta pandermit ve Murgul bakır madenini, Fransızlar Balıkesir yöresi boraks madenleri, Fethiye yöresindeki krom madeni ile Balya’daki kurşun-çinko madenini**, Almanlar da Artvin, Kuvarshan bakır madenini işletmişlerdir.

Zonguldak Kömür Havzası, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ihmal edilmiş ve yabancıların yönetimine bırakılmıştır. Zonguldak Kömür Havzası ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı hamlelerle hak ettiği değeri kazanmıştır. Çünkü “Karaelmas” bölgesi olarak da anılan Zonguldak, sanayi hayatının ayrılmaz bir gereksinimi olan kömürü bağrında taşıması nedeniyle, kendine özgü bir karakter ve önem taşımaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin tüm sorunlarında olduğu gibi madencilik sorunlarında da ciddi atılımlar gerçekleştirmiştir.

Devam edecek…

Tülay Hergünlü – SMMM

Dinlemek için tıklayın

 

*Zonguldak Nostalji Editörü Yüksel Yıldırım’ın sosyal medya üzerinden paylaştığı haber. “Zonguldak’ın kömür madenlerine el koyun” (https://www.zhaber.com.tr/zonguldak/zonguldak-in-komur-madenlerine-el-koyun-h30579.html)
** Balıkesir’in Balya ilçesi, yüz yıl önceden kalan ve bugün halen doğada tahribata neden olan maden atıklarından kurtulmaya çalışıyor. Doğanın zarar görmesine ve toplu balık ölümlerine neden olduğu tespit edilen ve yüz yıldır açıkta kaderine terk edilen atıklar ilgisizlikten yıllardan bu yana aynı yerde duruyor. Milliyet Özel Haber; “Fransız zehrini tarihe gömecek” 1 Temmuz 2015


2 thoughts on ““Kanunsuz Topraklar” dizisinin hatırlattıkları (1)

  • 17 Şubat 2022 tarihinde, saat 09:12
    Permalink

    Dizinin bu kadar çabuk final yapmasının sebebi iki başrol oyuncusunun uyumsuz olmasıydı. İkili, her biri ayrı ayrı popüler birer oyuncu olmasına rağmen sosyal medya listelerine bir türlü giremedi. Sadece sosyal medyada çok küçük bir hayran kitlesi vardı ve bunun dışında, bu her hafta düşük düşük reytinglere yansıdı. Ayrıca, aktrisin kadınlara saygısızlık gösteren herhangi bir rolde asla oynamayacağını söylemesine rağmen, Gulfem’e erken saatlerde bazı iğrenç taciz olayları oldu.
    Gösteri, Türkiye’deki madencilik konusunun zengin tarihine neredeyse hiç odaklanmadı.
    Bunun yerine korkunç yazarlar, uyumsuz başrol oyuncuları arasında sürekli olarak iğrenç öpüşme sahneleri isteyen sosyal medya ergenlerini sürekli dinledi.
    Sürekli ayrılıp barışan tiksindirici romantik komedi tipi bir çift yerine, odak noktası madencilik sorunu ve madencilerin mücadelesi olsaydı, dizi başarılı olurdu.

  • 18 Şubat 2022 tarihinde, saat 20:32
    Permalink

    Merhaba. Öncelikle değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Çoğuna katılıyorum ancak izlediğim kadarıyla dizide savrulma, maden patronunun ölümünden sonra başladı. Sanırım dizinin sona ereceğinin işareti, konunun ana temalarından birini vurgulayan çok önemli bir karakterin bu kadar erken ayrılmasıyla işaretini vermişti. Sonrası senaryo saçmalıkları…Çok iyi bir konuyu ele almışlardı ancak sürdüremediler. Elbette bunlar benim kişisel gözlemlerim. Gerçek nedenini dizinin yapımcıları bilir. Zonguldak’ta çok büyük bir kömür hikâyesi/dramı yatıyor. Umarız konu bir gün yeniden gündeme gelir ve iyi bir ekiple düzgün bir proje ortaya çıkar. Esen kalın .

Yorumlar kapatıldı.