İstimbota binene kadar “diplomat”… 16 Mayıs 1919

Mustafa Kemal, İstanbul’dan Samsun’a, Ordu Müfettişliği görevi ile gidecektir. Bu yetkiyi kendisine veren, Damat Ferit Paşa hükümetidir. Bu görev neden verilmişti? Ülkenin kaderini, İslam’ın kaderini ve tarihin akışını değiştiren gelişmelere, hayatın inanılmaz payına bir göz atalım.

Mustafa Kemal, Nutuk’ta kendisine verilen yetkiyi şöyle anlatır:

“Bu yetkiye göre, Ankara’da bulunan 20. Kolordu ve bunun bağlı olduğu müfettişlik ile ve Diyarbakır’daki Kolordu ile ve hemen bütün Anadolu mülki amirleriyle yazışabilecek ve bunlarla, ilişki kurabilecektim. Bu geniş yetkinin, beni İstanbul’dan sürüp uzaklaştırmak amacıyla Anadolu’ya gönderenler tarafından bana nasıl verildiğine şaşabilirsiniz.  Derhal belirtmeliyim ki, bana bu yetkiyi onlar, bilerek ve anlayarak vermediler. Ne olursa olsun benim İstanbul’dan uzaklaşmamı  isteyenlerin icat ettikleri sebep ‘Samsun ve yöresindeki asayişsizliği yerinde görüp önlem almak için Samsun’a kadar gitmek’ idi. Ben, bu ödevin yapılmasının bir görev ve yetki sahibi olmaya bağlı olduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler. O tarihte Genelkurmay’da bulunan ve benim amacımı bir dereceye kadar sezen kişiler ile görüştüm. Müfettişlik görevini buldular ve yetkiye ilişkin talimatı da ben kendim yazdırdım. Hatta Savaşişleri Bakanı olan Şakir Paşa bu talimatı okuduktan sonra imzada duraksamış, anlaşılır anlaşılmaz bir şekilde, mührünü basmıştır.”

Sadrazam Ferit Paşa’nın evinde yenen yemeğe kadar geçen süre…

Mustafa Kemal, Umumi Harp içinde ikinci kez 7. Ordu Komutanı sıfatıyla Suriye’ye gönderilmiş, orada, cephedeki orduların menzil müfettişliğini yapan Miralay Avni Bey tarafından karşılanmış ve kendisine, durumdan memnun musunuz sorusunu yöneltmişti. Avni Bey büyüklerin her şeyi onlardan daha iyi düşüneceğini söylemiş, Mustafa Kemal de “Hayali büyükler karşısında kendini çok küçük gören” Avni Bey’e, bu “büyükler” in kim olduğunu sormuştu. Sayılan isimler, Mustafa Kemal’e çok küçük görünen adamlardı. Mustafa Kemal, bir süre sonra Ordular Grubu Komutanı olunca, Avni Bey’le tekrar karşılaşmış ve bazı durumlardaki “aczini ve miskinliğini” görerek görevden almıştı.
***
Umumi Harp bitmiş, mütareke dönemi başlamış, Avni Bey de, Bahriye Nazırı Avni Paşa olmuştur. Mustafa Kemal de kafasında kurduğu işi yapmak, memleketi kurtarmak için artık “diplomat” olmuştur.

Bir sabah kalkar ve Avni Paşa’yı ziyarete gider. Doğruca makama girdiğinde, “Paşa, her zaman olduğu gibi evinden sefertası ile getirttiği yemeği yemekle meşgul” dür. Paşa’nın telaşlandığını gören Mustafa Kemal, “rahat olunuz ve yemek yemeğe devam buyurunuz,” der. Nihayet sefertasları kalkar! Bahriye Nazırı, peçeteyle ağzını silerken, “Görüyor musunuz ben ne oldum? Ve şimdi sen ne durumdasın? İmparatorluk beni takdir etti. İşte bak, bahriye nazırı makamına getirdi.” der. Mustafa Kemal ise “diplomat” olmaya devam ederek kendisini Osmanlı hükümetini oluşturan kişiler ile tanıştırmasını rica eder. Avni Paşa memnundur!

Avni Paşa hemen o gece Mustafa Kemal’i gelip Şişli’deki evinde görür. Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’in de kendisiyle görüşmek istediğini söyler ve gider getirir. Mustafa Kemal’e, İttihatçı olup olmadığını sorarlar. Aldıkları yanıttan sonra; “Siz bizim için korkunç olmaktan ziyade yararlanılır bir kişiliksiniz.” derler ve ertesi gün kendisini Serkl Doryan’da bir öğle yemeğine davet ederler. Mustafa Kemal daveti kabul eder…

Ertesi gün…    

Sofra dört kişiliktir. Mustafa Kemal’in karşısındaki yer boştur. Bu yer, Paşaların çok sevdiği Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit için ayrılmıştır. Mustafa Kemal’den, Refik Halit’i davet için izin isterler. Ancak cevap; “Benim sofram her gelen için yer vermez.” şeklinde olacaktır. Mustafa Kemal, bir Türk komutanı karşısında olduklarını hatırlatmıştır.
***
Harbiye Nazırı Şakir Paşa,
Mustafa Kemal’i, Damat Ferit Paşa’ya götüreceğini söyler ve rica eder: “Çocuğum beni utandırma, kendini tut. İyi konuş!” Damat Ferit’in yanına giderler. Şakir Paşa, Mustafa Kemal’i, “yeni vazife ile Anadolu’ya gidecek Mustafa Kemal Bey” diye takdim eder. Sorular ve cevaplar Sadrazam’ı memnun etmiştir. Çıkışta, Şakir Paşa, dikkatinden dolayı Mustafa Kemal’e teşekkür eder. “Ben vazifeyi yaparım. Tarih bunu yazacaktır. Fakat senin de benim yaptığımı unutmamanı istiyorum.” der. Mustafa Kemal de bu namuslu adamın elini öpecek ve “Yaptığınız büyüktür. Bunu bir gün gözleriniz ile görmenizi dilerim.” diyecektir. Ardından Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’in yanına giderler. Şakir Paşa burada da, Mustafa Kemal’in hükümet tarafından verilen görevlerin hepsini yapacağını ve kendisine yardım etmeleri gerektiğini vurgular. Mehmet Ali Bey de zaten Mustafa Kemal’in evine gittiğini ve ona yardım edeceğini söyler.

Davetten on gün önceki gelişmeyi de vererek resmi tamamlayalım:

İngiliz kumandanı, Ferit Paşa’ya gider ve bazı illerimizdeki kuvvetlerin halkla birleşerek Hıristiyanlara karşı katliam yapılacağı konusunda haber aldıklarını ve bunu önlemek için de Doğu’ya asker göndererek işgal edeceklerini söyler. Telaşlanan Ferit Paşa ise böyle bir durumun olmadığını, kendisine üç gün izin verilmesini ve oraya İttihatçı olmayan bir komutan göndereceğini söyler.

Bundan sonradır ki Mustafa Kemal, Damat Ferit Paşa’nın Nişantaşı’ndaki konağına davet edilir. Damat Ferit, kendilerinden olduğunu sandığı Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’yı da davet etmiştir. Tarih 14 Mayıs 1919…

Sessizce yenen yemeğin ardından, ortasında genişçe bir masanın durduğu bir odaya geçerler. Harita getirtilir. Sadrazam’ın, Samsun dolaylarında ne yapacaksın, sorusuna Mustafa Kemal’in cevabı, “Rumların başladığı gerillayı bastırmak,” şeklinde olur ve devamla, İngiliz raporlarını abartılı bulduğunu, yerinde yapılacak incelemelerden sonra gereken önlemlerin alınabileceğini söyler. “Merak buyurmayınız,” der. Sadrazam bu kez de Cevat Paşa’nın fikrini ister. Cevat Paşa da “çok doğal bir tavır ve dille”, böyle işler yerinde çözülür der. Sadrazam’ın hoşnutsuzluğu sürmektedir ve Mustafa Kemal’den, harita üzerinde komutasının kapsayacağı alanı göstermesini ister. Mustafa Kemal, Sadrazam’ın vesvesesini anlamıştır. Henüz bilmediğini söyler ve “ihtimal şu kadar bir parça,” diyerek bazı illeri eli ile sınırlar. Sadrazam, anlamlı bir şekilde Cevat Paşa’ya bakmaktadır. Cevat Paşa, durumun önemsiz olduğunu ima edercesine; “Paşa, doğal olarak o mıntıkada kuvvete komuta edecektir. Zaten nerede kuvvet kaldı ki,” der ve haritanın başından ayrılır. Sadrazam sonunda tatmin olmuştur ve Mustafa Kemal’e, vazifeye gitmeden Zat-ı şahaneyi ziyaret etmesini söyler. (Bu ziyaret, ayrıntıları ile “Samsun’a çıkış öncesinde Vahideddin’le görüşmeler” başlıklı yazımızda verilmiştir.)

Konaktan ayrılırlar. Gecenin karanlığında Teşvikiye’ye doğru kol kola yürümektedirler. Cevat Paşa çok samimi bir dille sorar:

– Bir şey mi yapacaksın Kemal?
-Evet Paşam, bir şey yapacağım.
– Allah başarılı etsin!
-Mutlaka başaracağız!

Cevat Paşa, Mustafa Kemal’in maksadını anlamıştır. Harbiye Nazırı Şakir Paşa ise, Mustafa Kemal’in Anadolu’da ne yapmak istediğini tamamen kavrayamamış ancak müfettişlik göreviyle gönderilmesini gerekli bulmuş, Mustafa Kemal’in ifade ettiği gibi, yetkiye ait talimata “anlaşılır anlaşılmaz bir tarzda” mührünü basmıştır.

Mustafa Kemal şöyle diyecektir: “Ne âlâ şey. Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamıştı ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duyduğumu tarif edemem. Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir âlem vardı. Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim…”

***
Mustafa Kemal, Ali Kemal tarafından nazırlara verilen ziyafete de katılacak, yanında götüreceği arkadaşlarını saptayacak ve kadrosunu Harbiye Nazırı’na onaylatacaktır.

16 Mayıs sabahı … İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği haberleri gazetelerdedir. Halk yas içindedir. Mustafa Kemal, aynı zamanda da yaveri Ekrem olduğundan Beşiktaş’taki Sinanpaşa Camii’nin selamlığına gitmiştir. Mahfelde huzura kabul edilir, vedalaşır ve vapura gitmek için çıkar. Kendisini uğurlamaya gelenlerin ellerini sıkacak ve vapura gitmek için istimbota binecektir.

Kız kardeşi Makbule Atadan ise Mustafa Kemal’in İstanbul’dan gidişini; “Annemin hayır duaları, benim hıçkırıklarım ve merdivenlerden koşarcasına inen onun ayak sesleri.” olarak ifade edecektir.

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:
SİTE; NUTUK, 1. Dosya, s. 2-49
Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk’ün İstanbul’daki Günleri, Alfa, s. 42-55