Güneşe dokunmak


Birkaç gün önce, “insanoğlu güneşe dokundu” haberleri yer aldı medyada.  NASA’nın Parker Solar Probe adlı uzay aracı güneşe en çok yaklaşan uzay aracı olarak tarihe geçti. Başka bir ülke de olsa, insanoğlunun katettiği yolu düşününce seviniyorsunuz, diğer yandan da kendi ülkenizdeki muasır yani çağdaş ilerleme seviyesini sorguluyorsunuz.

1923’te biz güneşe değil ama bir güneş bize, bu topraklara dokundu ve 15 yıl boyunca ülkenin her karışına dokunmaya devam etti; her yeri ısıttı ve aydınlattı. Ancak, o sıcaklığı ve aydınlığı yüreğinde ve beyninde hissettiğini söyleyen büyük çoğunluk gereğini yapmadı ve ülkemiz 1938’den beri yavaş yavaş alaca karanlık kuşağına girdi. 21. yüzyılın başlamasıyla da alaca karanlık kuşağı, yerini karanlık bir belirsizliğe bırakmaya başladı. Türk milleti; insan hakları, adalet, ekonomi, eğitim, sağlık, iç ve dış siyaset ve daha birçok başlıkta önünü göremez oldu. Peki ne yapmalıyız?

Yapılması gereken, en yalın ifadesiyle, bu topraklara dokunan güneşe tekrar dokunmaktır.

Güneşe dokunmak, 1919 yılında ulusal örgütün genişlemesi ve kuvvetlenmesiyle olmuştu. Bugün de demokrasiye, hukuk devletine ulaşmak için, karanlığa son vermek için ulusal örgütün genişlemesine ve kuvvetlenmesine ihtiyaç vardır. Atatürk Cumhuriyeti’nin “yüzüncü yıl seçimi” ne hazırlananlara yol göstermesi adına Nutuk’tan yine bir bölümü paylaşalım.

Sivas Kongresi sonrası günlerdir, Ekim 1919 günleri... “Ferit Paşa hükûmetinin düşmesi, memlekette bazı kararsız görünen yerlerin de duygularında ve moralleri üzerinde iyi etki yaptı. Her tarafta, üst düzey sivil ve asker görevliler başta olmak üzere, örgütlenmeye hız verildi.” der Atatürk. Diğer yandan milletvekili seçimleri için de büyük bir ilgi ile çalışılmaktadır. “Memlekette, bütün ulusal örgütlerin, tek ad altında, Temsilci Kurul’a bağlanması” ilkesi izlenmektedir. Ancak bazı yerlerde bu amacın anlaşılmadığı görülür. Redd-i İlhak gibi, Karakol Cemiyeti gibi kuruluşlar ayrı çalışma yapmak düşüncesindedirler. Hürriyet ve İtilaf Cemiyeti de Anadolu’ya karşı örgütlenme içindedir. Karışıklığın önüne geçmek için gerekenler yapılır; Kolordu komutanları uyarılır. Ayrıca İstanbul’da gizli çalışma yapılmasına karar verilir.

Meb’uslar Meclisi’nin nerede toplanması gerektiği üzerine yoğunlaşılır. Erzurum’dayken, “Meclis toplanmalı, ama İstanbul’da değil, Anadolu’da.” diyen Atatürk, Nutuk’ta şöyle bir açıklama getirecektir: “Meclis’in İstanbul’da toplanması kadar mantıksız ve amaçsız bir davranış düşünemiyordum. Ancak bu konuda yetkili olanları ve kamuoyunu bu gerçeğe inandırmadıkça, düşüncemizin gerçekleştirilmesi mümkün değildi. İstanbul’da toplanmanın sakıncalarını, doğal bir şekilde belirtmek gerekiyordu.”

Bu arada, Meb’uslar Meclisi 13 Ekim 1919’da açılır. Meb’uslar Meclisi’nin güvenliğini sağlamak için hangi önlemler alındığı da ulusal örgütün merkez kurulunda bulunan ve Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olan Albay Şevket Bey’den sorulur. Birkaç gün önce de Denizişleri Bakanı Salih Paşa Temsilci Kurul ile görüşmek istediğini bildirmiş,  buluşma yeri olarak da Amasya’da karar kılınmıştır.

Atatürk, Amasya buluşmasını ayrıntılarıyla anlatırken, asıl amacı da: “Ulusal örgütlerin ve Temsilci Kurul’un, İstanbul hükûmeti tarafından resmî surette tanınmış ve siyasal bir varlık olduğunu ve görüşmelerimizin resmî ve bunların sonuçlarının uygulanmasının zorunlu olacağının iki tarafça resmen üstlenilmiş olduğunu vurgulatmak bizce esastı.” sözleriyle belirtir.

Yukarıda, “yüzüncü yıl seçimi” ne hazırlananlara yol göstermek düşüncesiyle Nutuk’tan bazı bölümleri aktaracağımızı belirtmiştik. Bu bağlamda, Temsil Kurulu ve Denizişleri Bakanı Salih Paşa arasında Amasya’da yapılan ancak gizli sayılıp imzalanmayan bir dördüncü protokole de değinelim. Bunun 6. maddesi şöyledir: İngiliz Muhipler Derneği’nin kapı kapı dolaşıp ahaliye kâğıt mühürlettirmesinin önlenmesi.

Bilindiği gibi İngilizlerden para yardımı alan bu cemiyet, kurtuluş mücadelesine karşı her türlü yıkıcı örgütün ve eylemin destekçisi olmuştur. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Burcu Başak Alp’in* tez çalışmasındaki bilgilere göre; Cemiyet’in çalışmaları arasında, devlet memuriyetinde olan kişileri cemiyete üye yapmak, faal olarak çalışmalarını sağlamak da vardır. Örneğin Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Ankara ili içindeki memurları cemiyete üye olmaya zorlar, Çanakkale tarafında bir kaymakam kapıları çalarak cemiyete üye kaydeder. Sait Molla ve arkadaşları da kapı kapı dolaşarak halka kağıt mühürletir ve cemiyete üye kaydederler. İngiliz casusu Rahip Frew’un talimatıyla İstanbul’un en yoksul semtlerinde, Türk ailelerine her gün çok miktarda et dağıtılır. Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile de işbirliği yapılır. İşgal altındaki İstanbul’un zenginleri ve ileri gelenleri de hem mevcut durumlarını korumak hem de işgalden menfaat sağlamak amacıyla derneğe üye olurlar.

Ortam ve şartlar birebir aynı değilse de karanlığın zihniyetinde, günümüzde de değişen bir şey olmadığı çok açıktır. Yöntem aynıdır: Fakirin de zenginin de sadece midesine yönel, gerisi gelir. Hele üstüne biraz da din sosu dökersen fakir hayal âlemine dalıp cennet derdine düşer, zengin de zebani edebiyatıyla gününü gün eder, pudra şekeriyle (!) ağızlar tatlanır, beyinler uçar. İçlerinde Mars’a gidip dönmemek isteyenler bile vardır. Fakire hak verilebilir, çaresizliği anlaşılabilir de yedi kuşak sonrası için malı biriktirenleri nasıl tanımlayacağız?

Konumuza dönelim… Meclis’in İstanbul’da toplanmasının uygun olmadığını kabul edip onaylayan Salih Paşa, bu onayın sadece kendi adına olduğunu, hükümet adına söz veremeyeceğini belirtir. Ancak hükümet üyelerini ikna etmek için çalışacak, başarılı olamazsa da hükümetten çekilecektir. Atatürk şöyle der Nutuk’ta: “Salih Paşa, bu konuda başarılı olamamıştır.”

“İstanbullu Misafirler” başlığı altında da anlattığımız Salih Paşa’nın başarılı olmak gibi bir niyeti gerçekten olmuş muydu, bilemeyiz ancak biz güneşe dokunmak istiyorsak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünü yol tabelamıza yazmalıyız:

“Halk ile yakından temas et!”

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın


Yararlanılan Kaynaklar:

SİTE; NUTUK, 5. Dosya, 200-249
* https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/31634/tez.pdf?sequence=1