Günce (3) Kadınlara özgürlük


“Kadın varlığı, ulusun bin bir noktadan temelidir! Artık, kadını süs tanımak fikrini tazelemek doğru değil!”* diyen Atatürk’ün, 7 Kasım-24 Aralık 1916 günlerini kapsayan Günce’sinde, Türk Devrimi ile ilgili bazı temellerin zihninde oluştuğunu da görebilmekteyiz.

21 Kasım… Bitlis ziyareti bitmiştir, Silvan’a dönmek üzere hareket edilecektir. Günün ilk notları şöyledir: “… Eşyalar toplandı. Yaverin odasında, Bitlis’in bana Pompei harabelerini hatırlattığını ve Ninova harabeleri münasebetiyle tarihten bahsolundu. Hulefa-i Abbasiye’nin başını yiyen kumandanlar, Ehl-i Salip (Kudüs’ü Müslümanların elinden alarak onların saltanatlarına son vermeyi amaçlayan Hristiyan topluluklar) savaşları yoluyla Avrupalıların Şark medeniyetinden istifadesi. Selçukî Türklerin, Osmanlı Türklerinden evvel Bulgaristan’a Varna civarlarına geçmiş olmaları…”

Tarih konusunda ileri derecede bilgi sahibi olduğu bu notlardan da anlaşılan Mustafa Kemal Paşa, ayaküstü de olsa tarihin akışına çarpıcı dokunmalar yapmaktan geri durmamış, dinin hem Batı’da hem de Doğu’da; yönetmek, güç ve menfaat devşirmek üzere kullanıldığını en veciz şekilde ve sadece iki örnekle anlatmıştır.

“Saat 7 evvelde” Bitlis’ten hareket ederler. Fırka Kumandanı ve karargâhı yarım saat kadar kendilerine eşlik eder ve kısa bir konuşma ardından vedalaşılır. Bu kısa veda üzerine Mustafa Kemal Paşa; “Yalnız baş ile selam vermek” diye bir not düşer ve zihninden geçenleri aktarır. Özetle ve günümüz Türkçesi ile vermeye çalışırsak: Mustafa Kemal Paşa’ya göre, kumandanlar hem birliklerinin içinde olmalı hem de birliklerinin ruh durumlarından haberdar olmalıdırlar. Bu, kumandanın daha emniyetle emir vermesini sağlar. Üstler, astlarıyla konuşmalı, onları sözü özgürce ve uygun biçimde söyleme konusunda alıştırmalıdır. Astların akıl yürütme tarzını ve ifade biçimini bilmek lazımdır ve faydalıdır. Bu düşüncelerle bir de eser yazmayı düşünür: “Terbiye-i Ruhiye ve Usul-i Muaşeret-i Askeriye”.  Şöyle devam eder: “Bunun için Fransızca bildiğim bir eser var. Onu da evvela okuyayım ve bu zemine ait esaslı sualleri umum zabitana vazife olarak vereyim. Mühim noktalar hakkında bazı büyük kumandanların mütalâasını talep edeyim.” Bu satırlar üzerine Türklerin tüm zamanlar için geçerli bir deyişini, Gazi’nin şahsında tekrar hatırlatalım: Öğrenen ve öğreten olmak!

22 Kasım… Mustafa Kemal Paşa, bir gece önce Kurmay Başkanı ile uzun bir sohbet gerçekleştirmiştir. Bu sohbetin öne çıkan başlığı; “tesettürün lâğvı ve hayat-ı içtimaiyemizin ıslahı” dır. Günümüz Türkçesiyle “örtünmenin kaldırılması ve toplumsal yaşamımızın düzeltilmesi, iyileştirilmesi” dir. Şükrü Tezer’in notuna göre “tesettür-i nisvan”, kadınların, erkeklerden örtünmeleri” dir.  

Burada biz de bir not düşelim. TDK’ya göre örtünmek iki anlama geliyor: “Kendi üzerine bir şey örtmek” veya “kadın, dinî açıdan görünmesi sakıncalı olan yerlerini örtmek”. Ancak ikinci anlamı (din) aldığınızda, bu “sakıncalı yerler” ifadesi Kur’an meallerinde yani çevirilerde ve doğal olarak kişiden kişiye, toplumdan topluma farklılık gösterebiliyor. Örneğin; “örtünme” nin tanımı, uygulanışı; Hz. Muhammed’in vefatından sonra ortaya çıkan ve âdeta birer din gibi kabul gören mezheplerde farklıdır, hatta bu farklılıklar; bağlı cemaat, tarikat ya da bunların alt kollarında da sürer gider. “Örtünme”, eskimiş bir kelime olarak belirtilen “tesettür” şeklinde kullanıldığında ise bunun kadın için anlamı; “erkekten kaçma, erkeğe açık görünmeme, örtünme” (TDK) olarak verilmektedir. Tesettürün diğer bir tanımı da “zorla, baskı ile kapanma, kapatma”** dır. Siyasal İslam’a göre “saçının telini göstermemek” le özdeşleşen örtünme yani tesettür ise kelime olarak Kur’an’da yer almaz.

Toplumun gelişiminde kadının yaşamsal bir yeri olduğunu düşünen Mustafa Kemal Paşa, sohbete konu olan “tesettürün lâğvı ve hayat-ı içtimaiyemizin ıslahı” başlığına üç cümle ile açıklık getirir: “1) Güç sahibi ve hayatı tanıyan, bilen anne yetiştirmek, 2) Kadınlara özgürlüklerini vermek, 3) Kadınlarla ortaklaşa hareket etmek; erkeklerin ahlakı, düşünceleri, fikirleri, hisleri üzerinde etki eder. Yaratılıştan gelen karşılıklı sevgiye yönelme.”

1923 yılında ise şöyle diyecektir: “Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla suçluyorlar, duraklama ve çökmemizi buna bağlıyorlar; bu hatadır! Bizim dinimiz, hiçbir zaman kadınların erkeklerden geri kalmasını istememiştir. Allah’ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak bilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu bilim ve bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak zorunluğundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü sınırlamalarla bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar, bilim ve bilgi yönünden ve diğer hususlarda erkeklerden asla geri kalmamışlardır; belki daha ileri gitmişlerdir.”*

Sabah 7’den önce Duhan’dan Ziyaret’e hareket edilir. “Hayvandan inince evvela Veyselkaranî’yi ziyaret. Camide bir saat kadar istirahat.” notunun ardından Koh köyüne gidildiği yazılıdır. Siirt Valisi Memduh Bey, hediye bir at göndermiş ve bir mektupla Mustafa Kemal Paşa’yı davet etmiştir.

23 Kasım… Sabah 9’dan evvel hareketle Kelhük köyüne gidilir ve orada bulunan “Alay 23, Tabur 1” teftiş edilir ve tatbikat yapılır. Öğleden sonra Koh köyüne dönülür. Mustafa Kemal Paşa, Memduh Bey’in hediye ettiği ata binmiştir. Notlar şöyle sonlanır: “Odada Nazım Nazmi (Bitlis Jandarma Kumandanı) ve Fuat’la (Alay Kumandanı Bulca) tensikat-ı memlekete (memleketi düzenleme) dair biraz konuştuk… Şimdi Fuat ut çalıyor.”

24 Kasım… “Alay 23, Tabur 2’yi teftiş ettim. Memnun oldum. Derviş ve Cemil Çeto davetime icabet etmedi.” Şükrü Tezer burada bir bilgi paylaşır. Derviş ve Cemil Çeto, 100-150 kişiden oluşan silahlı Kürt bir gruptur. Cephe gerisinde kendi başlarına atlı olarak dolaşmaktadırlar. Asayişi bozan hareketlerinden dolayı teslim olmaları istenir ancak Derviş ve Cemil Çeto teslim olmazlar.

25 Kasım… Mustafa Kemal Paşa, Alay 23 Tabur 3’ü Says köyünde teftiş eder, memnundur. Şöyle devam eder: “Tabur kumandanından Arıburnu’nda İngilizlerden alınmış bir masa ve örtüsü ve bir mitralyöz sınıfına mensup bir küçük kılnç (kasatura) aldım. Buna mukabil İtalya muharebesinden beri muhafaza ettiğim bir İtalyan dürbününü ve bir masa verdim. Cemil Çeto ile Derviş ikinci davete de icabet etmedi.”

26 Kasım… Mustafa Kemal Paşa Alay karargâhında istirahat etmektedir. Ertesi gün Siirt’e hareket edeceğini not düşer. Bu arada Kolordu sevk memuru yüzbaşı Ahmet Efendi’den şifreli bir telgraf alır. Zübeyde Hanım oğlunun, “mühim bir kumandanlığa tayin olunmak üzere” İstanbul’a gideceğine dair bir söylenti duymuş ve bunun üzerine Bursa’dan Dersaadet’e yani İstanbul’a gelmiştir.

Devam edecek…

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

 

* https://www.atam.gov.tr/duyurular/turk-kadini-ve-kadin-hukukunda-devrim  
**Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk; Kur’an’daki İslam, s.429, Yeni Boyut,2018


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir